Gazetecilik onuru ve meslekte harabiyet

PAYLAŞ

düşündüklerini haykırırcasına söyleyebilmek!.. Ne büyük onurdur!…


Bugün ülkemizde acaba kaç gazeteci ve köşe yazarı “kaya gibi yerinde durarak” görevini gerçek gazetecilik onuru içerisinde yapıyor ya da yapabiliyor? Televizyonlarda açık oturum programları yöneten kaç programcı, halkın gözünün içine suçluluk duygusu duymadan bakıp, içinden geçenleri gümbür gümbür söyleyebiliyor?


Her 100 gazeteci, köşe yazarı ve televizyon programcısı içinden; bugün ancak  10-15 kişisinde böyle bir “onur ışıltısı” görebilirsiniz! Evet yüzde on ya da on beşinde!.. En azından bizim gözlemlediğimiz oran böyle!.. O nedenledir ki, günümüzde gazetecilik eskisi gibi itibarlı mesleklerden sayılmamaktadır.
Kimse kolay kolay hiçbir gazetecinin ya da köşe yazarının yazdıklarına ve gerçekleri halka yansıttıklarına inanmıyor! Kimse televizyonlardan halka yansıtanların doğruluğuna güven duymuyor!..


Bir zamanlar ülkemizde “basın” vardı şimdi ise “medya”!.. 
Medya olmak; gazeteciliğin tükenişte ki son durağı olmak demekti! Basının büyük holdinglerin bir parçası durumuna gelmesi demekti!
İşadamlarının gözü kulağı, kılıcı ve kalkanı olmak demekti…


O halde, hâlâ mesleğin icrası içinde olan “onurlu gazeteciler” neden hâlâ oradalar?.. Onlar, gelecekteki “gerçek” medyanın oluşumunda “maya” lık görevi yapacak misyon sahipleri olacakları için, yıllarını kahır içerisinde geçiriyor olsalar da ‘kaya gibi’ oradadırlar!…


Sözü uzatmayalım işte bir ibret yazısı(¹)


“2002 seçimlerinin AK Parti’yi gazetelerin deyimi ile gümbür gümbür iktidara getireceği, yapılan gizli- açık kamuoyu araştırmalarından büyük ölçüde anlaşılmıştı. Basın, ‘kaderine razı’ pozisyonunu almaya çalışmakla birlikte, bir ‘hazırlıksız yakalanmışlık’ durumu, bir sessiz telaş yaşanıyordu.
Siyasetin bu yeni cilvesinden en çok gazete ve televizyonların Ankara büroları etkilendi.
Ak Parti’yi destekleyen küçük bir medya kesiminin dışında, gazetecilerin büyük çoğunluğu ‘aleyhte ‘ haber ve yorum yazmada birbiri ile yarışmıştı….
Seçimlerden önceki son atımlık barut olan Derviş-Cem-Özkan ittifakı da çimento tutmadı ve kadere teslim olundu. Siyasetin merkezi darmadağın olunca, iktidarı bile rüyalarında göremeyen bu ‘dışlanmış’ kadrolar, kendilerini siyasetin zirvesinde buldular. Medya artık bu gerçekle yaşamaya, hem de belki yıllarca yaşamaya mecburdu. Ankara bürolarının yıllarca üvey evlat muamelesi gören AKP-Refah muhabirleri, bir anda baş tacı oldu… Yazdıkları her haber ‘çöp sepetine manşet olanlar,’ birdenbire ‘başyazar’ muamelesi görmeye başladı. Günde bir kez olsun haber müdürlerinin bile aramadığı muhabirleri, genel yayın yönetmenleri aramaya başladı…
Peki sonra ne oldu?
İktidarın ilk günlerinde devletin içinde ki ‘hücrelerden’ çekinen AK Parti kadroları, bir de baktılar ki herkes kendilerine bağlılık bildirmek için sıraya girmiş…
AKP döneminde neredeyse ‘gazetecilik’ yapılmadı. Bunun medya patronlarının kavga yorgunu olmaları basına olan güvenin azalması, siyasi ve ekonomik istikrara duyulan ihtiyaç, toplumun televole habercilikle yıldırılması gibi pek çok neden var… Durum böyle olunca, bu dönemin gazetecileri ‘dünyaya bir daha mı geleceğiz?…’ felsefesine sahip olanlardan meydana geldi. Bir ANA uçağı müdavimliği, bir yeme-içme gazeteciliği başladı.
Ben de ANA uçağının ‘şanslı yolcuları’ arasında  iki kez yer aldıktan sonra, bu tür yolculuklara fazla uygun olmadığım kısa zamanda ‘karşılıklı olarak’ anlaşıldı. Bunun bedeli, çok ağır bir işsizlik dönemine girmek oldu. ANA uçağına binip de oradan geri inmeyi kimseye tavsiye etmem. Ya hiç binmeyeceksin ya da bir kez binince kendinize hemen numaralı bir koltuk alıp bir daha inmeyeceksiniz…
Çünkü kendiniz her türlü bedeli ödemeyi göze alsak bile evimizde bizim getireceğimiz gözleyenler varsa; Reşat Nuri Güntekin’in deyimi ile ‘Viran olası hanede evlad-ü hayal beklemekteyse’ cesaretiniz bir ‘insanlık
Suçuna’ dönüşebiliyor…
Bütün hayatı boyunca bağımsız kalabilmeyi başarmış, iktidarla her zaman mesafe koymuş, bir avuç meslektaşımı buradan saygıyla selamlıyorum…”



Sevgili okurlar;
Gazetecilik- köşe yazarlığı mesleğini yapanlar; her dönemde, ahlaki açıdan  ‘yüksek değerlere’ sahip olmadıkça, ülkede iktidara hangi parti gelirse gelsin, halkın refah ve huzura kavuşması ve geleceğe güvenle bakabilmesi, hiçbir zaman olanaklı değildir!


İktidarlara doğu kapısından mütevazi ve sınırlı varlıkları girenler; 3-5 yıllık iktidar sürelerinin sonunda, batı kapısından “Karun kadar zengin” olarak ayrılıyorlarsa ve bu ‘kahredici’ gerçek, yıllar yılı sürekli yaşanıyorsa; halkın yoksulluk ve sefaletten kurtulmasını beklemek ‘ütopya’ ve ‘mucize’ den öteye gidemez!


Bu talihsiz ülkenin bugün en önemli ve acil ihtiyaçlarından biri; her kademe ( az sayıda var olanların dışında) şerefli, namuslu ve gerçek vatansever insanlara sahip olmasıdır. Başta tabi, devlet kadrolarından sonra basın kulvarında!…



burhanozbey21@hotmail.com
burhanozbey@yahoo.com


 (¹) Başbakanlığın Bilinmeyenleri – Fatma Sibel Yüksek  –  Syf: 10 – Truva Yayınları – 1. Baskı  Şubat 2007


 

CEVAP VER