Gazi Katliamı, Fırat’ın ötesi ve Londra (IV)

“Haziran’da ölmek zor” diye bir not bıraktı  Recep Eriş intihar etmeden önce. 1959’da Bursa’da doğdu. ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümünü bitirdi. 12 Eylül askeri darbesi kurbanlarından biriydi. Dev-Yol davasından gözaltına alındıktan sonra, 5 yıl hapis yatttı. Hapisten çıktıktan  iki yıl sonra 1987’de İngiltere’ye gelerek, yeni bir hayata başladı. Fabrikalarda çalıştı. Ütücülük yaptı. Taksicilik yaptı. Kurslara gitti.  Çok çalıştı. Ama tutunamadı.  27 Haziran 2007 günü Londra’da  kendini asarak canına kıydı…

“Daha fazla dayanacak gücüm kalmadı…Eşim ve oğlum… Beni affedin…” Arkadaşları ona ‘Feyzo Can’ diyorlardı. Asıl adı Feyzullah Maraşlı. 1960’ta Kayseri,  Sarız’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde eğitim görüyordu. 12 Eylül cuntasının karanlık bir kabus gibi ülkenin üstüne çöktüğü günlerde gözaltına alınlardandı. Dev-Yol davasında yargılandı. Okulunu yarım bıraktı. 1988’de politik sığınmacı olarak İngiltere’ye iltica etti. Uzun yıllar Londra’da yaşadı. Yol arkadaşı Recep Eriş’in ölümünden çok etkilendiği söyleniyor. 11 Ağustos 2007’de Edinburgh’taki evinde sekizinci katta, boynuna bir ip bağlayarak kendini astı…

Hamza Küçükköse 1970 yılında Nevşehir”in Yalıntaş Köyü’nde dünyaya geldi.  Ailesi, Hamza 14 yaşındayken çocuklarını da yanına alıp kaçak yollardan önce İsviçre’ye, 3 yıl sonra ise oradan İngiltere’ye geldiler. Aradan 5 yıl geçtikten sonra İngiltere’de ‘kalma hakkı’ kazandılar.  Hamza, Londra’ya geldikten sonra çok değişik işlerde çalışmak zorunda kaldı. Restoranlarda,  kafelerde, bulaşıkçılık,  komilik, aşçılık, garsonluk yaptı. Başlarda işleri iyi gitti ve  iki kebap salonuyla bir kafeye sahip oldu. Evlendi, bir kızı oldu. Dört yıl boyunca çok iyi giden işlerinin sonradan bozulmaya başladığı söyleniyor. Çok borçlanan Küçükköse iflastan kurtulmak için tefecilerden borç para aldı.  Daha sonrada onlara olan borçlarını ödeyemedi. O sıralarda yaşadığı ekonomik sorunlara bir de annesinin ölümü eklendi.  Dükkanını sattı ama burdan elde ettiği para borçlarını ödemeye yetmedi. 30 Aralık 2007 gecesi, Londra’da Regent’s Park’ta bir ağaca kendini asarak yaşamına son verdi…

Orhan Kaya’nın ailesi Maraş Elbistan’dan Londra’ya göç ettiğinde Orhan henüz bir yaşındaydı.  Orhan altı çocuklu ailenin en küçük çocuğuydu. Kaya ailesi İngiltere’de ‘oturma izni’ alabilmek ve mülteci statüsüne geçebilmek için yıllar süren bir mücadele verdi.  Orhan  koleji bitirmeden okulu bıraktı. Ailesinin sahip olduğu markette çalışmaya başladı. 29 Temmuz 2007 Pazar akşamı Hackney’deki evlerinden ayrılan Orhan’dan o gece haber alınamadı. Orhan bir gün sonra Pazartesi sabahı 6.30″da Hackney’de, St. Johns Kilisesi”nin bahçesindeki çocuk parkında, parkın temizliğini yapan temizlikçi tarafından, yağmurlukların demirine asılı olarak bulundu. Orhan canına kıydığında henüz 19 yaşındaydı…

