Gazetecilik-mazetecilik (II)

Beni bunları anlatmaya sevkeden tek neden, TV’de gözüme ilişen bir sohbetti.
Geçenlerde, 2014 Yerel Seçim sonuçlarının tartışıldığı bir akşam, yani 30 nisan sonrası, Habertürk TV’de, Gazeteci-yazar Fatih Altaylı’nın Teke Tek proğramında, birden Hürriyet yazarı ve eski yöneticisi Ertuğrul Özkök’ü gördüm.
Son zamanlarda CNN Türk’ün müdavimi ve Aykırı Sorular’da, Enver Aysever’in adeta “kanal kuşu” haline getirdiği Özkök ile Altaylı, gazeteciliğ tartışıyorlardı.
Ve TV ekranında, kendilerinden, gazetecilikteki üstün (!) başarılarından bahsediyorlardı.
Yani Genel Yayın Yönetmenliği yaptıkları gazetelerinde çok başarılı olduklarından dem vuruyorlardı.
Birbirlerini parlatıyorlardı.
Bilenler için tam da “Geyik” muhabbetinin hası.
Bilmeyenler için ise başka.
Bilmeyenler, hele gençler bu konuşmaları ciddiye dahi alabilirlerdi ve “Körler ve sağırlar, birbirlerini ağırlar” kıvamındaki bu şamataya önem bile atfedebilirlerdi (!)

Bu tabloyu görünce hemen filmi geriye sarma ihtiyacı duydum
Beş-altı yıl geriye gittiğimde şunları hatırlamamak mümkün değildi..

Her ikisinin gazetecilik yaşamları Hürriyet’te kesişmişti 1990’larda.
Ertuğrul Özkök, Altaylı’yı bir radyo programında yorum yaparken keşfetmişti (!)
Onu çok acele olarak ve büyük paralarla Hürriyet’e transfer etmişti.

Yıllarca, Hürriyet’in orta sayfasında Fatih Altaylı’ya “Teke Tek” adlı köşe ayrıldı, Altaylı burada yıllarca yazdı.

Altaylı’nın Hürriyet’ten ayrılması ve Habertürk adlı gazetenin başına getirilmesi ve bundan sonraki dönemdeki başarısından (!) bahsetmek bana düşmez.
Neyse bu dönemi zaten daha fazla uzatmaya da gerek yok…

Ama biraz daha gerilere gitmek gerekiyor.
Özkök’ün Hürriyet’in tepe yönetimi sırasında ne kadar başarılı (!) bir grafik izlediğini görmek için.

Rahmetli Turgut Özal’ın iktidarda olduğu dönemler.
Özallı yıllara gelelim şimdi.
Hürriyet’te dönüşümlü olarak hafta içinde yaklaşık 50’den fazla yazar var ve her konudan bu yeni keşfedilmiş yazar takımı yazılar döktürüyor, köşelerinden adeta “cevher” fışkırtıyorlardı…

O dönemde, Milliyet’in sahibi ve Hürriyet’in yeni patronu Aydın Doğan, gazetecilik dışında da devletle ilişkili bir çok işe bulaşmış durumda. Tabii Özkök de hem Ankara Temsilcisi olduğu ve hem de Genel Yayın Müdürlüğü yaptığı dönemlerde patron Aydın beyin Ankara’daki işlerini takip etmek zorundaydı.
İsterlerse etmesin.

Özkök, Çetin Emeç’in bir suiskast sonucu öldürülmesinden sonra Genel Yayın Müdürlüğü koltuğuna oturduğunda gazetenin satışı 800 binlerde seyrediyordu yanlış hatırlamıyorsam.
Hatta daha fazla.

Ertugrul Özkök’ün 20 yıl Genel yayın Yönetmenliği döneminden, koltuğu bıraktığı ana gelirsek Hürriyet’in trajı 400 bin ve altında seyrediyordu. Hala da öyle.

