Geleneksel dövme kültürü yok olurken…

Geleneksel dövme kültürü yok olurken…

0
PAYLAŞ

Bir çok insan üzerinde görürsünüz dövme. Hiç düşündünüz mü bu dövme kültürü nereden geliyor ve neden insanlar vücutlarına dövme yaptırma ihtiyacı duyarlar? Bu konuda iki bilim insanı oturmuş ülkemizde geleneksel dövmenin en çok görüldüğü bölgeyi kendilerine çalışma alanı seçmişler ve orada bu soruya yanıt aramışlar. Aynı zamanda dövme tarihi konusunda bizlere somut bilgiler aktarmışlar.

Dövme insanın doğa karşısında savaşında önemli bir misyonu üzerine almış ve içine mistik bir çok sembolü alarak bugüne kadar yaşamış, fakat yeni kuşak bu geleneksel dövmeden uzaklaşmaya başlamış hatta yok olmak üzerinedir.

İnsanlar doğa ile savaşırken, bir çok şeyden de korkmuşlar. Korkularını yenmek için bir çok şeye sığınma ihtiyacı duymuşlar. Bazı tılsımların doğadan gelen saldırıya karşı kendilerini koruyacağına inanmışlar. Bir arada olmak, birlikte yaşamın getirmiş olduğu zorluklar karşısında güçlüden güçsüz her zaman bir şeyler dilemiş. Dileklerinin yerine gelmesi için bazı sembolleri kendilerine aracı olarak seçmişler. Dağlara, taşlara, mağaralara, kutsal saydıkları her yere bu sembolleri çizmişler, adak adamışlar. Yeter ki bu savaşta galip gelsinler!

İbadet yerlerde ki semboller, zaman içinde, belki onlardan önce insan kendi vücuduna çizmiş bu sembolleri. Çizilen semboller bazı kültürler için yazı olmuş. Kayaya, toprağa, deriye işlenmiş. Tarih yazılmış o semboller ile. İnsan vücudu tıpkı yazılan yerler gibi zemin olmuş bu semboller için. Dövme kutsal bir konuma bürünmüş, en kutsal yere yazılırken. Dünyanın en kutsal yeri elbette insan vücududur. O vücuda işlenen her söz, her sembol anlamı derin ve güçlüdür.

Dövme o kadar önemli olmuş ki, dövme yapanlar sıradan bir vatandaş olmaktan çıkmış, sağlık dağıtan, şifa dağıtan, her türlü zorluk karşısında vücuda muska yapan kutsal kişiliklere bürünmüş. Her kişi dövme yazamaz, işleyemez. O yüzden dövmeciler daha ayrıcalıklı olmuş. Onlar yılın belli günlerinde gelir, dövme yapar ve giderlermiş. El verilerek, usta çırak ilişkisi içinde nesilden nesile, kültürden kültüre taşınmış.

Yapılan her dövmenin bir anlamı olmuş. Bir beklentiye cevap olmuş. Evlenmeye yüzü dönmüş genç kızların artık evlenebilirim diyen dili olmuş. Kuma gelmesin üzerime diyen yeni bir gelinin dili olmuş. Doğum yapan annenin, çocuğum yaşasın, kötü ruhlardan uzak olsun diyen duası olmuş. Yılan, çayan vb hayvanlara karşı savunma aracı olmuş. Şehirleri koruyan mistik güçler ile aynı sembolleri üzerine almış insan oğlu.

Göçün ayak izi olmuş, kabilelerin, kültürlerin, ailelerin diğerinden ayıran bir bayrağı olmuş dövme. O kadar ki, hangi kadın, erkek hangi gruba ait olduğu dövmeye bakılarak anlaşılırmış. Doğanın tüm yansımasını insan üzerine işlemişler. Gök, yer ve yer altının tüm güçlerini, mitolojide yatan tüm öykülerin kahramanlarını dövmeler içinde görebilir, onarla bakarak geçmişin izlerini bulabilirsiniz, elbette bugün bir çok sembolün anlamı kayıp olmuş, olduğu gibi bugün anlaşılır olmaktan çıkmış. Kalelerin burçlarına yazılan, camilerin pencere kıyısına işlenen her oymanın bir yansımasını bulabilirsiniz insan vücudundaki dövme içinde.

Dövme deyip geçmeyin, çünkü dövme işlenirken kullanılan teknikte her kültüre, coğrafyaya göre değişiktir. Bir sembol için kullanılan iğne sayısı kültürleri, dövmeciyi bir birinden ayırır temel teknik özellikler içindedir. Çevrede yaşayan her canlının bir sembolüdür dövme. Bugün bulunan arkeolojik alanlardaki semboller ile benzerlikler gösterir. Dövmeler o kadar eskidir ki, insanın ilk yazıyı bulmasından belki daha eskidir. Taşa oymadan belki kendi vücuduna oydu düşmanını, korkusunu ve o kokuyu yenecek gücü. Her sembolün bir tılsımı vardır, o tılsım sayesinde unutulan tıp yakın zamana kadar uygulanmıştır.

Romatizma hastalıklara, eklem yeri ağrılara karşı dövmeler şifa olsun diye yapılmış, hatta bu dövmelerden sağlık bulanlar olurmuş. Dövme sadece güzellik anlamını, sadece korkuya karşı tılsımı içermiyor, sağlık ve şifayı da içinde kapsıyor.

