Gemide müzik ve Marina

Gemide müzik ve Marina

0
PAYLAŞ

Piyanonun başında genç bir kız. Adeta kendisi için çalıyor. Değişik ülke melodilerinden tanıdık popüler melodiler. Bir saate yakın süre, piyano ve o. Şarkıların arasında alkış olunca, hafif bir gülümeme ile teşekkür ediyor ve devam ediyor.

Bine yakın yolcunun olduğu gemide, piyanonun tuşlarında onun parmaklarının gezintisi ile gelen tınılarla tanışmış olduk. Adı Marina. Yunanlı zarif, alabildiğine sevimli bir genç kız. Gülümserken bile utangaç, gözlerini kısarak, incelikle sizi selamlıyor.

Mikanos, Santorini, Rodos, Sakız, Lavrion ve Siros. Beş gündür devamlı dinliyecisiyiz adeta. Gün boyu değişik saatlerde farklı gruplarla da müzik yapıyor. Parmakları, piyanonun tuşlarında ve bazen de elinde sadece mikrofon. Napflion ve Hanya’ya giderken ve Girit dönüşü, Çeşme’ye dönerken de dinlemeyi sürdüreceğiz.

Piyanosunun başında kendi dünyasında, bazen klasik, bazen caz, bazen popüler parçalarla, sizi yeni bir yolculuğa çıkarıyor. Bazen de rica ediyoruz şarkılarda eşlik etsin diye. Mikrofon yok diyor, olsun. Piyanosu ve sesi, tek başına, mikrofonsuz çıplak bir ses ile yumuşak ezgiler dilinden dökülüyor. Sevgili dostumuz Nursen Yakın’ın tanımıyla “ipek sesli Marina”.

Sesi, denizin hafif dalgaları gibi, suyun iki tarafına gidip gelirken, Akdeniz kıyılarında da dolaşıyor. Bazen Okyanus’u da aşıyor. Şarkılarında ve piyanonun tuşları ile hep bir sevgi seli aktarıyor gibi. Bağırma, kavga, slogan yok. Yumuşak bir el ile size dokunur gibi. Yılların dostu, Nursen Yakın’ın tanımlaması çok güzel oturuyor, sesine ve kişiliğine, “ipek sesli Marina”

Başka bir saatte, bu kez buzuki ustası Yunanlı Nikos ile, ülkelerinin şarkılarını söylüyorlar. Nikos buzuki ile bizi Sezen Aksu’nun meşhur ettiği “İstanbul” ile ülkeye getirip, döndürüyor.

Thanasis Polykandriotis gitarı ile piyano da Marina’ya eşlik ederken, bu kez mikrofonu da paylaşıyorlar. Şarkılar suyun iki yakasından. Türkçe, Yunanca, Hangisi, kimin şarkısı değil konu. Suyun iki yakasının bir birine seslenişi gibi. Yeni Türkü’den Sezen Aksu’ya uzanan bir çizgi de var.

Ve Poseidon Band. Bu üçlüye, tuşlular ile bu kez piyanist Thalis ile vurmalılar da ayrıca katlıyor ve beşli oluyorlar. Müzik direktörlüğünü, Thanasis Polykandriotis yapıyor. Değişik bir repertuar. Bazen zeybek ile sirtaki de bir birine karışıyor. Yunan müzikleri ile dans da ediyorsunuz, efkarlanıyorsunuz da bazen. Ama hep suyun iki tarafında geziniyorsunuz. Marina ve Thanasis mikrofonu bazen beraber, bazen ayrı şarkılarla, geceleri de müzik ile dolduruyorlar.

Marina grupla beraberken, piyanosu yok, sadece şarkılara eşlik ediyor, şarkılarını söylüyor. Utangaç, neşeli, bazen de hüzün, şarkılarla bütünleşiyor. Hafif el kol hareketleriyle sahnede eline mikrofon, dans ediyor adeta, yumuşak, hafif dalgalar gibi. Suyun iki tarafında.

Gemi de müzik üç ayrı salonda, bazen de havuz başında. Öğleyin başlıyor. Günün diğer bir güne devrilmesinden sonra bile, gece devam ediyor. Devam etmek isterseniz Disko’da açılmış oluyor.

