Gelecek kuşaklara bildiri

Gelecek kuşaklara bildiri

0
PAYLAŞ

İnsan olmanın neresindeyim sorusunu her toplum dönüp dönüp kendine sormalıdır. Bu soruyu her toplum doğal olarak başka biçimde yanıtlayacaktır. Toplumlar kendilerine böyle sorular sorarlar mı? Bir toplum bu tür soruları düşünürlerine sorduracak daha doğrusu o sorunlara düşünürlerinin yapıtlarında yanıt arayacaktır. O düşünürler umutsuzca kısmet bekleyen evde kalmış kızlara benzetebileceğimiz toplumlarda şimdi düşünmeyi hiç sevmeyen bir kesimin gündeliği kollayan insanları olarak anlamsız düşler üretiyorlar. Onların köklü araştırmaya yönelebileceğini düşünmek kurbağanın uçacağını ummakla birdir. Felsefe bile acımasız güçlerin elinde kaldı. Ne olursa olsun her toplum kendini düşünürleriyle anlamaya çalışacaktır. Bu çabanın verimsiz bir biçimciliğe ve ürkütücü bir bulanıklığa bürünmüş kesimlerden geleceğini ummak çocukluk olur. Ne suya ne sabuna dokunurum diyen akademicilik bir oyalanma ve gösteri düzeneğinden başka bir şey değildir. Toplumların ayrı ayrı sorunları da oldu ortak sorunları da oldu. Onların yaşam koşullarında benzerlikler de ayrılıklar da var. Bazı şeyleri bütün bir insanlık olarak hep birlikte yaşıyoruz. Örneğin kitlesel savaşlar insanların yüzyıllar boyu oya örer gibi yarattığı umudu kısa zamanda yok edip çıktı. Einstein şöyle diyor: “Birinci Dünya Savaşı’nın güven duygusunu sarstığı tartışma götürmez. Yaşamın kutsallığı yokoldu ve birey kendisine hoş gelen şeyi yapamaz oldu, istediği yere gidemez oldu. Yalan siyasal düzeneğin onuru durumuna geldi.” Burada insanlığın ortak bir yarası kanıyor. Basitlikler ve bayağılıklar bütün bir yaşamın vazgeçilmez nitelikleri durumuna geliyor. Her gün biraz daha kendine yenilen bir insanlığın ne yapacağını bilemeyen eli kolu bağlı üyeleri olma sıkıntısını yaşıyoruz.

Ara ara Einstein’i okuyorum. Bu yaz dinlenme günlerimin bir bölümünü de onunla geçirdim. Onun görelilik kuramı kadar önemli değişik görüşleri var. Bu bizi yadırgatmamalı. Bir bilim adamının ya da bir bilgin’in yalnızca bilimsel doğrularla ilgilenip bütün bir dünyaya arkasını dönebileceğini düşünemiyorum. Einstein da doğal olarak gerçek bilim adamı sıfatıyla kendini insanlığın bir parçası diye görüyor, insanı düşünüyor insanı tartışıyor insanı yaşıyor. Onun da sayıları gittikçe azalan başka gerçek düşünürlerin de en büyük sıkıntısı geniş kitlelerin zayıflığıdır, güce boyun eğerek edilginliği seçme rahatlığıdır, elde edebildiği çıkarlar ölçüsünde gününü gün etme kolaylığıdır. Bu koşullarda basit ölçülerde de olsa bir toplum bilincinden sözetmenin olanaksız olduğu kesindir. Umursamazlık ortak bir yaşam biçimi durumuna geldiği zaman kimsenin yaptığından ve yapmadığından sorumlu olabileceğini düşünemeyiz.
Geçenlerde bir arkadaşımla İstanbul’un kültür düzeyi azçok yüksek sayılabilecek kıyı semtlerinden birine gittik. Kültürü kim yitirdi de sen buldun dediğinizi duyar gibiyim. Her neyse, bu eski yerleşim alanında bütün sokaklar meyhaneye dönüştürülmüş. Ben diyeyim bin insan siz deyin on bin insan sıkış tepiş bir düzende yiyor içiyor konuşuyor. İnsanlar yer bulabilmek için sıraya giriyorlar. Hani bize yer ayıracaktın diyor biri. Siz sekizde gelecektiniz onda geldiniz diyor öbürü. Yarasın, kimsenin yediğinde içtiğinde gözümüz yoktur ve yemeye içmeye karşı olmak diye bir telaşımız da yoktur. Biz de bir köşeye oturduk. İnsanlar edalı edalı konuşuyorlar, ince ama yapay tavırlarla içkilerini yudumlayıp sigaralarını tüttürüyorlardı.

Eve döner dönmez Einstein’ın Gelecek kuşaklara bildiri’sini bir kere daha okudum: “Zamanımız tasarlayıcı bilinçler açısından oldukça zengindir, bu tasarımlar yaşamımızı büyük ölçüde kolaylaştıracaktır. Mekanik gücün yardımıyla denizleri geçiyoruz ve bu mekanik gücü aynı zamanda insanlığı tüm yorucu kas çalışmalarından kurtarmakta kullanıyoruz. Havalarda uçmayı öğrendik, aynı zamanda hiçbir güçlüğe uğramadan elektrik dalgaları aracılığıyla bildiriler ve haberler gönderebiliyoruz. Bununla birlikte zenginliklerin üretimi ve dağılımı tümüyle bir düzene koyulmuş değildir, öyle ki her insan iktisadi çevreden dışlanma ve her şeyden yoksun kalmanın acısını yaşama korkusu taşıyor. Öte yandan çeşitli ülkelerde yaşayanlar belirsiz zamanlarda birbirlerini öldürüyorlar, öyle ki geleceği düşünen her kişi bu nedenle korku ve dehşet içinde yaşıyor. Çünkü kitlelerin zekası ve özyapısı toplum için değerli bir şeyler üreten küçük bir topluluğun zekasına ve özyapısına göre ölçülemeyecek ölçülerde aşağıdadır. Şuna kesin olarak inanıyorum: gelecek kuşaklar bu tür bildirileri doğru ve haklı bir üstünlük duygusuyla okuyacaklar.”

BİR CEVAP BIRAK