Gazdan kültüre nasıl geçilmeli?

Gaz üretmek için özel sektör yeterli olabilir ama kentte kültürü yönetmek için kamuya ihtiyaç var.

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Hasanpaşa ile Dolmabahçe’deki gaz fabrikalarından bugüne kalan tesisleri restore edilerek ‘dünya turizmine kazandırılması’ için bir karar almış. Belediye Meclisi ‘yıllardır atıl vaziyette duran tesislerin modern birer kültür merkezine dönüştürülmesi için’ sunulan raporu onaylamış. Yapı İşleri Müdürlüğü tarafından sunulan raporların kabulüyle, ‘her iki gazhanenin özel sektör tarafından modernize edilerek kültür merkezine dönüştürülmesi için’ ihale açılması kararlaştırılmış. Raporda 30 yıl süreyle intifa hakkı (kullanım) karşılığı ihale edilecek tesislerin ‘İstanbul halkının kültür faaliyetleri açısından ihtiyacını karşılamak, tabi servet ve kaynaklarının değerlendirilmesini temin etmek ve uluslararası tanıtımı sağlamak amacıyla’ restore edileceği ve kültür merkezi olarak işlevlendirileceğine işaret ediliyor.

Kuruluşları 1850’li yıllara kadar uzanan İstanbul’daki gaz fabrikaları ilk olarak sarayların, daha sonra da sokakların aydınlatılmasında kullanıldı. 1993 yılında İstanbul’da doğalgaz dağıtımı başlayınca da havagazı üretimi sona erdi ve bu tesisler de işlevsiz kaldı. Meclis tarafından onaylanan bu raporda adı geçen ‘Dolmabahçe gazhanesi’ ise daha önce, stadyum yapılırken yerinden sökülerek Kağıthane’ye taşındı. Bugün Dolmabahçe’de gazhane değil, yalnızca bir gazometre var. İstanbul’da ayakta kalan tek örnek olan bu gazometre İstanbul’un modernleşme tarihine ait bir anıt olarak değerlendirilebilir. Ancak bunun için öncelikle bu ilgi çekici çelik yapıyı bir ‘imar hakkı’ gibi değerlendirecek bir yaklaşımdan sakınmak gerekir.  Görüldüğü gibi endüstri arkeolojisinin küçük bir örneğinin bile korunma ve kullanılma biçimi gibi kenti, dolayısı ile kamuyu ilgilendiriyor. Dolmabahçe’nin yerini alan Kağıthane’deki gaz fabrikası ise ‘bir kültür varlığı olarak tescil edilme tehlikesine karşı’ İETT tarafından kısa zaman önce yıktırıldı. Bu kararda adı geçmeyen Yedikule’deki gaz fabrikası ise ilk defa sınırlı bir alana değil, kente gaz vermek için 1880 yılında kuruldu. Bu gazhane ise yakın tarihlerde, koruma kurulu kararına rağmen, adım adım yok edildi. 1890’larda kurulan Hasanpaşa gazhanesi ise Kadıköy’ün en eski sanayi tesisi olarak kısmen ayakta duruyor. Ancak gazometreleri, makineleri –onlar da tescilli olmalarına rağmen- hurdaya gitmiş vaziyette. Ayrıca bu yapı geçmişte ihale ile sökülmeye başlandı ve bugün de geçimini hurda ile temin etmeye çalışan kişiler tarafından da sürekli yağmalanmakta. Semt sakinlerinin sahip çıkması ve koruma kurulu kararı ile bu gazhane belediyenin yürüttüğü planlı yıkım operasyonundan bir ölçüde kurtulmuş gibi gözüküyor. Yedikule, Kağıthane gibi endüstri mirası örneklerine bakıldığında geçmişte belediyenin elindeki kültür varlıklarına sanki ‘kendi çocuklarına işkence yapan bir baba’ gibi davrandığı söylenebilir. (Benzetmek gibi olmasın ama hani bir bıraksalar çocuklarını doğrayacak ama cinnet geçirdiğinde komşular yetişip duruma müdahale etmek zorunda kalıyorlar!) Yedikule, Kağıthane gazhanelerinin başına gelen bu acıklı durum geçtiğimiz dönemde belediyenin halkı bilinçlendirmek, kamusal alandaki duraklar, banklar, çiçeklikler, çöp kovaları vesairenin tahrip edilmemesi amacıyla uyguladığı ‘Kentim İstanbul’ projesinin ilk önce kent yöneticilerini eğitmek için uygulanması gerektiğini düşündürüyor. Çünkü kent yöneticilerinin endüstri mirası da dahil olmak üzere, kültür varlıklarının nasıl korunacağı, nasıl yönetileceği, nasıl programlarla profesyonel katılıma açılacağı konusunda en ufak  bir deneyimleri yok.

