Gençler askere giderken…

Gençler askere giderken…

0
PAYLAŞ

Ülkemizde askerlik zorunludur. Zorunlu olduğu içinde yaslarda belirtilen koşulları yerine getiren erkekler, askerlik için kendilerini askerlik ocaklarına teslim ederler. Teslim etmeyenler ise zorla alınır ve oraya yani kışlaya bir süreliğine yasalarda yer verilen görevleri yerine getirmesi beklenir ve zorla yaptırılır, yapmayanları ise askeri cezaevinde yatma karşılığında vermiş kabul edilir.

Askerilik, erkek çocuklarını zorunlu kılmıştır ve gönüllü değildir, fakat bu zorunluluk karşısında gönüllü gibi davranabilmeleri için değişik destanlar yaratılmıştır ve bu destanlar ile erkek çocukları, bu zorunlu göreve hazırlanır. Her erkeğin askerlik anısı olması, aslında bu anıların kendi erkek çocuklarının zorunlu göreve hazırlık taşıdığını düşünebiliriz. Genelde anılar askerlik öncesi çocukların bulunduğu ortamda anlatılarak, zorunluluk duygusunu gönüllük duygusuna yardım etmesi sağlanır. Devlet, kendi kontrolü altında yaşayan bir kesimi, askerlik hizmeti altına alarak homojen toplumun yaratılmasına hizmet eder. (Eğitimin başaramadığını askerde başarılır.)

Askere giden çocuklar, otogarlarda yolcu edilir. Son yıllarda geliştirilen seremonilerde ise ‘kınalı kuzular’ olarak lanse edilir. Kına, ölüme gidene yakılır. Dönüşü olmayana yani… Ülke, çocuklarını ölüme gönderir gibi gönderir konuma gelmiş ise, o gidenlerinde ölüme hazır şekilde gitmesi doğaldır. Yapılan seremonilerde ve seremoni öncesi gara giden yolda, atılan sloganlar ve yolda yaratılan tehlikeler bu gidişe hazırlıktır. Otomobilin camına oturup eli ile işaret yapıp slogan atması, bayrak sallaması bu gidişin ön hazırlığıdır ve en üst nokta garda yapılan halaylar ve bayrak gösterileri ile sonlanıp, otobüs ile yola çıkmaktır. Yola çıkan erin arkasından dökülen gözyaşıdır. Gözyaşının neyi anlattığı açıktır. Tarih, bize neyi anlattığını ve anlamlandırdığını çıplak olarak söyler.

Değişimin, yeni kurbanlarıdır bu zorunlu göreve giden gençler. Gençler, kışlaya giderken, bayrak ile sarılmış tabutların içinde olma duygusunu taşımaktalar. Göreve gittikleri yerinde elbette önemi vardır, çatışma bölgesine gidenler artık tek bir duygu içinde hareket etmek zorunadır, çünkü başka çıkış yolları yoktur. Otogarda attıkları sloganlar ve verdikleri demeçlerde çocuklar; “ölmeye gidiyoruz vatan için, korksunlar bizden, öldüreceğiz onları” demekteler. Daha önce hiç adam öldürmemiş, yaralamamış gençler. Sözler ne kadar rahat dillendirilir, sorgulamazlar, çünkü bulundukları atmosfer buna uygundur. O cesaret ile yola çıkarlar.

Çatışmalarda orantısız bir güç mevcuttur. Orantısız gücün olduğu yerde ise tehlike kavramı görecelidir. Çatışma yeni bir ekonomi yaratmıştır. Bu ekonomik düzenden beslenen büyük bir kesim vardır. Bu beslenme durumu devam ettiği sürece çatışma kaçınılmaz olarak devam edecektir. Bu yola çıkan masum gençler, bu çatışmanın bir anlamda kurbanıdırlar.

Eğer gerçek anlamda oradaki ölümler sorgulanmış olsaydı ve bağımsız göz ile bakabilmiş olsaydı (duygusallığı ortadan kaldırıp) bugünkü yaşanan sürece daha rahat isimler verebilirdik. Kirli savaş, kirli ilişkiler, derin devlet, kontrgerilla ve en son olarak dolaylı olarak Ergenekon isimleri verilen bu çarkın, gerçek boyutu ve sonuçları daha çıplak ortaya serilebilinirdi. Fakat bizler, 12 Eylül ile yüzleşemediğimiz için, yaşanan sürece de bir anlamda yüzleşme imkanımız yoktur. Henüz bitmemiş süreçler bir birinin devam konumdadır ve gün geçtikçe daha da değişik kollara ayrılarak bizi bir bütün olarak yutmaktadır.

Otogarlardan çocukları kınalı olarak yolculamaya devam ediyoruz. Çaresiz aileler durumu kabul etmiş konumdalar. Çocuklarını bir anlamda ölüme ve öldürmeye gönderirken, gözyaşlarını içlerine akıtmaktadırlar. “Vatan sağ olsun!” derken çaresizliklerini ortaya sermektedirler. Zorunlu görev ve zorunlu hizmet bir anlamda orada öldürme ve öldürülme sanatının öğretildiği yerler olmaktadır. Bu kadar eğitimin olduğu yerde ise, cinayetler de patlamanın yaşaması, yeni mafya ilişkilerin ortaya çıkması kaçınılmazdır, çünkü bu durum; yeni ekonomi ilişkileri beraberinde getirecek ve bu ilişkiler kolay para kazanma yolu yönünde olacaktır. Toplum intihar etmektedir, bu intiharın gözyaşları otogarlarda açıkça görülmektedir. Bu ülkenin insanı imkanı olduğunda, çocuğunu nerede askerlik yaptıracağını bilir ama imkanı olmayan büyük çoğunluk girdaba girmek zorundadır.

Silahlı çatışma, sonuç olarak iki tarafı bir birine düşman ederken, bu düşmanlık ilişkileri üzerinden birileri para kazanmaya ve yeni ilişkiler geliştirmeye devam edecektir. Aynı aileden iki kardeş biri dağda, biri zorunlu hizmet içinde bir birine kurşun sıkarken, aslında ne için savaştıklarını ve ne için çatıştıklarını bile kendilerine açıkça söyleyememektedir, çünkü atılan sloganlar ile bir birini yok etmiş gibidir. Her iki tarafın çocuğunun elinde kına vardır.

Kınayı gerçekten kim satar?


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

BİR CEVAP BIRAK