İNGİLTERE… GEZEMEYEN GEZEGENLER

SEDAT YILDIRIM SARICI – Arada bir gelmişi, geçmişi hatta istikbali bir kenara bırakıp tabiatı anlamaya çalışıyorum. Anlamlandıramadığım da çok oluyor. Ama kutsal rehberler, ideolojiler, filozoflar, bilgeler, dervişler fikirlerinin doğruluğuna delil olarak hep tabiattan emsaller verirler. “Doğal olarak” demek çok “doğallaşmış” durumda. Zaten “tabiatı öyle”  ya da “doğasında var” derken, veya “fıtrat” bize hep sanki olması gerekeni işaret eder gibidir. Tabiatın tanımlanmasında “karakter” de var. Kimisine göre “yaradılış” çok mühimdir. O zaman kainatı anlamaya çalışmak boşa bir gayret olmasa gerek.

Uzayın Uzaktan Görünüşü

Adlarına her ne kadar “gezegen” dense de, aslında özgürce gezdikleri filan söz konusu değil. Hepsi bağlı bulundukları galaksinin oluşturduğu yörünge gereği olağan ve sıradan bir döngünün içinde dolanıyorlar. Bu sebeble bilim insanları, hangi gezegenin hangi mesafede olduğunu, yaşını, kalan ömrünü, dünyaya göre hangi noktada göründüğünü hesaplayabilmekteler. Yörüngeden çıkan varsa, bilmem kaç yıl sonra filanca açıyla bize teğet geçeceği bile grafik hokkabazlıklarla arada bir hükümranlığı gasp etmiş haber ajanslarına servis edilir.

Adlarını, büyüklük ve muhteviyatını bilmediğimiz galaksi ve gezegenlerden örnekler yerine dünyayı da ilgilendiren güneş sisteminden örnekleyerek konumuzu açacak olursak, Güneş’in çekim kuvvetine karşın bağımsızlık uğruna ondan uzaklaşmaya çalışan dokuz gezegenden ibaret bir aile birliğimiz oluşmuş.

Güneş Sistemi

TEFERRUATTAN VAZGEÇMEMELİYİZ 

Dikkat ederseniz sadece gezegenleri saydık ve uyduları, “vatan mevzu bahis olunca gerisi teferruat” olduğu için bu aşamada sayıya katmıyoruz.  İyi de etmiyoruz. Böylelikle Ay, çekim gücü, yerküreye etkisi, cazibesi ve edebiyatıyla bir kenara itilmiş oluyor. Vatan için her şeyden vazgeçilebilme durumuna güzel bir örnek oldu. Halbuki, Ay olmasa Dünya da olamaz. Olsa da bir işe yaramaz. Yani varlık, varlığımız diğerinin de varlığına bağlı. Bu varlıklardan, teferruatlardan hiç bir mevzu bahis uğruna vaz geçmemeliyiz.

Sonra bir bakıyoruz ki, vazgeçtiğimiz değer bayraklardaki hilal’den kızılay’a, yarım ay’dan dolunay’a, destanlardan öykülere, şiirinden türküsüne, serenatından üvertürüne, gizeminden gözlemine, karanlık yüzünden ay yüzlüsüne, çöreğinden böreğine, mehtabından tutulmasına sayısız duygumuzun kaynağıymış da, vazgeçme anında değerini kavramış gibi oluyoruz.

Aydede’den Yalan Dünya’nın görünüşü

Uzak Doğu felsefesinde ise, evrendeki her şey Yin & Yang enerjilerinden türemiştir. “Yin; kadın-su-hava-karanlık-durgunluk”, “Yang; erkek-ateş-toprak-aydınlık-devingen” olarak tanımlanmış. Bu iki unsur aslında birbirinin karşıtı olduğu ileri sürülse de, ateşsiz su buz olur. “Demek ki; her şey birbirinde tam olur.”

Aynı bahis Kur’anda, Leyl Suresi’nde de “Her Şey Zıddıyla Kaimdir (Var Olur)” diye geçer. Leyl suresinin açılımında “aynı maddeden yaratılmış olan erkek ve dişi arasındaki cinsiyet farkının şuursuz tabiat tarafından bir tesadüf eseri olarak meydana getirilmesi ihtimal dışıdır” da yazılıdır. Mealinde ise; “Leyl sûresinde de temel hedef, Allah’ın birliği inancının yanında sıkıntıların ve nimetlerin paylaşılabildiği toplumsal bir ruh ve zihniyeti geliştirmek olmuştur.

Şimdi, mevzu bahis vatan olduğu için biz bu “teferruatları” bir kenara bırakıp Dünya’nın da etrafında döndüğü Güneş’in yörüngesindeki dokuz gezegene dönelim. Bu dokuz kardeş Güneş’e yaklaştıkça yanacak, kül olup yok olacak, uzaklaştıkça soğuyup donacak ve bir başka şeye dönüşerek artık kendileri olamayacak ya, onları var eden işte bu “denge”dir, diyebiliriz.

Dokuz kardeşin telaşını, Güneş’in yörüngesinden ayrılamama ama yok olmamak için belirli bir mesafeyi koruma olarak da özetleyebiliriz. Kim bilir, belki de, yörüngenin hazzı da burada başlıyor olabilir. Gidilecek yer, (tur, parkur, etap, loop, yani kısır döngü) aynı olduğundan, bilinmezliğin endişesi, korkusu olmaz. Aylak aylak olduğunuz yerde ve Güneş’in etrafında dolanırsınız. Rahat, rahat. Gevşek gevşek. Keyifli keyifli. Yani tiksinti verici. Bu kadar rahat, gevşeklik, keyif yeter. Konuya dönüyorum.