FOTOĞRAF (Çeken: Nursen Yakın): İsmail Bayer ve Marina

Piyano da bazen Thalis’i dinliyoruz. Nefeli Band ise bizi Türkçe parçalarla, suyun iki tarafında gezdirmeyi sürdürüyor.

Ayrıca Küba’ya gidiyoruz adeta. Cuban Band Havana dörtlüsü, Küba ritimleri ve müzikleri ile de yetinmyip, Latin müzikleri ile de gezilerini gün boyu üç- dört kez sürdürüyorlar.

Nefeli Show Ekibi ise, daha çok Ukraynalı sanatçılardan oluşan dans grubu ve solistleri ile her gece, Latin dünyasından, Fantastik şova, Yunan danslarından, kabareye ve World Fusion Show gibi değişik programlarla, gece yarısına ayrı bir dinamizm getiriyorlar. Ukrayna rüzgarları da esiyor, değişik dans kıyafetleriyle her gece ayrı bir dünya da onlar.

Gemide seyahat ederken, müzik bizi Ege denizinden başka denizlere de ulaştırıyor diyebiliriz.

Seyahatin beşinci günü akşamı daha üç günümüz var. Ege Denizi’nde dolaşırken, adalarda kısa gezintiler yaparken, bizden bir çok izlere rastlamak ise mutlu ettiği gibi, bazen de itiraf etmek gerekir ki, burukluk da duyuyoruz.

Gemi bir Yunan gemisi, ancak çalışanlarla adeta bir dünya vatandaşları arasındayız. Gemidekilerin çoğunluğu da Türk. İran’dan gelenlerin de oranının büyük olduğunu görüyoruz.

İran da gördüğümüz insanlar, gemi de gördüğümüz insanlar aynı ama, farklı. Fark giyimden kaynaklanıyor. Çoğunluğunun, özellikle kadınların adeta İran’da ki giysi ve yaşamdan sıyrılmış olduğunu görüyorsunuz. İran’da ki giysilerle yaşamlarını sürdüren nerdeyse kimse yok kadınlardan. O zaman düşünmeden de insan kendini alamıyor. Din, insanları yönetim olarak, adeta ikili bir yaşama zorlamamalı demekten kendinizi alamıyorsunuz. İran dönüşü geçtğimiz yıllarda burada da aktardığımız gibi, sistem ya da rejim, kadınları baskı altında tutmayı böyle giderse sürdüremez. Kadınlar farklı. Sonra bizde ki gelişmeleri düşününce, kafanız iyice karşıyor doğrusu.

Neyse biz yine müziğe dönelim. Ege Denizi’nde, Gemi’de müzik hiç eksilmiyor.

Biraz kaçış deyin, doğru. Ülkede yaşadıklarız sizi üzüyor, biraz dışına çıkmaya çalışıyorsunuz.

Bu yazı, başlıkda da belirttiğimiz gibi, biraz”Marina” yazısı oldu. Geminin, denizin ve müziğin simgesi gibi. Yunanlı genç kızın parmakları ve sesi, gün boyu, dört ayrı programda size eşlik edince ve siz de severek dinleyince, yolculuğu onunla ve müziği ile sürdürüyorsunuz. Suyun iki tarafına gidip gelmekle kalmıyor, nostalji içinde dünyada dolaşıyorsunuz.

Bu sadece turistik bir gezide değil. Müzik ve kendinizi dinleyerek de, kısır döngülerden, labirentlerden çıkıp, geniş ufka karşı nefes almayı gerçekleştiriyorsunuz.

Denizin iki tarafının dost çenberi içinde, yönetimlerin söylemleri ve insanları düşman eden gelişmelere karşı, neden demekten de kendinizi alamıyorsunuz.

Biz yazıyı, Marina’nın ipek sesi ve parmaklarının piyano tuşları arasında dolaşmasını düşünerek, (bir daha karşılaşırmıyız, belki) suyun iki tarafında da, hep dostluk rüzgarlarının ve tınlılarının dolaşması dileğiye, yazımıza noktayı koyalım.

_____________________

* Ege Denizi – SİROS Adası. YUNANİSTAN. 20 Haziran 2016. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK