Gazetecilik-mazetecilik…(I)

Gazetecilik mesleğine ilk adımımı atmamdan bu yana, tam yarım asır geçti..
Hatta bir yıl fazlası var…
Yüzlerce meslekdaş, yazar, muhabir, foto muhabiri, matbaa işcisi tanıdım, arkadaş olmaya çalıştım hepsiyle…
Dostluklarımız sık sık, kokteyllerde, sergilerde, seyahatlerde ve mesleki sohbetlerle pekişti.
Mesleğimizde başarılı olmak, ayakta kalmak ve de yanlış yapmamak, meslek dışında hiç bir şeye bulaşmamak için büyük çabalar sarfettik.
Mesleğimiz, bizler için her an süren, bitmeyecek gibi görünen büyük bir yarıştı.
Gün herkes için 24 saatken, bizler ise 25. saati sonraki yarış gününün başlangıcı saymak zorundaydık.
Bitmeyen yarış yani.
Kimimiz tık nefes olduk, yarışı bırakmak zorunda kaldık.
Kimimiz gazete değiştirdik ama yarışa devam ettik.

Hepimiz başarı peşinde koştuk.
Başarmak, ayakta kalmak ve çalıştığımız gazeteyle gurur duymak…

1970’lerde, ulusal gazetelerden Hürriyet, Günaydın ve Tercüman eğer bir milyon okuyucuya ulaşmışsa, bunun en başta gelen nedeni “Doğru haber, inandırıcı haber, güvenilir haber” niteliklerinin gazete sayfasına taşınmasındandı.

Nüfusumuz 45-50 milyonlarda, trajlar bir milyonun üstünde…
Bu dönemi yaşamayan gençlere konuyu biraz daha açmak lazım:
Ve sorumuzu sormak lazım:
“Nasıl oldu da böylesine bir başarıya ulaşılabildi?.”

Üstelik o dönemlerde, bugünkü gibi tencere-tavalar, promosyon olarak verilmiyordu.
Bir üstelik daha, bugünkü gibi gazetelerdeki köşeleri işgal eden yazar sayısı 50 veya daha üstünde seyretmiyordu.
Günaydın’da ne başyazar, ne de yazar vardı.
Hürrriyet ve Tercümanda sanırım birer yazar vardı.
Hürriyet’te önce Ecvet Güresin yazıyordu ( rahmetli), daha sonra Oktay Ekşi’ye köşe açıldı birinci sayfadan. Ekşi iki yıl imzasız yazdı üstelik.
Tercüman’da ise ilk zamanlar sadece Ahmet Kabaklı (rahmetli) vardı.

Bu dönemde gazete sahipleri gazetecilik dışında hiç bir işe bulaşmamaya çalıştılar.
Hele devletle iş yapan hiç bir gazete ve patronu yoktu denebilir.

Devletle değil ama iktidarlarla ilişki içinde olan ve parti organı olarak yayınlanan Ulus, Zafer ve Son Havadis gibi gazeteler vardı, onların satışları da 15-20 bini geçemezdi ve zamanla tüm okuyucuları kaybedip, peşpeşe kapandılar.

O dönemin gazetelerine, sahiplerine ve ana yapılarına bir daha göz atalım:

Gazeteler babadan oğula geçen yayın organlarıydı.
Yani ailelerin kökü gazeteciliğe dayanıyordu.
Ve patronlar her dakika, her an gazetelerin başındaydılar.
Misal:
Simaviler: Haldun Simavi (Günaydın), Erol Simavi (Hürriyet).
Ilıcak’lar: Kemal ve Nazlı Ilıcak (Tercüman)
Karacan’lar: Ercüment Karacan ( Milliyet)
Bilgin’ler: Dinç Bilgin ve ailesi : İzmir’de yayınlanan Yeni Asır ve daha sonra yayın hayatına başlayan Sabah Gazetesi’nin ilk sahipleri. Gazeteci kökekinli aileden geliyordu Billgin’ler.

Milliyet’in, rahmetli Abdi İpekci döneminde, 200 bin okuyucuya ulaşmış diğer üç büyük gazete ise bir milyonu aşmışlardı.
Hürriyet, Günaydın ve Tercüman Gazeteleri bir milyonluk sınırı aştıktan sonra uzun süre zirvede kalmak için büyük mücadele verdi.
En başarılısı ve istikrarlı çizgisiyle Hürrriyet kendisini gösterdi.
İpi sonuna kadar o göğüsledi.
Ta ki gazete yöneticilerinin değiştiği 1982 yılına kadar.

Peki ben, bir milyon tirajlı gazeteleri neden gündeme taşıdım?
Neden bu gazeteler bir milyon satıyordu? Nasıl satıyordu ve yönetimler nelere dikkat ediyordu?

(Devam edecek)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

7 + 8 =