Garantörlüğe gerek yok

Önceki gün medya aracılığı ile Kuzey Kıbrıs Türk Kamuoyuna Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas tarafından ”çağdaş bir ülkede garantörlüğe gerek olmadığını” dile getiren yeni bir “propaganda raketi” yollandı. Son zamanlarda propaganda amaçlı Kuzey Kıbrıs İç Politikası’nı karıştırmayı amaçlayan ve öte yandan KKTC Mehmet Ali Talat’ın hem kendi ülkesinin vatandaşları hem de partisinin üyeleri ile tartışmak zorunda kalarak görüşme masasındaki güçlü duruşunu zayıflatma amaçlı faaliyetler bayağı arttı. Bu da onlardan biri. Hristofyas’ın kendi İç Politika Dünyası’nda var olan sorunlardan dolayı bu tür yöntemlerden medet olması onun açısında legitim olabilir. Ancak bir federasyon çözümü için en azından taraflardan biri samimi bir şekilde koştururken bu “taktiksel salvolar” görüşmelerin akışına ve sürece de zarar vermeye devam ediyor. “Yoldaş” tartışmasında gördük. Sözcüsünün açıklamasını bizzat kendi bir kez daha okuyan ve bu “yoldaş” tartışmasının nereden üretilmiş olduğunu araştıran Mehmet Ali Talat istediği kadar “bu kadar suni olabilir” desin Kuzey Kıbrıs’ta “reyting” yaptığından olsa gerek magazinsel bir “yoldaş” muhabbeti medya aracılığı ile günlerdir sürdürülmekte. Oysa Cumhurbaşkanı gerçekten “bana yoldaş denmesini istemiyorum” deseydi bunu “uzatmanın”, “günlerce yazı konusu” yapmanın görüşmelere ne yararı var bunu anlayabilmek çok zor.

Hristofyas’ın “garantörlüğe ihtiyaç duyan ülke çağdaş değildir” tarzında çevirebileceğimiz açıklaması ise gerçekten tam bir demagoji. Almanya’da yaşamakta olan bir Türkiye kökenli Alman vatandaşı olarak hemen “Almanya çağdaş değil mi?” diye sordurtuyor bu açıklama. Eski SSCB’nin yayılmacı politikasına karşı sürekli ağırlıklı olarak ABD Ordusu tarafından korunmuş olan Almanya’ya sanırım en son kanlı tarihini sadece başkalarına “işgalci” diyerek bertaraf edebileceğini sanan bir mantıkla yaklaşan Güney Kıbrıslı politikacılar “çağdaşlık” dersi verebilirler. Oysa bu tarz tamamen demagojik çıkışlara harcayacakları enerjilerini “1960 ve 1974 arası dökülmesine neden olanlar arasında oldukları kana ve bu acı tarihin yaralarını sarmaya” harcasalar hem Güney’deki hem de Kuzey’deki insanların maalesef haklı kaygılarını belki de önemli bir ölçüde azaltabilirler. Kuzey Kıbrıs’ta insanlarla kaynaştıkça daha fazla dikkatimi çeken en önemli gerçeklerden biri onların Rumlar’a yönelik geçmişten kaynaklanan bir güvensizliği olduğu. Bu konuda “AB üyesi olmak” tarzı güvenceler ise özellikle Bosna Savaşı hatırlandığında ve AB üyesi Hollandalı askerlerin gözleri önünde binlerce Bosnalı erkeğin “esir kamplarında toplandıktan sonra” toplu mezarlarda can verdiği düşünüldüğünde kimseyi huzurlu kılmıyor. Hala BM askerlerine ihtiyaç duyulan bir ülkede “garantöre ihtiyaç yoktur” demek hiç inandırıcı bir tez değil.

Zaten en son Annan Planı’nı onaylarken TSK’nin adada bulundurduğu asker sayısının tüm endişelerine rağmen ciddi bir şekilde azaltılmasını kabul etmiş bir halka bu anlaşmayı red etmiş bir politikacı olarak bu tarz önerilerde bulunmak ise bu açıklamayı yapanın samimiyetinin sorgulanmasını beraberinde getiriyor. Federasyon modeliyle kalıcı bir çözüme yaklaşırken işi zora sokmak, zamana oynamak ya da masanın karşısında oturanlara sorun yaratmak amaçlı bu taktik “yalancının mumu…” diye başlayan atasözümüzü hatırlatıyor. Ben AB’nin Hristofyas’ın sandığı kadar saf olmadığına ve bu “ayak oyunlarının” farkına varacağına ve “işi yokuşa sürenin” Güney’de oturduğunun farkına varacağına inanıyorum. Bu gerçeği bizim de anlatmamız yanlış olmaz!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.