Gerillanın geri çekilmesinin durdurulması ve politik yansımaları

Gerillanın geri çekilmesinin durdurulması ve politik yansımaları

0
PAYLAŞ

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’ın Ağustos ayının başında yaptığı açıklamayla AKP’yi ve Erdoğan’ı uyararak, 1 Eylül’e kadar, ikinci aşama için gerekli olan adımlar atılmadığı takdirde ‘geri çekilmenin durdurulacağını’ ifade etmişti. Hükümet bu uyarıyı pek ciddiye almadı, politik çevrelerde geçmişteki örneklerden yola çıkarak kuşkuyla yaklaştılar. Özellikle hükümet, Bayık’ın basit bir blöf yaptığını hesapladı. Ancak beklenilenin tersine, Bayık, Eylül ayının başında gerillanın geri çekilmesini ‘durdurduklarını’ ve ‘ateş kesin devam ettiğini’ her hangi bir saldırı olmadığı takdirde ‘çatışmaya girmeyeceklerini’ açıkladı. Bu açıklama, hem AKP ve Erdoğan’ın kurmaylarını, hem de politik kamuoyunu şaşırttı denebilir. Çünkü böyle ciddi bir kararlılığın olacağını beklemiyorlardı. KCK’nin bu kararlılığı, politik süreci pozitif olarak etkileyeceği kesin. Kimsenin oyun oynamaması, varsa çözüm niyetleri sürece ciddi yaklaşması gerektiğine dair önemli bir mesaj olarak alındı. Erdoğan’ın çapsız danışmanları ve AKP’nin basındaki birkaç yazarı dışında kimse PKK’yi suçlamıyor, tersine çok açık olmazsa da dolaylı olarak AKP’yi sorumlu tutuyorlar. Nasıl ki, Bayık’ın KCK Eş Başkanlığına gelmesiyle Erdoğan, kurmaylarıyla ‘acil’ kodunda 4,5 saatlik bir toplantı yapmışsa, aynı şekilde ‘geri çekilmenin durdurulması’ kararı ardından yine olağan üstü bir toplantı yapıldı. İşin ciddiyetini anladılar. Yapılan toplantılarda ne gibi sonuçlar çıkar bilinmez, ama sürecin AKP’nin istediği gibi yürümeyeceği artık netleşmiş durumda.

Burada bir kaç temel noktanın altını çizmekten yarar var.

Birincisi, Barış denen bir sürecin olmadığı, PKK’nin kendi iradesi ve kararlılığıyla başlattığı tek taraflı bir süreç olduğu, devletin sorunu objektif bir temelde ele alan bir ‘Çözüm Planı veya Projesinin olmadığı’ bir kez daha ortaya çıktı. AKP’nin amacının yıllardır başarılı bir şekilde tekrarlayıp uyguladığı kendi politik çıkarlarını ve hedeflerini yaşama geçirmek için zaman kazanmak derdinde olduğu anlaşılıyor.

Barış süreçlerinin politik bir strateji olduğunu, bunun da arka kapılar ardında, MİT elamanlarıyla yapılan bazı görüşmelerle olmayacağını, politik aktörlerle bu sorunun çözüleceğini, dünyadaki bütün örneklerin böyle işlediğini, Kürtler için özel bir istisnanın olmayacağını, bunun da mümkün olmadığını artık görmemiz ve kabul etmemiz lazım. Kürtleri temsil eden heyetle devletin politik temsilcilerinden oluşan bir heyet arasında resmi görüşmelerin yapılması gerektiği artık netleşmiş bulunuyor. Kürtlerde baş müzakerecisi biliniyor: Öcalan. Peki, devletin baş müzakereci kim? Belli değil, ya da varsa biz bilmiyoruz. Böylelikle tek taraflı süreçlerin politik bakımdan bir sonuç vermediği de bir kez daha teyit edildi.

