Geç kalmadan

Geç kalmadan

0
PAYLAŞ

Biz yaşını başını almış olanlar bazı şeyleri geride bırakmış olmaya alışmak zorundayız. Umudun sınırlarını boşuna zorlamayı düşünmeden her yaşın bir güzelliği var ilkesi çerçevesinde kalan yaşamımızı dinginlik içinde sürdürmek düşer bize. İkinci yaşam mı demeli buna? Neden olmasın. Adı ne olursa olsun, ikinci olsun sonuncu olsun, yaşam yaşamdır. Bizim için en kötüsü ya da en çirkini gençleri kıskanmak olur. Daha onların yaşanacak çok zamanı var duygusu kendini bilen adama yakışır mı? Biraz uzun biraz kısa, herkes belli bir süre yaşıyor işte. Yazık olan yaşamlar erkenden bitmiş ya da doğru dürüst yaşanmamış yaşamlardır. İki yaşında bir çocuğun bir otomobil kazasındaki ölümü kadar acı bir ölüm var mıdır? Bizim gibi yaşadığını yaşamış insanların bir gün bu dünyadan ayrılmasında insanı tedirgin edecek bir şey yok. Bizler tam bir dinginlik içinde sonumuza hazırlanmalıyız. Doğadan gelen doğaya dönecektir. Yaşam açgözlüsü olmak ancak kendini bilmez insanların işi olabilir. Can veremeyenler, ne olursa olsun biraz daha yaşamak isteyenler gerçekte gülünç ederler kendilerini. Ölümden korkan insanın zavallılığı kadar kötü bir zavallılık var mı? “Bize bir zevk-i tahattur kaldı” diyen şairi iyi anlamalıyız. “Kamildir o insan ki yaşar hatıralarla / Bir başka kerem beklemez artık gelecekten.”

Kaygılarım azaldı yaşlandıkça. İlgilerim de azaldı ne yalan söyleyeyim. Korkularım hiçe indi neredeyse. Şimdi benim düşüncem şu kitabı bitirebilecek miyim gibi sıradan sorunlarla ilgili. Bitmemiş ya da bitirilememiş ilk kitap benim kitabım olacakmış gibi. Bir tasarı geliştiriyorsunuz, onu belli bir zaman diliminde gerçekleştiriyorsunuz, o sıra yeni bir tasarı oluşuyor. Azraili kandırmaya çalışırken gülünç düşmek olmaz mı dur daha işlerimi bitiremedim çığlıkları atmak. Adam daha ne kadar bekleyecek kapıda. Yetmiş yetmez seksen olsun, seksen yetmez doksan olsun derken doğanın sabrını taşırmak var. Şimdi zaman bizim için çok daha değerli. Genç yaşlarımızda zaman bu kadar değerli değildi. En kolay harcayabildiğimiz şeydi zaman. Şimdi birkaç dakikanın, birkaç saniyenin bile özel bir önemi var.

Ve şimdi zaman çok daha hızlı akıyor. Zaman geçtikçe ölümü daha yakın duyuyorum kendime, bir dost sıcaklığıyla içimi dolduruyor. Düğün gibi bir şey bence. Doğum nasıl bir iyilikse ölüm de öyle bir iyiliktir. Bir şeyler bitecek. Ne bir şeyleri, her şey bitecek. Mutlak bir dinlenme durumuna geçeceğiz. Hele benim İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma yorgun ruhum ve bedenim ılık bir uykuda sonsuzluğu uyuyacak. Çamurlu sokaklar, çarpık çurpuk evler, omuz vurup geçenler, sağdan soldan gelen bağırtılar, birbirini kovalayan arabalar, cinayet haberleri ve daha pekçok şey bitecek. Artık kimseyi düşünmeyeceğiz. Birilerinin gidip bir kıyı köyünde balıkçılık yapmak düşleri de bitecek. Kentin en “mutena” semtinde bir ev edinmek düşleri de bitecek. Benim öyle düşlerim hiç olmadı neyse. Yapamadıklarımızı ikide bir aklımıza getirip dizimizi dövmek gibi yakışıksız tutumlarımız da son bulacak. Hırslar bitecek, yarışlar bitecek. Koca bir hiçlik kalacak geride.
Ölüm korkusu diye bir şey bilmediğimi söylediğim zaman birilerinin bıyık altından güldüğünü görüyorum zaman zaman. Bıyık altından gülme ya da sırıtma terbiyesizliği eskiden pek yaralardı beni. Şimdi bende yalnızca acıma duygusu uyandırıyor. Düzeysiz insanların kendileri için bir tür düzey belirleme çabasıdır bu. Bıyık altından gülmekle yani sizi ince ince alaya almakla büyüklük duygularını karşılamış olurlar. Evet, ben ne zaman ölümden korkmadığımı, çünkü ölüm diye somut bir şeyin olmadığını söylesem birileri küçümsemeye kalkar beni. Çünkü onlar yaşamaktan korkuyorlar. Yaşamamış insanlar ölümden çok korkarlar. Yaşamamış derken içip içip nara atmamış, zengin sofralarında saatler geçirmemiş, gerektiğinde su gibi para saçmamış adamlardan sözetmek istemiyorum. Onlar yaşayan değil yaşadığını sanan insanlardır. İnsan olmanın güzelliklerini ölümsüzlük düzeyinde tadabilmiş, en yüksek sevinçlere ulaşma noktasında duygu ve düşünce deneyine ulaşabilmiş insanlardan sözetmek istiyorum.

Zaman hızla akıyor. Ben yalnız çalışmalarımı düşünüyorum. Bu arada yaşamın benim için varolan güzelliklerini yaşamaktan geri kalmıyorum. Sanırım ileri yaşlarda duyulabilecek en güzel duygu kimseyi kandırmamış, kimseye kötülük etmemiş, yalanlarla dolanlarla başkalarının dünyasını karartmamış yani lekesiz kalmış olma duygusudur. Ruhumuzda en küçük bir leke yoksa yaşamak da ölmek de kolaydır bizim için.

BİR CEVAP BIRAK