Tarlada çalışan genç kızlar fark edilmek için, ziynet eşyası tarlada kayıp olmasın diye ayaklarına, yüzlerine dövme yaptırırmış, dövmesi olmayan kıza dönüp erkekler bakmazmış. Öyle ki, hangi erkeğin hangi kıza bakacağı dövmelerden anlaşılırmış, kendi kültürüne ait olmayan dövme taşıyan kıza bakmazmış, çünkü bilirmiş aşkı ve tutkusu karşılıksız kalacak!

İslam geleneği dövmeyi yasaklamış olmasına rağmen, Fatma anamız yaptırdı diye dövme yaptırır olmuşlar. Gerçi geleneksel inanç ve kültür var olanı içine alır, yeniden biçimlendirir. Bugün o biçimlendirilen inanç yaşam kültürü merkezi ve tek tip yaratılan inanç kültürü içinde yok edilmeye çalışılıyor. O yüzden belki günümüzde dövme yaptırmanın günah olduğunu düşünenler artmış. Buna rağmen dövmesi olanlar guru ile üzerilerinde yaşatmaya devam ediyorlar. Şehirlerde yaşamak zorunda olanlara başlarına kötü şey gelmesin, toplumdan dışlanmasınlar diye dövme pek yaptırılmıyor ama köyde yaşayanlar arasında tek tük olsa da görünmeye devam ediyor. Yani bu gelenek hızlı bir şekilde yok oluyor.

Dövme sanatı ve kültürü üzerine yapılmış bilimsel çalışma kitaplaştırılmış. Bu çalışma Güneydoğu Anadolu Geleneksel Dövme Sanatı – Beden Yazıtları adı altında Etki Yayınevi tarafından yayınlanmış. Yrd. Doç. Uysal Yenipınar, Mehmet Sait Tunç tarafından yapılan çalışma ile dövme üzerine geniş ve derinlemesine bilgi sahibi olabilirsiniz. Bilimsel çalışma yöntemi ve tekniğine uygun olarak hazırlanmış kitap. Bu çalışma, bu sanat dalına ilgi duyacaklar içinde temel kaynak olma özelliğini taşıyor.

Kitap okurken, doktora çalışmasını okur gibi oluyorsunuz. Kitap bu anlamdan bakınca tamam diyorsunuz bilimsel bir çalışma, o güven ile kitapta yazılanları sorgusuz doğru olarak kabul edebilirsiniz. Elbette, bilimde kuşku vardır ve o kuşku kitap okuyup bitirilince ne kadar bilimsel olduğu verilere bakarken sorgulayabilirsiniz.

Her bilimsel çalışmayı okuduğumda kafamda hep sorular ve kuşkular oluşur, çünkü bilimin adının unutulduğu bir ülkede, bilime ilim denilen üniversitelerde doğal olarak bu kuşkuyu yaratacak ortam var. Türk gelenekleri ve göreneklerini temel alarak yazılan her yazı baştan itibaren o kuşkuyu yaratıyor. Örnekleme yapılan yerlerde Türk geleneğinin en zayıf alanlar olduğu biliniyor, Türkçe konuşulmasının temel nedeni devlet baskısıdır, halk kendi arasında Arapça ve Kürtçenin hakimiyeti altında yaşadığını kitap içinde yapılmış söyleşilerde de rastlıyorsunuz.

Güneydoğu Anadolu bölgesi; çok kültürlü, çok dilli ve çok dinli bir yaşam bölgesidir. O bölgede yaşayanlar değişik kültürlerden etkilenmiş, onlardan elde ettikleri deneyimleri bugüne kadar gelenekleri içinde getirmiştir. O bölgede Arap kültürü yanında, Süryani, Kürt kültürünün yazılı olmayan hatta yok sayılan öğelerinin varlığına; sözlü tarih çalışmalarında ve buna benzer çalışmalarda karşılaşılıyor. Elbette araştırmacılar yazılı kaynaklardan yararlanırken, kendilerinden önce yapılmış çalışmaları temel kaynak alacak ve onların üzerine düşüncelerini inşaat edeceklerdir. Sözlü tarih çalışmaları yanında yazılı kaynaklarda ne yazık ki, Kürt, Süryani kaynakları yetersizdir. O yüzden araştırmacılar yazılı olarak var olan kaynakları kullanmak zorundadır. Bu çalışma boyunca bu özellikler ile karşılaşıyoruz.

Kitap kısaca önemli bir çalışma ve unutulmaya yüz tutmuş bir kültür zenginliğini bizlere tanıtan ve içinde mesajı olan bir çalışmadır. UNESCO kültür mirası içinde korunmaya alınması gerektiği vurgulanmış yazarlar tarafından. Umarım duyarlar ve kayıt altına alınır.

Bir gün Kürt, Süryani, Arap yazılı verilerinde olduğu bir çalışma olur. Sadece Türk geleneği ve bakış açısı ile yazılan her yazı ve çalışma bir yönü ile eksiktir. Tarih ne Türkler ile başladı ne de başka bir kültür ile. O yüzden bilimsel çalışmalar yapılırken olabildiğince değişik kültürlerin kaynaklarına ulaşmak ve karşılaştırmalı olarak bilgilerin verildiği bir çalışma olsun. Umarım bir gün ülkemiz üniversiteleri buna benzer çalışmalara imza atar, çünkü bugüne kadar siyasi korkular ve sınırlamalar bizi bu özgür araştırma yapmaktan uzak tutmuştur.

Güneydoğu Anadolu Geleneksel Dövme Sanatı

Beden Yazıtları

Yrd. Doç. Uysal Yenipınar, Mehmet Sait Tunç

Etki Yayınevi, İzmir

BİR CEVAP BIRAK