Öcalan ile MİT teşkilatı arasında yapılan görüşmelerin somutlaşmış ve yazıya dökülmüş bir örneği var mı? Bilinmiyor. ‘PKK adına Öcalan, devlet adına MİT Müsteşarı Hikmet Fidan görüşüyor’ diye söyleniyor. Peki, bu iki temsilci adına yapılmış bir protokol var mı? En azında kamuoyuna sunulan bir proje yok. Ortadoğu’nun belki de en önemli ve stratejik meselesi konuşuluyor, her iki tarafından üzerinde ‘resmi’ olarak anlaştığı ve uyguladığı bir yol haritası var mı? Kimse bilmiyor. Adına ‘Barış süreci’ denilen ama tek taraflı yürüyen bir süreç için ne gibi ortak kararlar alınmış? Devletin imzaladığı fakat uygulamadığı her hangi bir protokol var mı? Varsa bunlar nelerdir? Bütün bunların kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Eğer, AKP’nin oyunu boşa çıkartılmak isteniyorsa devletin hilelerle süreci götürmek istediğini ve politik arka planında halen tasfiyeyi dayattığı iddia ediliyorsa, Öcalan ile devlet yetkilileri arasında yapılan görüşme tutanakları varsa, bunların kamuoyuna sunulması artık bir zorunluluk haline geldi denilebilinir.

İkincisi, PKK gerçeğinin bir kez daha doğru kavranması önemlidir. Cemil Bayık’ın KCK’nin Eş Başkanlığına getirilmesi, sıradan bir görev değişimi olmadığı çok daha net olarak görüldü. PKK, Öcalan’a güvendikleri için bu süreci başlattığını sık sık vurguladı. Öcalan’a olan bu politik güven sorunun bir yanını oluşturuyor. Ancak, aynı PKK, devletin çözüm politikalarına inanmadığını da ısrarla vurguladı. Sürecin çok hassas ve çok yönlü dengeler üzerinde şekillendiğini gören PKK, devletin tasfiyesine karşı duruşunu göstermenin bir yolunun da KCK’nin yeniden yapılanmasından geçtiğini gördü. Kamuoyu tarafından bilinen görevleri almaya alışık olamayan Cemil Bayık’ın KCK Eş Başkanlığına getirilmesi, aynı zamanda devletin politik tasfiyesine karşı bir yanıt olarak görüldü. Kürt Hareketi içerisinde özel bir etkinliği ve saygınlığı olan Bayık’ın gelmesi, PKK içerisinde geleceğe dair birçok örgütsel, pratik ve politik sorunun çözümünü de sağladı denebilir. Bir bakıma devletin beklediği bölünme beklentisine karşı daha üst düzeyde örgütlenerek yanıt vermiş oldu, Bu sorunu bir başka yazımda değerlendirirken şu değerlendirmeyi yapmıştım: “PKK kolektif bir kadro hareketidir. Ancak tek tek kadroların oynadığı rol hareketin tarihinde özel bir öneme sahiptir. Cemil Bayık’ın Kürt Hareketi içerisinde bu düzeyde konumlandırılması, aynı zaman da onun örgüt içindeki konumu ve doğal önderlik rolüyle ilgilidir. Cemil Bayık, PKK’nin kurucularından biri olmasının çok ötesinde Kürt Hareketi’nin bugünkü askeri ve politik güce ulaşmasını sağlamada çok büyük bir rol almış biri olarak bilinir…

Bunun politik anlamı şudur:

Aslında Öcalan, pratik ve politik önderliği, PKK’nin ve kendisinin de en çok güvendiği yol arkadaşına teslim etmesidir. Öcalan’ın sık sık vurguladığı, ‘ben içerideyim, pratik önderlik yapamam’ yaklaşımını fiilen yaşama geçirmiş olmasıdır. Öcalan, Kürt halkının ve PKK’nin doğal lideri olarak varlığını devam ettirecektir. Dahası Öcalan’ın bu rolü sosyo/politik bir realite haline gelmiş bulunuyor. Ancak pratik/politik önderliğin yaşama geçirilmesi sorumluluğunu fiilen Bayık’a aktarmış oldu.” Gerillanın geri çekilmesini durdurma kararlığını gösteren Bayık, aynı zamanda kritik zamanlarda ortaya koyduğu politik ve örgütsel inisiyatifi yansıtıyor. Hiç şüphesiz ki bu tek başına alınan bir karar olmayıp, KCK Yönetiminin almış olduğu kolektif kararların bir yansımasıdır. Bu bakımdan sürecin doğru okunması, politik yönelimler bakımından son derece önemlidir.

