Gereksinimler… Gereksinimler…

Gereksinimler… Gereksinimler…

0
PAYLAŞ

Gereksinimlerle örülmüş son derece ayrıntılı bir dünyada yaşıyoruz. Keşke yalın bir dünyada, daha basit bir dünyada yaşayabilseydik. Daha iyi bir dünya mı kurduk?  İnsanların yazıyı elle yazdıkları zamanların romanları bugün bilgisayarla yazılan romanlardan kat kat güzel. Bana öyle geliyor ki ayrıntılarda yitip gitmek üzereyiz. Yeni gereksinimler doğuyor, onları karşılıyoruz, o zaman daha yeni gereksinimler doğuyor. Yarattığımız araç ve gereçlerin elinde birer tutsak yaşamı sürüyoruz. İnsan, gereksinimlerini karşıladıkça gelişecektir… Böyle düşünenler bana kalırsa yanılıyorlar. İyiden iyiye yapay bir dünya kurduk. Bu yapay dünyada aletlerle oyunlar oynuyoruz. Mideniz mi ağrıyor? Hemen midenize bir boru sokup bakalım. Hatta bir de alttan sokuversek daha sağlam olacak. Doktorunuz hiçbir yenilikten uzak kalmamak konusunda belli ki çok istekli. Hemen önündeki kağıda bir şeyler çiziktiriveriyor. Yazdığı iki satır doğrudan doğruya midenize boru sokulmasıyla ilgilidir.

Yanlış anlaşılmasın, tıp bilimini aşağılıyor değilim. Ama benim için neyin neye kullanıldığı önemlidir. Araçları ve gereçleri kullananların insan yüreği taşıyıp taşımadıkları önemlidir. Tıp bilimine büyük saygımız var. Ben bir ilaç meraklısı değilimdir ama ilaç biliminin insanlığa ne büyük iyilikler getirdiğini biliyorum. Orada da para kazanma hırsının sonucu olan bir takım olumsuzluklar yok mu? Olmaz olur mu? Ama ne olursa olsun, insanların acılarını dindirmek adına koşup köşe başındaki eczaneden bir kutu ilaç alıp rahatlamalarındaki güzelliği de unutmamak gerekir. Ama iş o kadarla kalmıyor işte. Ondan sonrası, biraz da aracı ve gereci kullananın bilinç düzeyine bağlı olarak kötü belirtiler veriyor. Şu çok güçlü ve çok pahalı ilacı alacaksınız hastanız için diyorlar. İlaç hastayı biraz daha yere vuruyor. Bütün bunlar her alanda bir yetersizliğin açık belirtilerini ortaya koyuyor. Gereksinimler arttıkça ve bu artan gereksinimler yeni yeni yollarla karşılandıkça insan tembelleşti. Gereksinimler düşünceyi kovdu, sanatı tüccar işi durumuna getirdi, bilimi gündeliğe indirgedi. İnsana korku veren o çirkin otomobiller sokaklarda geçecek yer bırakmıyor. İki sıralı otomobil. Bunlar yollara düştükleri zaman düpedüz bir yerinde sayma kargaşası yaşanıyor. Evlerde araç ve gereçlerin bini bir para. Doldur evi onlarla, doldur ki beyimiz uygarlıkta bir adım bile geri kalmayı kendine yediremiyor desinler.

Öğrenci misiniz? Ödev mi yapacaksınız? Gülmeyin. Gerçekten ödev mi yapacaksınız? Ne konuda? Ne konuda olursa olsun, bilgisayardan her türlü bilgiyi elde edebilirsiniz. Daha doğrusu sizin uğraşmanıza gerek yok, birileri sizin için onu daha önce yazmışlar. Onların ellerine sağlık. Size düşen onu oradan alıp, inandırıcı olmak adına sağına soluna iyi kötü bir şeyler ekleyip ilgiliye sunmaktır. İlgili bunu anlar mı? Anlasın. O da zaten derslerini böyle hazırlıyor, bu yöntemle ya da buna çok benzeyen yöntemlerle. Ne yapsın, vakti yok. Gündüz gereksinimlerin peşine gitti. Akşam bu işe şöyle bir saat kadar bir vakit ayırıyor, Amerika’dan getirdiği o kitaptan bir şeyler aktarıveriyor. Yarın bu aktardığını iki üç Karadeniz fıkrasıyla süsleyerek genç insanlara sunacaktır ve gençler eğiticilerinin büyüklüğü karşısında garip duygulara kapılacaklardır. Kısacası, dostlarım, işin özünü kaçırmış gibi bir durumumuz var. Gösteriş alabildiğine ama içinde bir şey yok. Dört yıl ne öğrenip ne öğrenmediği bilinmeyen gençler, kiralık cüppeleriyle ve kiralık dört köşe şapkalarıyla tören yaptıklarında hangi duygulu gözünden iki damla yaş akıtmaz? Bir cüppe bin ayıbı örter. O papazlar yüzyıllar boyu günahlarını tantanalı cüppeler altında işlemediler mi? Onlar ne günah çıkarmalardı öyle.

Ben gelişmeseydik demiyorum. Öyle şey olur mu! Ama basit insanların aklına göre gelişmeseydik diyorum. O zaman içimdeki ses biraz alaylı bir biçimde şunları söylüyor: basit olmayan insanlar mı bu gelişimi yarattılar? Bu adaletsiz, bu kirli, bu geleceği karanlık dünyayı gerçek bilim adamları mı, gerçek sanatçılar mı, gerçek filozoflar mı kurdular? Bu sömürü düzenini onlar mı önerdiler? Hangisi önerdi? Shakespeare mi, Nietzsche mi, Descartes mı, Bruegel mi, hangisi? Yaşamın ne olup ne olmadığını, dünyanın ne olup ne olmaması gerektiğini tartışmayan ve tartışabilecek kafalar taşımayan bir takım zavallı teknisyenler, yetersiz siyaset adamlarıyla el ele vererek bizi bu güne getirdiler. Bundan sonrası bana biraz karanlık görünüyor. Bundan sonra insanın yaşamında yüce değerlerin yeri olmayacak. Gelecek kuşaklar Schopenhauer’ı, Çehov’u, Tolstoy’u, Flaubert’i tanımayacaklar. Madame Bovary dediğiniz zaman birileri yüzünüze bön bön bakacaklar. Gösteriş olsun diye bazıları opera ya da konser meraklısı görünecekler, ama Mozart’ın adını duymamış olacaklar. Ne felsefeye yer olacak yaşamımızda ne sanata ne bilime. Yazık olacak.

BİR CEVAP BIRAK