Genel Müdürümüz Unakıtan…

PAYLAŞ

tahmin edebilirler miydi acaba?


Ancak, o tarihlerde ayni kurumda müfettiş/başmüfettiş olarak görev yapmakta olan bizim, varsayım olarak da, böyle bir durumun olabileceğini aklımıza getirmemiz, hiçbir zaman söz konusu olamazdı.


Neden mi?


Çünkü Sayın Unakıtan, mesleğinde ilerlemek isteyen, siyasetle pek içli dışlı olmayan, İslamiyete fazlasıyla bağlı, aşırı dindar görünen kendi halinde bir  bürokrat konumundaydı.


Zaten fiziksel görüntüsü ve yaşam biçimi; bu yapısını açıkça ortaya koyuyordu. Sakallı hali, eşinin şimdikinden farklı tesettürlü giyimi ve kurumda görevi ne olursa olsun, yakın temas içinde bulunduğu kişilerin (çalışanların) özyapısına bakıldığında, durum açıkça kendisini gösteriyordu.


Milli Selamet Partisi (MSP) nin CHP ile koalisyon yaptığı dönemde, SEKA’nın bağlı olduğu Sanayi Bakanlığı MSP’nin elindeydi. Unakıtan’da o kanattan, SEKA ‘ya önce genel müdür yardımcısı olarak, Genel Müdür Aziz Gümüş’ün görevinden alınmasıyla da, onun yerine Genel Müdür olarak atanmıştı.


Sayın Unakıtan’ın o zamanlarda, bizim ve çok sayıda kurum personelinin değerlendirmelerine göre iki belirgin özelliği vardı:


Birincisi;  Zeki bir insandı. Katılmış olduğumuz iş toplantılarında, gördüğümüz kadarıyla konulara yaklaşımı, olayları kavrayış biçimiyle zeka yönünden farklılığını ortaya koyuyordu…


İkinci özelliği; aşırı dindar görünmesi, dinselliği neredeyse kişiliklerinin birincil özelliği durumuna getirmiş kurum personelini; öbürlerinden ayırıyor şeklinde görüntü vermesiydi. Bırakın kadrolara yapılan atamaları, sohbet türü özel görüşmelerinde dahi, fabrikada sıradan işçi konumunda bile olsa, “dindarlığı” ile tanınan personeli tercih ediyordu.


Sayın Unakıtan’ın o günkü haliyle; bugün olduğu gibi espirili ve insanlarla diyaloglu görünen bir kişi olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. En azından kendisini biz uzaktan böyle görüyorduk. Çünkü şahsı ile yakın temasımız yoktu. Hem pek gülmeyen yüzü, hem de kendilerinin ayni düşüncenin adamı olmadıkları için dışlanacakları korkusundaki çok sayıda personelin; iş yaşamlarının geleceği açısından, şahsından fazlasıyla çekindiği bir genel müdürdü.


Kurumda Genel Müdür olarak görev yaptığı sürelerde;
Müessese (fabrika) Müdürü, Şube müdürü, müdür yardımcıları gibi üst düzeyde pek çok çalışanın, ailesel yaşam biçimleriyle dindar görünmeye çalıştıkları, kimilerinin eşlerinin başlarını örttükleri, Cuma namazlarına SEKA camisinde, Sayın Unakıtan’ın görebileceği ya da bilgilenebileceği biçimde yer alma çabaları, bazılarının içkiyi tamamen bırakarak beş vakit namaza başlamaları, ramazanda teravih namazlarında özellikle Sayın Unakıtkan’ın göreceği şekilde  saf tutmaya çalışmaları vs…   
Bugün bile hüzünle hatırladığımız buruk hatıralardır.  


Zira, Unakıtan’dan sonraki dönemde; “bir gecede hidayete ererek, namaza başlayanlar, namaz kılmaktan vazgeçtiler, başlarını örten üst düzey yöneticilerin eşleri de başörtülerini atarak, eski dekolteli yaşamlarına döndüler.
Kurumun sosyal tesislerine getirilen içki yasakları da kaldırıldı.