Zaten AKP döneminde Hürriyet’in yayın politikası ortada.
Attığı manşetlerle, “vesayet” sistemine yaktığı yeşil ışıklarla, AKP’ye yönelik köşe yazılarıyla Hürriyet zaten en “tartışmalı” dönemini yaşadı…
Okuyucu odaklı, halkın gazetesi olmaktan çok “babalarının çiftliği” gibi bir yayın politikasının izlendiği yıllar…
Özallı ve daha sonra, Mesut Yılmaz’lı ve Ecevit’li koalisyonlu seneler…
Sonra Erdoğan’ın iktidara gelişi…
Gazete her yıl kan kaybetmeye devam ediyordu.
Yapılan kampanyalar işe yaramıyordu.
Yeni yeni köşeler açılıyor, trajın aşağıya giden eğrisi düzeltilemiyordu.
Ama Özkök’ün galiba umurunda değildi.

AKP döneminde, önce Fatih Altaylı, sonra Emin Çölaşan ve ardından Bekir Çoşkun’un Hürriyet’ten başka başka nedenlerle ayrılmasından sonra, gazetenin trajı artık dibe vurmak üzereydi.
Yani 500 binlerin altında.
Gazete üst yönetiminin okuyucuya promosyon olarak vermediği şey kalmamıştı.
Sadece “ Şişirme avrat” dağıtmayı akıl edememişlerdi sanırım (!)

Hürriyet, Özkök döneminde yani 20 yılda büyük okuyucu kaybetmişti.
Üstelik Türkiye’de üniversite sayısı 150’yi, nüfus 75 milyonu aşmış, okuma oranı artmış, gazete trajlarının toplamı ise 198 0’in öncesinin aynısı olan 4.5 milyonda donmuş kalmıştı.
Bütün ulusal gazetelerde gerileme vardı ama başarısızlıkta en büyük pay Hürriyet’e aitti.

Üstelik 2010’lu yıllara gelindiğinde, hiç bir gazeteci, Türkiye’deki gazete trajlarının iyiye gitttiğini, arttığını söyleyemezdi ama Özkök Genel Yayın Yönetmenliğinden ayrılmadan önce, köşesinde Hürriyet’i Yunan basını ile mukayese edebiliyor “Bakın Yunanistan’a. Bakın, orada 200 bin satan gazete yok. Ama Hürriyet 400 binlerde, yani Hürriyet daha başarılı” diyebiliyordu.
Türkiye’nin nüfusu o zaman yaklaşık 70 milyondu.

10 milyonluk nüfusa ulaşamayan Yunanistan’la Türkiye’yi mukayesesi evlere şenlikti yani.
Hani mukayeseyi, bir Fransa, bir Almanya veya İtalya veya İspanya ile yapsa neyse.
Neden Yunanistan’ı kafaya takmıştı anlamak mümkün değil.

2014 Yerel seçim sonrası, iki eski genel yayın müdürünün, Habertürk TV’deki “geyik muhabbeti”nde, yani “Körler ve Sağırlar, birbirini ağırlar” sohbetinde de aynı tablo yaşanıyordu.

Altaylı ve Özkök Genel Yayın Yönetmenliği yaptıkları dönem boyunca elde ettikleri başarılarından (!) bahsediyorlardı.
Üstün (!) gazetecilikten…
Tarafsız (!) habercilikten…
Manipilasyonsuz (!)yayıncılıktan.
Atttıkları tarihi (!) manşetlerden..

Ve gazetelerinin şu anda bulunduğu yüksek (!) trajlardan dem vuruyorlardı.
Ve Özkök yine “ Biz, neresinden bakılırsa bakılsın, Hürriyet olarak Avrupa’da traj açısından en iyi durumdayız. Bakın Yunanistan’a. 200 bin satan gazete var mı? Oysa biz 400 bin satıyoruz. Bu başarı değilse nedir?” diyordu.

Aradan nerdeyse 24 yıl geçmişti…
Yine aynı noktadaydı Özkök.
Yani 76 milyonluk Türkiye bir yanda… 9 milyon 700 bin kişilik Yunanistan bir yanda.
Buna ne derler biliyor musunuz argoda ?
“Vay anam vay vay, bu ne biçim tramvay”
(Devam edecek)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × two =