YÖRÜNGE ESARETTİR 

Söylediklerimizin tersi de söylenebilir, yörünge haz değil esarettir, bütün gezegenler bir yörüngeye bağımlı olmakla birlikte, bağımsızlık ateşiyle o yörüngeden kurtulma isteğini hep duyarlar.

Hatta her ikisi birden de söylenebilir, bağımlılıkla bağımsızlık geçimsizliğinin çekim kuvveti! Evet evet, bence en doğrusu her iki duygunun da birlikte varlığı. Ne esaret, ne de pervasızlık. Yani başta yazdığımız gibi var olmak, diğerinin varlığına bağlı. Birbiriyle tam olma hali.

Sonuçta sanki, yeryüzünün merkezi çekim kuvvetine karşın canlıların merkezden kaçma eğilimi var. Bitkiler bir yandan derinlere köklerini salarken, diğer yandan yükseklere tırmanmaya çalışırlar. İnsanoğlu da öyle, hem arzın merkezine, hem de engin fezaya tutkumuz hiç dinmedi.

Mahlukat ve Feza

Madem ortaokul seviyesini aşmayacak tabiat bilgisi konularında ahkam kesiyoruz, o zaman fezanın mezraya, haşerenin beşere etkisi üzerine bir kaç kelam edip konuyu bir yere bağlayalım.

Güneş’e muhtaç olan Dünya’mız, bağımlı kişilikte canlıların doğmasına nedendir. Güneş, ateş olduğundan ve ateş olmadan herhangi bir canlı varlığını sürdüremeyeceğinden ateşe tapma boşuna değildir. Evrendeki her şeyin dört elementten oluştuğu söylenir ya, ateş yani Güneş hemen hemen bütün inançlarda en üstte anılanıdır.

Dört element

“Dört unsurdan tartılamaz olanıdır. Saflaştırır, ayırd eder. Diğer üç unsuru da aydınlatan, ısıtan ateştir. Ruhu temsil eder. Tanrı’nın ışıksal varlığıdır. Her şeyden önce çevresine etkide bulunan bir güç kaynağıdır. Karanlığı aydınlatır. Cehennemin sembolüdür. Cehennem ateşinde yanma rivayetinde belirtilen ateşten canın yanması, acıması vicdan azabını, ıstırabı temsil niyetinedir.”

Tamam abi “hep boşa konuşuyosun, yazıyosun, bir önerin var mı” diye soruyor okur. Bilmem bir işe yarar mı, ama bir önerim var.

Bütün kainat bu ateşe muhtaç ya, insanoğlu da bu muhtaç olma durumunu sadakate, esarete dönüştürmemeli, ardından da yalakalığa vardırmamalıdır. Güneş’in yörüngesinden kurtulamayan, kurtulacak olduğunda gerçek felaketi yaşayacak olan Dünya, dünyalıları da hep yörüngelerin etrafında dönmeye zorunlu kısır toplumlar olarak yetiştirmemelidir.

Güneş, Dünya Ve Teferruat

Doğumu ve ölümü tadacak her nefis, Güneş’in doğum anını görmek için erken uyanmalı ve Güneş’i selamlamak için ufka bakmalı. O saatlerde uykuda olmamalı. Her yıl binlerce çiçek açıp, onbinlerce yemiş, meyve veren ağaçlar gibi hepimiz ürünün ve doğumun parçası olmalıyız. Tüketimin ve tükenmenin değil. O zaman doğanın yani doğalın parçası olabilme ihtimalimiz artar. Artık her ne kadar becerebilirsek. Bu çaba bize yeter de artar.

Dünya kendi etrafında dönüyor, gece gündüze, gündüz geceye dönüşüyor. İnsan da dönüyor, döndükçe dönüşecek. Dünya gibi yörüngeden kurtulamayan dünyalılar, yörüngeye esareti kader diye adlandırmasın. Dünyadaki bütün nehirler ve denizlerdeki bütün akıntılar yörüngeye paralel değildir. Fıtratın her emsalinden feyz alınmamalı.

Evrendeki tüm varlıklar dönüş halindedir. Bu dönüş, dünün tekrarı değil, büyük küçük değişikliklerle dönüşüm içerisinde devam eder. Bu dönüşüm ya da değişiklikler beklentilere gebe olduğu için her canlı, yaşamak, ömrünü olabildiğince uzatmak ister.

Aynı yörüngede dönerek aylar, mevsimler, yılların yardımıyla tatlı sona, ölüme yolculuk, rahata düşkünlüğe, hazza tapınmaya dönüştürülmemelidir. 

Yani hep tüketime veya yok etmeye yönelmemeliyiz. Nehirleri zehirlememeli, gölleri çölleştirmemeli, denizleri çöplüğe dönüştürmemeliyiz. Gönüller kömürleşirse, Nazım’ın dediği gibi “yüreklerin kulakları sağır”laşır. Kömür gönül, sağır yürek elbette gözleri kör edecektir. Görmek istemeyen, duymayan, hissetmeyen varlığa “taş” derler.

Teferruat Mevzubahise Bakarken

Geçen yazılarımızda bahsini ettiğimiz şey neydi; “kainatta her yerde toprak, taş var”. Göktaşı veya çakıltaşı fark etmez. Bildiğimiz taş işte. “İstanbul’un taşı toprağı altın” derler ya. Yalan. Taş taştır. İstanbulluların kalpleri taşlaşmasın yeter. Bugün dünyanın birçok kentindeki yoksullar, kırsaldaki garibanlara göre bin kat daha kötü durumdalar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.