Gaspıralı İsmail, Türk dünyasını buluşturdu

Gaspıralı İsmail, Türk dünyasını buluşturdu

0
PAYLAŞ

Türkçe Konuşan Ülkeler Gazeteciler Derneği, Bartın Gazeteciler Derneği ve Bartın Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen ve Unesco tarafından desteklenen İsmail Bey Gaspıralı adına yapılan çalıştaya KKTC adına katılan heyette yer aldık.
İsmail Bey Gaspıralı Gazetecilik ve İnsan Hakları Ödül Töreni Türk dünyasını Bartın’da buluştururken, bizler hem okuldaki Türkçe-Tarih derslerinde duyduğumuz Gaspıralı’yı tanıma, hem de Bartın ve çevresini gezme imkanı bulduk.
Yağmurun karşıladığı Bartın şahane bir il… Kaldığımız İnkumu da Karadeniz’de olduğunuzu hatırlatan, hırçın dalgaların ninnisiyle uyuyabileceğiniz şahane bir belde.
Her yer yeşil, yemyeşil.
Organik lafı henüz lügatlarında yok zira herşey doğal Bartın’da…
Kadınlar bahçelerinde biten ne varsa üç kilo, beş kilo getirip satıyor, Kadınlar Pazarı’nda. Yerel dille Galla Pazarı…
Her şey ucuz, taze, temiz, eski usûl.
Pazarda ne varsa almak istiyorsunuz, o denli tazeler…
Amasra 15 dakika uzaklıkta, o, evleriyle meşhur Safranbolu’ya ise aşağı yukarı bir saatte gidiliyor.
Amasra deyince akla Fatih Sultan Mehmet’in şu meşhur sözleri geliyor:
“Lala, lala çeşm-i cihan bu m’ola…?”
Tahta oymacılığı çok meşhur Amasra’da. Ihlamur, şimşir, dişbudak, ceviz, kiraz ve kızılağaçtan yapılan levha, resim, çerçeve, çerez takımları, isimlik, anahtarlık, tepsi, tahta kaşık, biblo gibi ürünleri çok uygun fiyatlara bulabiliyorsunuz.
Safranbolu’yu da bilmeyen yok ama tekrarlayalım; Camileri, çarşısı, mahalleleri, sokakları, özgün evleri ile geçmişin hikayelerini günümüze taşıyan özgün bir Anadolu Kenti olan Safranbolu 1994 yılında kentsel mimari özelliği ile UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yerini almış. Lokumu, safranı ve evleriyle “burada yaşarım” diyebileceğiniz nadir yerlerden. Zaten eski bir konaktan, bulduğumuz ilk fırsatta gelmek üzere odamızı seçiyoruz.

Özetle Bartın’da doğa bakir, hava mis, yemekler nefis…
Ee bir de ödülle dönünce, keyfimiz ikiye katlandı tabi.
Ödüllerden biri Cumhurbaşkanımız Derviş Eroğlu’na, biri YDÜ’ye, biri eşim Ata Atun’a, biri de ADA TV’ye verildi.
Ödül alan kişi, kurum ve kuruluşların titizlikle seçildiği bir organizasyonda “doğru habercilik ve Türk dünyasına yaptığı katkılardan ötürü” ödül almak motive edici olduğu kadar, sorumluluk da yüklüyor.
Sevindik, mutlandık, gururlandık, elimizdeki ödülün yüklediği sorumlulukla döndük adamıza…
****
Gelelim çalıştaya; Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği Başkanı Güngör Yavuzarslan’ın mimarlığında gerçekleştirilen bu çalıştayta büyük şair Yavuz Bülent Bakiler’den, TC eski Bakanlarından Halil Şıvgın’a kadar birçok değerli isimle tanışma, sohbet etme imkanı bulduk.
Her birimiz Gaspıralı’yı bir başka yönden anlatırken, Gaspıralı’nın “dilde, fikirde, işte birlik” sözlerindeki derinliği anlamaya çalıştık.
Bir matematik formülünü andıran bu sözler, Kırım Türkü olan Gaspıralı’nın yaşadığı dönemde hayata geçirmek için çok çaba sarfettiği ve bugün, 300 milyonluk Türk dünyasına yol haritası olacak sözler. Ve bana göre Gaspıralı’nın bir diğer önemli vurgusu da, Batı medeniyetinin örnek alınması tavsiyesi…
Modernleşmenin Avrupalılaşmada olduğunu savunan Gaspıralı, bunun tek yolunun eğitim olduğuna inanarak, çocukların ana dillerini daha etkili konuşmalarını sağlayacak yeni bir öğretim sistemini ve yeni müfredatı sunuyor. 1881 tarihli bir yazısında, yani bundan 133 yıl önce,
“Geri kalmışlığımızın tek nedeni cehaletimizdir. Avrupa’da neyin icat edildiğine veya neler olduğuna dair hiçbir fikrimiz yok. Bu izolasyondan kurtulmak için bunları okuyabiliyor olmamız gerekirdi; Avrupa fikirlerini yine Avrupalı kaynaklardan öğrenmeliyiz. İlk ve ortaokullarımızın müfredatlarına bu dersleri koymalıyız ki, göz bebeklerimiz yani öğrencilerimiz bu fikirlere ulaşabilsin” diyen fikir adamını anmaktan ziyade söylediklerini hayata geçirmek gerekiyor.

Dilimiz Türkçe’yi kullanmamız noktasında önder olan merhum Gaspıralı’yı unutmak mümkün değil. Ne var ki, bundan 150 yıl önce ortaya konan ve onlarca kitaplarla gelecek kuşaklara aktarılan fikirlerin hayata geçirildiğini söylemek zor. Türk coğrafyasında kan ve gözyaşının olması, Gaspıralı’nın düsturun içini doldurmadığımız, bazı şeyleri inanmadan konuştuğumuz manasına geliyor.

BİR CEVAP BIRAK