Üçüncüsü, Kürt siyasetinin legal alandaki konumlanışının sorunlu olduğu, ‘geri çekilmenin durdurulmasına’ ilişkin yapılan değerlendirmelerde çok daha belirgin olarak ortaya çıktı. Bayık’ın KCK Eş Başkanlığı adına ‘gerillanın geri çekilmesi durduruldu’ açıklamasını objektif okumak yerine, fiilen boşa çıkartıcı açıklamalar yaparak, AKP ve Erdoğan’a bir bakıma malzeme sundu denebilir. Öyle ki, BDP’nin tutarsız açıklamalarından sonra, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ “Bu süreç içinde gerek terör örgütü gerek BDP bir rol dağılımı yapmış gibi. Birisi kötü polisi birisi iyi polisi oynuyor.” Yani kendilerinin sıklıkla başvurdukları yöntemleri Kürt tarafına yakıştırmaya çalışıyorlar.
BDP, parlamentoda bulunan bir parti olarak, sürecin kendi cephesindeki gelişmeler üzerinde yoğunluklu olarak durabilir ve çok yönlü politik açıklamalar yapabilir. Ayrıca Demirtaş, ikinci aşamanın muhatabının kendileri olduğunu söylemişti. Süreç de ikinci aşamaya geçilmemiş olmasından dolayı tıkandı. Peki BDP, ikinci aşamanın sağlıklı yürüyebilmesi için kendi sorumluluklarına uygun bir kararlılık ve inisiyatif gösterdi mi? Göstermediği gibi ‘kendiliğindenci bir politika’ izlendi demek abartı olmaz. Ayrıca, gerillanın geri çekilmesine dair kararın kendisini ilgilendirmeyeceğini, tersine bunun askeri-politik bir sorun olduğunu sanırım anlamış değiller. Bunun için Bayık’ın çok net olarak söylediği ‘geri çekilme durduruldu’ kararının ‘yanlış anlaşıldığını’ belirterek, süreci anlamadığını ve doğru okumadığını gösterdi. Hasip Kaplan gibi bazı BDP milletvekilleri de “Sonuçta bu süreci başlatan İmralı’dır. Bu sürecin nihai kararını verecek olan yine aynı şekilde İmralı’dır.’ Esasen devletin duymak istediği bu tür açıklamalar, çözüm sürecini pozitif olarak etkilemez.

Dördüncüsü, AKP’nin politik projesi var mı? Elbet ki var. Ancak bu proje ‘demokratik bir çözüm projesi’ değil. Bundan herkesin net olması, politik pozisyonunu buna göre belirlemesi gerekir. Çok yönlü sıkışmış bulunan AKP, bu süreci en az hasarla atlatmak istiyor. AKP, bölgesel ilişkilerde bitmiş bir noktada bulunuyor. Sıfırlanan dış politika, Erdoğan’ın geleceğini önemli oranda belirsizleştirdi. Suriye denkleminde bütünüyle savaşa göre örgütlenen ve özellikle El Nusra’yı askeri, ekonomik ve lojistik olarak çok aktif destekleyen AKP’nin amacı, Rojava’da Özerk bir bölgenin oluşumunu engellemektir. Sünni İslam’ı esas alarak uyguladığı politika Suriye’de tam bir felakete yol açtı. Ayrıca Ortadoğu ülkelerinde istenilen desteği alamadı ve giderek yalnızlaştı. ABD ve Fransa’nın Suriye’ye yönelik bir askeri operasyona bütün gücüyle katılmak isteyen Erdoğan iktidarının öncelikli hedefi Rojava’da Kürtleri tasfiye ederek iç politikada dengeyi kendi lehine çevirmek istiyor.