Bugün bakıyoruz da; o günlerde ki SEKA Genel Müdürü Unaktan’la, bugünün Maliye Bakanı Unakıtan arasında, bazı bakımlardan çok fark var. Hem kendisinin hem de sayın eşinin giyim kuşam ve fiziki görüntülerinde ki değişiklik, o günleri yaşamış bizler açısından tabi ki önemli farklılıklar olarak sayılabilir…


Bir gün gelecek de; eşi Sayın Ahsen Hanımın, Bakan konumunda ki kocasının boynuna; kamuoyuna açıklama yaptığı sırada kameralar önünde “Seni seviyoruz Bakanım” diye sarılacağını, Üniversitede yapmış olduğu konuşma sırasında, “gazeteci gibi” ayağa kalkarak, ülke ekonomisi hakkında sorular soracağını, o zamanlar ve daha sonraları hiç mi hiç aklımıza getiremezdik.


Öbür yandan; zamanın aşırı ciddi görünümlü, disiplinli, hiçbir olumsuzluğa meydan vermeyen yapıda ki genel müdürünün; bugünün Maliye Bakanı olarak, çok sayıda iddiaya muhatap tutulacak, oğulları adına yaptığı icraatlar için, kamuoyunda en çok tartışılacak ve bu açılardan ağır suçlamalara muhatap  olacak bir siyaset adamı olarak, kamuoyunun karşısına çıkacağını yine aklımıza getirmezdik.


Hükümetin ticari meta sayılan her hangi bir konuda vergi indirimi yapmasına yönelik tartışmalar gündeme oturduğunda, “Unakıtan’ın oğulları, ticaret olarak o konuya girerlerse vergisi hemen düşer…” tarzında yakıştırmalar, bir ölçüde espiri amaçlı olarak söylenmiş olsa da, halk da yaygın kanaat olarak kendini ortaya koymaktadır. (Sabah- Fatih Altaylı 18 Şubat 2006- Unakıtan kardeşlere iş önerisi) 


Hakkında iki kez gensoru önergesi verilen, Sayın Unakıtan’ın, Meclis’te şahsına yönelik iddialarla ilgili savunmasında yapmış olduğu açıklamalardan, vicdanen tatmin olmamış bir kimse olarak; SEKA Genel Müdür olarak Kemal Unakıtan’a bu tür konularda duymuş olduğumuz güvenimizi; ne yazık ki Bakan Unakıtan olarak büyük ölçüde yitirdiğimizi, açıklıkla belirtmek isteriz.


Sayın Unakıtan, Meclis’te ki savunması sırasında, kendisine yöneltilen Ofer ailesinin uçağı ile iki kez, Honkong’a gidip gitmediği iddialarına yanıt veremezken, Baykal’ın evine ait ruhsatı ortaya atarak, “ben yapıyorsam, sen yapmıyor musun?” tarzında ki yanıtıyla; siyaseten ibret olunacak,  tarihi bir açıklamaya imzasını atmış oluyordu.


Hakkında basına yansımış bulunan çeşitli iddialar ve suçlamalar, doğrudur ya da yanlıştır bilemeyiz. Bu aşamada bizim herhangi bir değerlendirmede bulunmamız söz konusu olamaz. Bekleyip göreceğiz.


Ancak, kendisine ve ailesine yönelik ortaya atılan hiçbir iddia doğru olmamış olsa bile; en azından oğlunun iş yaşamını ve ticaretini ilgilendiren konularda, Bakanlığının karar ve uygulamasıyla yapılmış olan vergi indirimlerinden sonra;
Sayın Unakıtan’ı; çok sayıda Türk vatandaşı gibi, bizim de VİCDANIMIZDA AKLAMAMIZ söz konusu olamaz!


burhanaozbey@yahoo.com 

CEVAP VER