Şimdi gelelim bu kararın neler öngördüğüne:

Raporda gaz fabrikalarının ‘dünya turizmine kazandırılması’ndan sözediliyor. Hasanpaşa’daki gazhane şüphesiz kentin modernleşme tarihi açısından önemli. Ama bu tesisin hiç zaman kaybetmeden korumaya alınıp, kentin endüstriyel dönüşüm tarihini belgeleyen bir yapı olarak ilk önce kente ve kentlilere kazandırılması gerekli değil mi? Eğer kentteki teknolojik dönüşümün önemli bir ögesi olan bu yapı kararda öngörüldüğü gibi bir ‘kültür merkezi olacak’ ise, ilk önce bu dönüşümün nasıl gerçekleştirileceğinin tartışılması gerekmiyor mu? Kültür dendiğinde karşımızda çok geniş kapsamlı bir alan var. Daha doğrusu bugün kültür kapsamına girmeyen neredeyse konu yok. Gazhanenin kültür merkezine dönüştürülmesi neleri içeriyor? Sinema, konser, gösteri gibi konular mı? Yoksa kent için kültür projeleri geliştiren bölgesel bir kalkınma merkezi mi? Karardaki kültür merkezi kavramı ve kurul tarafından korunmaya değer bulunması nedeniyle içine kültürel işlevler yerleştirilmiş bir yapı olarak tanımlanması bu açıdan yetersiz kalıyor. Örneğin Paris’in göbeğindeki Beaubourg Kültür Merkezi her bölümün bağımsız yönetildiği, araştırmalar, sergiler, eğitim programlarının düzenlendiği kamusal bir etkinlikler merkezi. Hasanpaşa’nın da bu tür bir merkez olması için neler yapılacak? Kamusal projeler profesyonel uzmanlık çalışmalarına, kuruluşların katılımına nasıl açılacak? Bu kararda bunların hiç birinden söz edilmiyor. Belediyenin bu tesisleri ihaleye çıkaracağı ve yatırım ve işletmenin özel sektör tarafından yapılacağı söyleniyor. İşlevi, kültür varlığı olarak korunması konusunda karar alırken asıl tartışılması gereken konu bu. Özel sektör hizmet üretebilir, mimari proje geliştirebilir, bina inşa edebilir, restoran, hediyelik eşya bölümü işletebilir ama ‘kamu işlevi’ üretemez. İhale sonucu, kar elde etmek için teklif veren özel sektör hangi hizmetlerin kamu tarafından destekleneceğine nasıl karar verebilir? Yoksulların, eğitimsizlerin, istihdam olanakları olmayanların bu merkezde gerçekleştirilecek programlarla desteklenmesi nasıl sağlanabilir? Eğer gaz fabrikaları kamunun malıysa, kültür varlığı olarak tescil edilmiş ise, bölgenin, kentin gelişmesi için kamu işlevini yerine getirecek ise, bu kamu işlevini özel sektöre ihale etmek, demokratik bir ülkede olmaması gereken bir şey. Kamu halktan aldığı yetkiyle ve halk adına kamu alanlarını yönetir, özel sektörden, uzmanlık kuruluşlarından hizmet alabilir ama bu sorumluluğunu özel kuruluşlara devredemez. Çünkü yönetimin özelleştirilmesi kamusal politikaların ve işlevlerin de ortadan kalkması demek.

Ne yapılmalı?


Belediye her şeyden önce enerji yaratıcı bir modelle bu girişimi stratejik bir vizyon oluşturmak için geniş sorgulama alanına çekmeye çalışmalı. Herkesin ikna olması gereken konu bu girişimin tepeden inmeci bir kavramsallaştırma sureci sonucu olmaması gerektiği. Bu çalışma için görev alan kamu yöneticileri öncelikle katılımı ve bilgi üretimini teşvik eden bir merci olarak konuyu tartışmaya açabilmeli. Kültür merkezi öncelikle iş organize eden, etkinlikler düzenleyen, kurumların katılımını sağlayan bunun için servisler sunan esnek bir yapılanma olarak kurgulanmalı. Bu nedenle bir toplantılar dizisi yapılmalı, bölgede yaşayan halk, uzmanlar, kültür kurumları bir araya gelerek bu konuları tartışmalı. Yasalar bugün Alan Yönetimi adı altında, bütün belediyeleri (yerel/büyükşehir), kamu kuruluşlarını, STK’ları bir araya getiren, idari yetkiler ve sorumluluklar taşıyan, kamu işlevi olarak projeleri yönetecek çok kuruluşlu, açık, amaçları, misyonu gerçekleştirecek hesap verebilir bir kuruluş yapısına da imkan tanıyor. Demek ki bu tür girişimlerin bugün kamu yöneticilerinin keyfine veya özel sektöre terk edilmeden de gerçekleştirilmesinin imkanı var.

Korhan Gümüş / korhangumus@superonline.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.