Genç erkekler – yaşlı erkekler

Genç erkekler – yaşlı erkekler

0
PAYLAŞ

Nedense hayatımın her döneminde (çocukluk yıllarımda bile) çevremde yaşları benden çok büyük insanlar oldu. Onlarla iletişim kurmak bana hep mutluluk verdi. Belki de bu yüzden dedemin en sevdiği torunu ben oldum. Onun anlattıklarını zevkle dinler, ortak bir dil yakalamaya çalışırdım.


Dedem 67 yaşında öldüğü zaman ben liseyi yeni bitirmiştim, O günden sonra da çevremde dedemin yaşında insanlar oldu. Bazen hocam, bazen meslektaşım, bazen de yaşam içinde tanışmak, iş birliği yapmak zorunda kaldığım bu kişilerin bir kısmıyla çok yakın arkadaşlıklar kurdum. Çünkü onları hiçbir zaman yaşlı olarak görmedim. Onlar benden daha çok yaşamış, daha deneyimli, daha bilgili kişilerdi.


Bütün bunlardan daha önemlisi onlar bana asla kendi yaşıtım erkeklerde hissetmediğim bir duyguyu tattırıyorlardı. Onlarla bir törenin içindeydim sanki. Bana kadın olduğumu hatırlatan, kadın olduğum için beni öne çıkaran bir törenin içinde… Bindiğiniz arabanın kapısını açan, asansöre kadar sizi uğurlayan, mantonuzu tutan, nazik tavırları ve iltifatlarıyla sizi öne çıkaran bu tören sanırım pek çok kadının hoşuna gider.


Geçen gün bu arkadaşlarımdan biriyle, bu konu hakkında konuşuyorduk. Arkadaşım, Yahya Kemal’in bir şiiriyle söze girdi:
“Fani ömür biter, bir sonbahar olur
Yaprak, çiçek ve kuş ne varsa tarumar olur
İnsan duyar yerin dile gelmiş sükûtunu”.


Bu şiir konuşmanın akışını birden bire değiştirdi. 70’li yaşlarını süren bu arkadaşım sonbaharına gelmiş olan erkeklerin, gençliğin vermiş olduğu fütursuzlukla hiçbir konuya “olmazsa olmaz” diye yaklaşamadıklarını söylüyordu.


“Gençken çevremizde birçok bardak vardır. Birini kırarsınız yerine bir başkası gelebilir. ‘Kırdım, getir oğlum faraşı, süpür’ dersiniz olur biter. Orta yaşa geldiğinizde bakıyorsunuz ki, hem bardaklar azalmaktadır, hem de kırmaktan yana çöküntüleriniz artmaktadır. Askerlikte yirmi yaş gerçeği vardır. Her yirmi yaşındaki erkek, askerler gibi dimdik yürür, topraktan ses getirir. Sonbahara geldiğiniz zaman ise tıpkı Yahya Kemal’in dediği gibi yerin dile gelmiş sükûtunu duyarsınız. O yer konuşmaya başlar sizinle. Siz de bir süre sonra o yer olacaksınızdır. Bu yüzden kendinizi o kadar sert çiğnemek istemezsiniz. Yere daha yumuşak, daha anlayarak basmaya başlarsınız.”


Yaşlı arkadaşım, bu sözlerle, genç erkeklerin nemelazımcı, adamsendeci tavrının nedenini açıklıyordu. Genç erkeklerin ne iş, ne sosyal, ne de aşk hayatında daha hiçbir yere gelmeden takındıkları dik tavrın, bu yirmi yaş gerçeğinin sonucu olduğunu söylüyordu. Oysa kendini ispatlamış, iyi kötü bir yere gelmiş genç olmayan erkekler daha ödünkardır, daha çekingendir. Daha evvelki deneyimleri, pişmanlıkları, birikimleri olaylara, kadınlara daha başka türlü yaklaşması gerektiğini öğretmiştir ona. 30 yaşındaki adamın poker oynarken resti çekişi bile çabuktur. 60 yaşındaki adam poker oynarken o kadar çabuk rest çekemez.


Aslında yaşlı erkeklerle kendimi bir törenin içinde bulsam da yine de genç erkeklere haksızlık yapmak istemem. Genç bir erkek aşık olunca belki çok şiirsel kelimeler kullanamaz ama, söylediği sözler içtendir. Dilinin üzerinde takla atmayı beceremez ve bunu yapmaktan da yana değildir. Çünkü ona göre yaptığı her şey doğrudur. O aşkı da, aşk acısını da sınırsız ama, kısa yaşar. Biten bir aşkın ardından üç gün ağlar, dördüncü gün camları kırar, beşinci gün sarhoş olur, altıncı gün aşk acısı çeken bir erkeğe kadınlar daha çok ilgi gösterdiği için yeni bir sevgili bulur ve eskisini unutur.


Ne yazık ki, genç erkeklerin içindeki fırtınaları o yaşın kadını ortaya çıkaramıyor. O kadın biraz hoş görmeyi öğrenmiş olsa, biraz erkeğin saçını okşayabilse belki her şey daha başka yaşanabilecek.


Aslında o genç kadını da suçlayamayız. O da tıpkı genç erkek gibi bir savaşın içindedir. Bu yüzden yan yana paralel giden raylardaki vagonlar olamıyorlar. Karşılıklı gelen iki vagon onlar, Ya teğet geçecek, geçerken bir zaman dilimi içinde beraber olacaklar ya da çarpışacaklardır. Çünkü ikisi de bir yerlere koşmaktadır. Bazen çiftlerden biri vagonlardan diğerine atlar ve yollarına bir vagon içinde devam ederler. Ama bu kez de arkalarında yaşanmamış fırsatlar, umutlar bırakırlar…


 

BİR CEVAP BIRAK