GDO’ya 100 bin ‘Hayır!’

GDO’ya 100 bin ‘Hayır!’

0
PAYLAŞ

GDO’ya Hayır Platformu, “Yaşam Patentlenemez” sloganıyla topladıkları 100 bin imzayı TBMM Dilekçe Komisyonu’na teslim etti. Dilekçede Türkiye’nin GDO’lu ürünler ithaline izin vermemesi istendi.


Platform geçen yıl Ekim’de dev bir domates balon ile Türkiyeyi dolaşarak kamu oyunu “Frankenstein gıdalar” konusunda uyarmış ve biyolojik zenginliğin tehdit altında olduğunu, tarımın uluslararası tekellerce “yem” olarak görüldüğünü öne sürmüştü.


GDO’ya Hayır Platformu, 100 bin imza toplamaktaki amaçlarını şöyle açıkladı:


“Uzunca bir zamandır sofralarımızı, sağlığımızı, geleceğimizi tehdit eden bir hayalet dolaşıyor etrafta. Çokuluslu şirketler, gözü doymaz girişimciler, ‘Modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilmiş yeni bir genetik materyal kombinasyonuna sahip olan herhangi bir canlı organizma’ olarak tanımlanabilen GDO sorununu yarattı. GDO’yla ilgili en önemli kaygılardan biri; aktarılmış genlerin doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına neden olmaları, yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olmaları, ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozmalarıdır.Modern tarım yöntemlerinin yolaçtığı etkiler yüzünden zaten yeteri kadar azalmış olan çeşitler de GDO’nun tehdidi altına giriyor. Çünkü GDO’ların aktarılmış genleri çevresinde bulunan, geleneksel yöntemlerle üretilen ürünlere de geçebiliyor” 


SAĞLIĞI NASIL ETKİLER?


Platform, “GDO ürünleri sağlığımızı nasıl etkiler” sorusunu da şöyle açıkladı:


“Uzmanlara göre, sağlık riskleri şunlar; antibiyotiklere karşı dayanıklılık oluşması, gıda olarak kullanımda insan ve hayvanda toksik ya da allerjik etki yapması, doğrudan alım durumunda insan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme ihtimali. GDO’lu ürünlerin oluşturduğu sağlık risklerini doğrulayan bilimsel araştırmalara her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. Örneğin, Brezilya fındığının bir genine sahip olan transgenik soya fasulyesi, fındığa alerjisi olanlarda alerjiye neden oluyor…”


Platform, “GDO verimi gerçekten artırır mı” sorusunu da, “Doğada bedelsiz kazanç olmaz! Tarımsal üretimin artırılmasıyla sağlanan kazancın bedeli de artan çevre kirliliği, küresel ısınma, yok olan türler ve daha sayılabilecek onlarca çevre sorunu olacaktır” diye yanıtladı.


ÇOKULUSLU ŞİRKETLERİN TEKELİNDE
Doğanın dengesini bozma eyleminin söylenildiğinin tersine ekonomik olmadığını vurgulayan Platform, “GDO’nun randımanı geleneksel tarıma oranla daha az, üstelik tohum başına daha yüksek fiyata, bakım ürünlerinde de eşit masrafa sahip. Üstelik çoğu çevrebilimci, üçüncü dünya ülkelerinde görülen açlık sorununun, üretim potansiyelinin eksikliğinden değil, üretim kapasitesinin plansız kullanımından ve dağılımın adil olmayışından kaynaklandığı görüşünü savunuyor” açıklamasını yaptı.


Platform, patent hakkıyla dünyada genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünlerinin tohum piyasası 8-10 firmanın elinde olduğunu savunarak, bu firmaların ana amacını, “Dünyadaki tüm ülkelerin tarım ve hayvancılığını, tohum alımında kendilerine bağlanacak şekilde biçimlendirmek” diye açıkladı.


100 BİN İMZANIN İSTEKLERİ
GDO’ya Hayır Platformu’nun kampanyasını imzalayan 100 bin çevre dostu aşağıdaki maddeleri savunduklarını açıkladılar:


“Türkiye’den ekolojik yaşamı üretim boyutundan sosyal boyutuna kadar bütünsel bir yaşam felsefesi olarak gören, dünyanın kötü gidişini engelleyici, alternatif bir yaşam biçimi olarak benimseyen bireyler olarak sesleniyoruz:


1) Gelecekte ekoloji ve insanlık adına ne kadar bedel ödeteceği belli olmayan, sistemi tümüyle değiştirebilecek, çıkaracağı sağlık problemleriyle dünyanın düzenini bozacak GDO’lu ürünleri kesinlikle reddediyoruz. Bunların Türkiye’ye sokulmasının önlenmesini istiyoruz.


