Geçmişten yararlanmak

Geçmişten yararlanmak

0
PAYLAŞ

Geçmişte kocaman bir kaynak var, tüketmekle bitiremeyeceğimiz bir kaynak. Çok zaman ona elimizi sürmüyoruz. Şairlerimiz Fuzuli’nin divanını okudular mı? Karacaoğlan’ı baştan sona okuduklarını bile sanmıyorum. Alay etmeye gelince Abdülhak Hamit ne güne duruyor? Pekiyi, Abdülhak Hamid’i okudular mı? Ne gezer! Nazım Hikmet’i bile doğru dürüst okumadı aydınlarımız bana kalırsa. Konuşurken Nazım Hikmet’i yere göğe koyamayanlar onun belli birkaç şiirinin düz alıcıları olmaktan öteye geçemediler. Geçmişten beslenmek istemediniz mi zayıf düşersiniz. Bugün edebiyatımızın zayıflığı aklına geleni doğru sanan insanların elinde kalmış olmaktan kaynaklanıyor. İnsanların şiir yazmaya vakti var ama kendilerini geliştirmeye hiç vakti yok. Edebiyat alanında herkes birbirinin bağrı yanık aşığı olunca işler kolaydır. Yapılacak şey edebiyat ağalarıyla iyi ilişkiler kurmak ve bu arada yumuşak başlılığı elden bırakmamak olabilir, daha çoğu gerekmez bence.

Léon Levrault La poésie lyrique (Lirik şiir) adlı kitabında Ronsard’dan sözederken onun bir yanlışına parmak basıyor. Diyor ki: “Çok yetenekli bir kişi olan Ronsard’ın yanlışı esinini genellikle kendinde değil de başkalarının kitaplarında aramasıdır. XIV. Ve XV. yüzyılın İtalyanlarından aldığı şey onların yanlışıdır.” Léon Levrault biraz daha ilerde şöyle diyor: “Şairin, Yunanlılardan ve Latinlerden aldığı onların yanlışlarından başka bir şey değildir. Sahip olduğu soylu kavrayışları, üslup sağlamlığını, en güzel dizelerinin zenginliğini ve uyumunu onlara borçludur. Ancak onun onarılamaz yanlışları da oldu: örneklerini her zaman çok iyi seçememek ve onları son derece boş bir saygıyla öykünmek gibi.”

Pleiade akımının bu usta şairi gerçekten eski yunan ve latin kaynaklarını alabildiğine önemsemiştir. Ancak unutulmaması gereken nokta bütün bir Rönesans’ın bu eski kaynaklara dönme eğilimi üzerine kurulmuş olmasıdır. Ortaçağ’da deyim yerindeyse belleği bulanmış olan insan geçmişin kalıtında kendini yeniden bulmaya çalışıyordu. O yönelim içinde Ronsard’ın yunan ve latin yapıtlarını çokça önemsemiş olmasını yadırgayamayız. O kaynaklardan çok doğru biçimde yararlanmamış olması belki de yeteneklerinin sınırlılığıyla ilgilidir. Bununla birlikte gününde oldukça önemsenmişti. Daha sonraları adı anılmaz oldu. Bir zaman sonra, duygucu eğilimlerin uç verdiği dönemlerde adı yeniden anılmaya başladı. Yetenekleri sınırlı da olsa onu insanların gözünde değerli kılan içtenliğiydi. Sanatın en büyük dayanaklarından biri olan içtenlikli oluş Ronsard şiirlerinin neredeyse özünü oluşturur. Üç kız sevmişti, üçünü de şiirlerinde adlarıyla andı: Floransalı bir soylunun kızı olan Cassandre, yirmi yaşında bu dünyadan göçen Marie ve bir de Hélene. Onları şiirlerinde yaşatırken acıyı sevinçle yoğurdu, üzüntüsünü gülümseyerek gösterdi. Yaşlandıkça gelecek acıların kaygılarını da duymaya ve duyurmaya çalıştı.

Ronsard’ın yetenekleri sınırlı olabilir ama onun geçmiş kaynaklara yönelişindeki yetersizlik belki de eğitimiyle ilgilidir. Daha on sekizine gelmeden kulakları sağır olmasaydı belki daha başka gelişmeler gösterebilirdi. Ancak şunu düşünmekte de yarar var: Ronsard geçmiş kaynaklara yönelmese, yalnızca kendi iç sesini dinlese daha başarılı olabilir miydi?

Rönesans aydınlarının tüm güçlerini kültür değerlerine istekli yönelişlerinden, yaşama sevincinden, insana saygıdan aldıklarını biliyoruz. Doğrudur, geçmişin topraklarında eşelenirken neyin bize uygun neyin bizim için yararsız olduğunu sezebilecek bir yetkinliğe ulaşmış olmamız da gerekir. Bu da gene bir ölçüde geçmişin topraklarında eşelenirken ulaşabileceğimiz bir yetkinliktir. Kendi içimiz ne kadar zengin olursa olsun, bir kişilik dünyalar dışa açılmadıkları, geçmişin verimine yönelmedikleri zaman kısır kalırlar. Bu yüzden Ronsard bize kalırsa geçmişe yönelmekle doğruyu yapmıştır, ama onun geçmişten daha büyük verimler elde edememesi kendiyle ilgili bir sorundur.

Bizim geçmişe, kendi toplumumuzun geçmişine ya da başka toplumların geçmişine yönelmek, orada üstü külle örtülmüş çok değerli bir takım mücevherlere ulaşmak gibi bir alışkanlığımız yok yazık ki. Bu yüzden yeteri kadar örnek göremiyoruz, yeteri kadar örnek göremeyince de kendi bakışımızla yetinmek durumunda kalıyoruz. Elbette birinci planda önemli olan kendi bakışımızdır ama başkalarının bizim görmeye çalıştığımız şeyleri kendi gözleriyle nasıl gördüklerini de bilmek zorundayız. Bu toplumun insanı geçmiş değerleri merak etmiyor, belki de onlara olmuş bitmiş şeyler gözüyle bakıyor. Şairlerimizin özellikle çok zengin olan şiir geçmişimizle ilgilenmemeleri, ondan yararlanmayı düşünmemeleri çok yazık!

BİR CEVAP BIRAK