Galiba, kardeş payı yapacaklar

Galiba, kardeş payı yapacaklar

0
PAYLAŞ

Kanada ve Danimarka arasındaki ilişkiye ne zamandır çıban başı olmuş, üzerinde in cin top oynayan, çekişmeli, kayalık bir ada yüzünde siyaset adam akıllı ısınıyor.

Fuzulî yere ısıtılan dış-siyaset nedeniyle Kuzey Kutbu’nda sular fokurdayacak mı, burası da tam olarak önceden kestirilemiyor…

Bizim Yunanistan’la nizâlı kaldığımız Bodrum açıklarındaki Kardak kayalık adacığı gibi olan, üzerinde ot bitmez Hans adasının geleceği, Kanada ve Danimarka askerlerinin ikide bir adaya çıkartma yapması sonucu belli olmayınca, iş diplomatlara kaldı.

Hans adası, Kanada’nın iyice kuzeyinde ve Danimarka toprağı sayılan Grönland ile arasındaki su boğazının tam ortasında yer alıyor. İngiliz kâşif John Franklin’in 1850’de üzerine adım atıp,¨Burası işe yaramaz bir kayalıktır, burada oyalanmaya gerek yok!¨ diye not defterine kayıt düştüğü bu ada, sonraki dönemde başka gezginler tarafından ziyaret edilmiş, her gelen kendi ülkesinin bayrağını dikmeyi marifet saymıştır.

1973 yılına kadar kâşifler dışında kimsenin farkında olmadığı bu dümdüz kayalık sonradan ‘deniz üzerindeki sınırları belirleme anlaşması’ adı altında gündeme getirilip Birleşmiş Milletler onayına sunulunca, birden kıymete bindi.

Zira BM onayına göre deniz üzerindeki kıta sahanlığı çizgisi Kanada lehineydi ve bu kayalık ada, oradaki boğaziçinin solunda, yani Kanada tarafında kalıyor, Danimarka ise böylece avcunu yalıyordu.

Bunun üzerine Danimarka Krallığı bu ada benimdir, benim kalacak diye ter ter tepinirken, İngiliz Haşmetpenâhı Kraliçe II.Elizabet’in ülkesi Kanada Monarşik Federasyonu, ölürüm de vallahi kayaları kimseye vermem, diye tutturdu.

O günden sonra iki ülkenin askerleri sık sık adaya çıkıp bayrak dikme yarışına girişecekti. 1,3 kilometre kare büyüklüğündeki, kasap tokmağı yemiş biftek gibi dümdüz bir kayalık olan Hans adasına sırasıyla Kanada askerleri mi çıktı, birkaç gün geçmeden bu kez Danimarka askeri adaya ayak basıyordu. Sadece askerler mi, hatta bir keresinde, 1984 yılında, Danimarka Başbakanı Tom Høyem helikopterine atlayıp ada üzerinde gövde gösterisi yaptı. Orası çok soğuk olduğundan ve zaten Kanada başbakanları yeterince üşüdüğünden olsa gerek, hiçbiri adaya teşrif etmeyecekti, ama sık sık Kanada bayrağı dikmek üzere askerler gönderilmeye devam edildi. Bu arada, ABD’de bulunan bir petrol araştırma şirketi, işin iç yüzünü açıklayacak gibi olduysa da hemen susturuldu. D-Petroleum adlı şirket, ¨Bu Hans adası var ya, o ne malın gözüdür, işte onun altında petrol kaynıyor!¨ gibisinden bir laf etmişti de…

Üzerinde tek canlı bulunmayan buzhane tahtası gibi adanın insanlaştırılması, buraya nüfus taşınması, yahut dibine dinamit konulup külliyen havaya uçurulması cinsinden sivri zekâ iddialar da her iki ülkenin akl-ı evvel siyasetçileri ve onlara yaranmaya çalışan kalem sahiplerince ortaya atıldı. Güya her iki taraftan erken davranan çıkarsa ve gidip, adaya ev kurup, mahalleler oluşturup işte biz burada yaşıyoruz denilirse o vakit zilliyet hukuku gereği ada, ¨toprak işleyenin, su kullananın¨ misali onun olacaktı. Fakat, öyle anlaşılıyor ki iki taraf da bu adaya çıkıp yerleşmeyi göze alamıyordu; kutup ayıları bile oradan oyalanmadan geçerken ne Kanada ne Danimarka, oraya gitmedi…

Bununla beraber adanın Batı tarafında Kanada savaş gemileri tur atıyor, öteki tarafında ise Danimarka donanması dürbünle seyrediyordu. Moliére komedisi böyle devam ederken, basının güzîde kalemleri de kamuoyu desteklerini açıklamakta geri kalmadı. Kanada halkının yüzde 43’ü Hans’ı ölürüz de vermeyiz derken, Danimarkalıların sadece yüzde 5’i durumdan rahatsızdı ve milliyetçilik damarlarından geçen kanın debisi düşük akıyordu.

Hans meselesi böyle itiş kakışla çözülemez duruma gelince her iki ülkenin değerli siyaset bilimcisi olan profesörlerinden oluşmuş kurullar bir masada buluştu. Geçtiğimiz günlerde, kırk yıl düşünülse kimsenin aklına gelmeyecek bir sonuca elbirliğiyle varıldı. Adayı ortasından Diyarbakır karpuzu gibi çat diye bölüp ikiye ayırmak fikri ortaya atılmıştı; hay aklınızla bin yaşayın…

Her ikisi, tıpkı Yunanistan ve Türkiye gibi NATO ülkesi olan Kanada ve Danimarka bu işe yatkın görünüyor mu sorusuna henüz cevap verilmiş bulunmuyor. Kanada’nın başkenti Ottawa’da hakim olan görüş, ‘Nasılsa güç bizim elimizde, Hans’ı tamamen almak söz konusuyken niye Danimarka’yla kardeş payı yapalım’ yönünde görünüyor. Ancak Danimarka su koyverip BM’in 1973 kararı ardına sığınmaya devam ediyor, her iki taraftan 900 metrelik bir boşluk bırakılması böylece adaya kimsenin tam olarak sahip olmaması gibi post-modern uluslararası ilişkilere dair teoriler üretiyor; lafın kısası, ip üzerine un seriyordu…

İşte bu çekişmenin olduğu Hans adası, şu sıralarda, Kanada basınında milliyetçilik vesilesi yapılırken gazetelerin serbest kürsü sayfalarına yazan birçok okur, ¨Haydi aslanlar, Kanadalı askerler, sizi kim tutar, yürüyün…¨ şeklinde ortalığı velvelaya veriyor, mektup üzerine mektup döşeniyor. Bunlardan bir tanesini aktarmamak eksiklik olacaktır: Ontario’dan yazan, Diane Baur adlı sıkı bir Kanada milliyetçisi kadın, ¨Danimarka’ya ait olduğu söylenen adanın bizim olduğunu unutmayan askerlere ihtiyacımız var¨ diyor, ¨Hans adası bize, düşmanlarımızdan çok, Danimarka gibi dostlarımızdan korktuğumuz gerçeğini ortaya koyuyor, bu kadar korkacak ne var, Kanada bir pasta mı, alın yiyin denilecek bir şey mi?¨ diye ekliyordu. Bu türden sert çıkışlara karşılık, Kanada’nın muhafazakâr başbakanı Stephen Harper sakinlikten yanaydı. Bu kadarla kalsa iyi, her iki taraf, madem adayı ortadan böleceğiz, aramızda bir su kanalı açalım, bir ucundan ötekine kadar buldozer ile 2 metrelik kanal açtık mı, sen sağ ben selamet diyordu…

Bu teklife en çok sevinen ise kepçe, dozer, iş makinası üreten Caterpillar firması olmuş görünüyordu…

BİR CEVAP BIRAK

twelve − 5 =