2) GDO’lu tarım kendi dışındaki tüm tarım şekillerini ve özellikle ekolojik tarımı yokeden totaliter bir tekniktir. Bu nedenle GDO tohumlarının ülkemize girişi yasaklanmalı, GDO’lu tarım yapılmamalıdır. Tarımsal üretimin doğal evrelerine ve ritmine saygılı olunmalıdır.


3) GDO’lu besinler geleneksel ve yerel beslenme kültürü ve hakkına açık bir saldırıdır. GDO’lu ürünlerin ülkeye girişinin mümkün olması durumunda ve her halükarda bu ürünlerin üzerinde “ne olduklarını” belirten “etiketlerin” olmasını istiyoruz. Tüketicinin alacağı üründe GDO olup olmadığını bilmesi, seçimini kendi insiyatifine göre yapabilmesi tüketicinin en temel hakkıdır, diye düşünüyoruz.


4) GDO’lu ürünlerin kullanılmış olması ihtimaline karşı GDO’lu ürün kullandığı bilinen Nestle ürünleri gibi ithal bazı ürünlerin mercek altına alınmasını, Cargill, Novartis, Zeneca, Du-Pont, Syngenta, Monsanto ve Dow Chemical gibi GDO üreticisi şirketlerin Türkiye’ye getirdiği ürünlerin mercek altına alınmasını istiyoruz.


5) GDO’lu ürünlerin yüzde 98’i böcek ilacı içerdiği için Sağlık Bakanlığı’nın ilgili kuruluşlarınca denetlenmelidir. 


6) Çiftçi örgütleri, ziraat odaları gibi kurumlar GDO’lu ürünlerle mücadele kapsamında kendi aralarında memoranduma gitmelidirler. Gelecekte olası bir GDO tehlikesinde, gen tekniklerinden ve genetik olarak değiştirilmiş ürünlerden arındırılmış olan kurtarılmış bölgeler, ancak bu şekilde oluşturulabilir.


7) Ulusal Biyogüvenlik Komitesi’ne başta ekoloji-çevre örgütleri olmak üzere, ziraat odaları, tarımla ilgili tüm sivil toplum kuruluşları ve tüketici örgütleri katılmalıdır.


8) GDO’lu tohumların ekimleriyle ilgili karşı çıkışlar ve oluşturulan memorandumlar, sadece ekolojik olarak hassas bölgelerle sınırlı olmamalıdır.


9) Genetiği değistirilmiş tarım ve yem ürünleri Türkiye’deki fiyatların çok çok altındadır. Bu fiyatlar Türk çiftçisi ve hayvancılık ile uğraşanlar için ekonomik açıdan çok cazip görünmektedir. Bu aldatmacanın karşısında gerekli bilgilendirmenin başta il ve ilçe tarım örgütleri olmak üzere ilgili kurumlarca kesinlikle yapılması, devletin ve sivil toplum örgütlerinin görevidir.


10) Ulusal Biyogüvenlik Koordinasyon Komitesi’nin çalışmaları Mart 2004’te bitiyor, ancak projenin uzatılması kuvvetle muhtemel. Bu proje çalışmaları ile hazırlanacak yasa tasarısının ilgili bakanlıklarda (Tarım, Çevre-Orman, Sağlık, vb.) görüşülüp TBMM’ye gelmesi ve yasalaşmasının en az 4-5 yıl olduğu ifade ediliyor. Bu kanunun aciliyeti ortadadır ve en kısa sürede çıkarılması gerekmektedir. GDO’lu ürünler hakkında her ülkenin kendi önlemlerini alacağı yönündeki uyarı gereği Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Genelgesi’nin 11. ve 12. Maddelerinde belirtilen yasaklamalar geçerliliğini korumalı, bu hükümlerin aksine düzenlemelere gidilmemelidir.


11) Türk Gıda Kodeksi mevzuatında GDO’lu ürünler tanımlanmalı ve insan sağlığına zararlı olduğu için yasaklanmalıdır.


12) İnsan sağlığını tehdit edecek, kamu düzenini bozacak, çevre sağlığına, ekolojik sisteme ve biyolojik çeşitliliğe zarar vereceği düşünülen buluşlara patent verilmemesi, varolan patentlerin de iptal edilmesi gündeme getirilmelidir.


13) Genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünleri için mevcut yasa, yönetmelik ve mevzuatlarımız, gümrüklerimiz, analiz için laboratuvarlarımız hazır değildir. Bu hazırlıkların bir an önce yapılması gerekmektedir.


14) Ülkemizin sahip olduğu gen kaynakları en önemli zenginliklerimizden biridir. Bu çerçevede devlet ve sivil toplum kuruluşları yerli gen kaynaklarının korunması ve ıslahı için kurumsallaşmalı, gen kaynaklarımız, yasalarla çok uluslu şirketlerin tehditlerine karşı korunmalıdır.”


İLGİLİ HABER: ‘Gıdaların genleriyle oynanmasın’


BİR CEVAP BIRAK

3 × 4 =