Bölgesel politikalarının başarısızlığına paralel olarak özellikle ‘Gezi Parkı’ eylemleriyle başlayan ve bütün Türkiye’yi kapsayan süreç, AKP’nin ve Erdoğan’ın politik dengesini bozdu. İç politik kriz giderek gelişme eğilimi içerisinde bulunuyor. Türkiye’nin en zayıf halkası olan Kürt sorunundaki çatışmanın gelişip yaygınlaşması, AKP iktidarını çok daha derinden sarsacaktır. Kürt Hareketinin artık bölgesel bir güç olması nedeniyle Türkiye’nin politikalarını etkileyebilecek bir düzeyde ulaştı denebilir. Kürtlerle savaş AKP iktidarını önemli oranda geriletir. Erdoğan ve kurmayları bu gerçeği görüyor, bu nedenle karşı karşıya olduğu politik sorunlarını aşmak için PKK ile savaşı derinleştirmek istemiyor. Bu nedenle süreci kendi politik penceresinde ele alarak, inisiyatifi de elde tutarak süreci kendiliğindenci bir tarzda yürütmek istiyor. Böylelikle bölgesel ve iç dengeleri yeniden sağlamlaştırmayı hedefliyor. Bunun tek bir yolu var: PKK’yi edilgen kılmak, barış süreci havası yaratmak ve kamuoyunun desteğini alarak, politikalarını hızlı bir şekilde uygulamaktır. Bunun için 2014 ve 2015 yıllarının aşılması gerekiyor. Bu iki yıl, özellikle Erdoğan’ın politik geleceğini belirlemede önemli bir dönemeçtir. Bu sürecin başarılı bir şekilde aşılması için Kürtleri oyalamak için her türlü politik hileyi devreye koyacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Barıştan yana olduğunu söyleyen Erdoğan, oyalama planı tutmazsa, bir ay sonra doğrudan MHP çizgisine uygun bir politika izleyebilir, gerillaya yönelik çok kapsamlı askeri operasyonlara yönelebilir, PKK’nin üst düzey kadrolarına yönelik yeni saldırılara girişebilir. Bütün bunları yapmaya yatkın bir politik zihniyete sahip olduğunu görmek gerek.
Kürt tarafının barış yönelimleri kadar, AKP’nin politikalarının arka planını doğru okumak da çok önemlidir. Aksi takdirde istenilen hedeflerin yakalanması söz konusu olmaz. AKP’ye karşı ne kadar kararlı durulur ve bu pratikte gösterilirse, AKP’nin ve devletin çözüme gelmesi bir o kadar hızlı ve gerçekçi olur. Tutarsız, uyumsuz, kararsız ve kendiliğindenci politikalar AKP’yi daha çok saldırganlaştırır. Bunun asla unutulmaması gerekir.

AKP’nin uygulamaya koyduğu dört paketin hiçbirinden, demokratik çözüme dair tek bir somut gelişme yaşanmadı. Tersine saldırılar ve anti demokratik uygulamalar çok daha kapsamlı arttı. KCK’nin ‘gerillanın geri çekilmesini durdurduğunu açıkladıktan sonra, hükümet, Cuma günü ‘yeni’ bir demokratikleşme paketinin açıklanacağını ilan etti. Yeni paket, Kürtlerin politik taleplerine ne kadar yanıt verecek, Türkiye’nin demokratikleşmesi için neler içerecek belli değil.

Eğer AKP, tek taraflı yürütülen sürece doğru bir katkı yapmak istiyorsa, Kürtlerin taleplerini demokratik siyaset içinde karşılamak istiyorsa, barıştan yana bir politika izlemek istiyorsa, mevcut gelişmeleri doğru okumalı, hilelerle başvurmayı terk etmelidir. Aksi takdirde, güçlü olduğunu sanan veya bunu inandırılan Erdoğan’ın çözülmesi tahmin edilenden çok daha hızlı olacaktır. Ne bölgesel, ne de iç politik gelişmeler AKP’den yana ilerliyor.

Burada bir başka noktaya dikkat çekmek istiyorum. Erdoğan’ın çapsız danışmanları, ‘gerillanın geri çekilmesinin durdurulması’ kararını doğru okumak yerine, bilinen klasik metotlarla Bayık-Öcalan çatışmasını gündemleştirmeye çalışıyorlar. Peki, Öcalan, KCK’nin kararını boşa çıkarır mı? Çıkarmaz. Çünkü alınan karar Öcalan’ın elini güçlendiriyor, inisiyatifini artırıyor. KCK ve Bayık Öcalan’ı boşa çıkarmaz. Bu tür basit oyunlardan medet ummak, Kürt Hareketini tanımamaktır.

BİR CEVAP BIRAK

sixteen + 19 =