Recep Eriş, Feyzo Can, Hamza Küçükköse, Orhan Kaya… Geçtiğimiz yıl yaşanan intihar olaylarında yaşamlarına kıyan dört Türkiyeli. 2008  yılı içinde 16-39 yaş arasında 10  genç hayatına son verdi. Hepsi erkekti. Türkiyeli göçmen toplum arasında intihar olaylarının artması İngiliz kuruluşların da dikkatini çekmişti.  İngiliz gazeteleri o dönemde konuyla ilgili “Maço toplum, erkeklerin onur ölümüyle çaresiz” başlığını attı. Doktorlar, sosyologlar, polis, toplum önderleri toplantılar düzenledi. Açıklamalar yapıldı. Platformlar kuruldu. “Gurur” dediler. “Toplumsal travma” diyen oldu. Babaları, anneleri, aileleri suçlayanlar oldu.  Ancak asıl sorgulanması gereken bir gerçek ise gözardı edildi nedense. Neydi o gerçek?
 Türkiyeli toplum arasında son dönemde Londra’da artış gösteren intiharlar olayları Türkiye’de yaşanan gelişmelerden bağımsız düşünülemezdi. Bu intiharlarda çok açık olarak  veya  doğrudan görülmese de,  Türkiye’de yaşanan siyasi ve ekonomik iklimin mutlaka bir katkısı olmuştur.
 
Londra’daki Türkiyeli nüfusun oranı resmi olarak bilinmese de bu rakamın 200 ile 250 bin arasında olduğu söyleniyor. Bu rakam içinde politik göçmenlerin sayısı azımsanmayacak bir oranda. Her siyasal, ekonomik gelişmenin bazı toplumsal sonuçlar doğurduğunu biliyoruz. Mesela Türkiye’de 12 Eylül askeri darbesi yaşanmıştır. Ve bu darbeye bağlı olarak da bir göç dalgası meydana gelmiştir.  12 Eylül’den sonra çok sayıda Türkiyeli,  Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere gibi ülkelere kaçarak, siyasi sığınmacı durumuna düşmüştür. Daha sonraki göç dalgası ise 90’lı yıllarda şiddetini arttıran Kürt sorununun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 90’lı yılların ikinci yarısında yine Kürt illerinde yaşanan savaş sonucunda onbinlerce Kürt, Van’dan, Diyarbakır’dan, Hakkari’den, Maraş’tan, Bingöl’den,  doğdukları toprakları terkederek,  İngiltere’ye, diğer Avrupa ülkelerine kaçak yollardan ulaşıp siyasi sğınmada bulunmuşlardır. Doğu illerinde yaşanan şiddet olayları, Maraş Katliamı, Sivas Katliamı, Gazi Mahallesi Katliamı… Bu olayların hepsi Türkiye’den Avrupa’ya onbinlerce insanın göç etmesi sonucunu doğurmuştur.
 
Bir de ekonomik nedenlerle, daha iyi bir yaşam kurmak için Türkiye’den göç etmek zorunda kalmış olanlarımız var.  Yani Türkiye’nin siyasi olarak kötü yönetilmesi, ekonomik  kaynaklarının savaşa, şiddete, silaha kullanılmasının sonucu geleceğini başka topraklarda arayanlarımız.  Pekün’den,  Gümüşhane’den, Aksaray’dan, Bursa’dan, Denizli’den İngiltere’ye, Avrupa’nın diğer ülkelerine göç eden çok sayıda Türk göçmenden söz ediyorum.  Her ne kadar yetkililer bu göçü, ‘ekonomik göç’ olarak kabul etse de bu göçün temelinde de politik nedenler yatmaz mı?  Yani insanların doğduğu toprakları, ailelerini, evlerini, geçmişlerini, kısacası herşeylerini terk ederek, bilmedikleri bir maceraya yönelmelerinin nedeni ülkelerinin siyasi olarak iyi idare edilmemesi, ekonomik olarak kaynaklarının iyi kullanılmaması değil mi?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 − 2 =