Gezi Parkı direnişinden devlet kavramına bakış…

Gezi Parkı direnişinden devlet kavramına bakış…

0
PAYLAŞ

Halk için devlet kavramı sürekli duyduğumuz ama yaşam içinde hiç rastlayamadığımız bir terimdir. Devlet kavramı incelenmeye başladığı günden beri sürekli vurgulanan ama bu vurgunun arka boyutunun pek tartışılmadığına şahitlik ediyoruz. Devletin idarecileri zaman zaman “biz halk için çalışıyoruz, halk efendimiz biz uşaklarıyız!” söylemlerine bir çok kere şahitlik etmiş olabilirsiniz. Fakat gerçek bunun tam tersidir, halk devlet için çalışmaktadır ve vergileri ile baskı aracının daha da gelişmesine ve büyümesine sebep olmaktadır. Devlet halk üzerinde baskı aracına dönüşmüş ve bu baskı aracını yine halk adına halka uygulamaktadır.

Devlet, düşman ve çatışma var olduğu sürece vardır, bu korku araçlarını ortadan kaldırın devletin varlığı tartışma konusu olur.

Özgürlük ve demokrasi gibi kavramlar yaşanan zamana, coğrafyaya ve kültüre göre göreceli olarak anlamlandırılır ve o anlamlar içinde devlet tartışılır.

Devlet soyut bir kavramdır, varlığı hissedilir ama göz ile görülmez, el ile tutulmaz. Devlet sistemin kendisidir. Halk sadece varlık sebebidir. Sistem olarak insanlar olduğu sürece varlığını korur. Devlet, halkı köle olarak görür ve ondan aldığı güç ile halkı güçsüz yapar, sömürür.

Devlet hükümet değildir, sadece hükümet devletin bir parçasıdır. Hükümete rağmen devlet kendi ihtiyaçlarını giderir. Bunun en tipik göstergesi ordudur. Ordu devletin önemli bir savunma aracıdır ve hükümete rağmen bütçesini meclise onaylatır.

Devlet, örgütlendiği kültüre göre biçimsel değişimler gösterebilir ama genel yapısı toplumun sınıflar yapısı içinde sınıflar arası çatışmayı en aza indirmek ve sistemin devamı için oluşturmuş olduğu yapılar bütündür.

Bizim gibi ülkelerde devlet parası olanın ihtiyacına göre örgütlenmiş, güce önem verir. Sınıflar arası uzlaşma yerine çatışmayı körükler ve çalışan kesim ve işçi sınıfını daha da köleleşmesini kanunlar ve yasalar ile meşru yapar.

Devlet çatışmadan beslenir, ırk, cinsiyet, renk, din, dil ayrımı yapması doğaldır, çünkü çatışma devleti güçlendirir ve istediğini seçilmiş meclise ve hükümete yaptırır.

Devlet için halk örgütlenmesi olan rejimlerde ve sistemlerde; devlet her zaman kendisini daha da güçlendirecek ve barış için iktidara gelenler dahi savaş /çatışma çıkarmak zorunda kalacaktır.

Bir dönem devlet sosyal devlet kavramını otaya atılmıştı. Batı dünyası ve biz nısbi olarak sosyal devlet olduk. (Sosyal devlet kavramı da devletin duruşunu bozmadı, halk devlet için çalıştı.) Sorunlar bir süreliğine ertelendi.

Batı dünyası iki dünya savaşının sonunda devleti sosyal devlet olarak kendi coğrafyasında örgütlerken, içinden gelebilecek olan her direnişi yok etmiş, ama aynı batı sömürge ülkelerine başka bir devlet bakış ile yaklaşmış ve olabildiğince zalim ve sömürü düzenine uygun devlet mekanizması kurmuştur. Üçüncü dünya ülkelerinde birey hakkı yoktur, devlet ve sömürgeler için insanlık onuruna yakışmayan koşullarda insanlar çalışmaya zorlamıştır. Çok çalışarak az ücret alan bir çalışma düzeni kurulmuş ve insanlar dini duygular kullanılarak ayaklanması ve devlete karşı gelmesi engellenmiştir. Devlet ana olarak sunulmuş ve devletin verdiği her türlü sefa ve cefa kabul edilmesi için halka baskı uygulanmıştır.

Devlet ve sistem sorgulama yerine, hükmedenler ve hükümetler sorunlu olarak algılanmış ve o sorunluların değişimi için kısmı bir demokrasi oyunu oynanmasına izin verilmiştir. Seçimler bir anlamda zalim olan devleti koruyan ve onu dönüştürmek isteyen her türlü saldırıya karşı bir savunma aracı olarak insanların önüne seçenek olarak sunulmuştur.

Ordu, üçüncü dünya ülkelerinde rejim değişikliği ya da savunulması amacı ile konumlandırılmış ve devletin geleceği ve bekası için darbe yapma hakkı verilmiştir. İkinci dünya savaşı sonrası bir çok ülkede domino taşı etkisi gibi bir birini izleyen darbeler yapılmış ve darbeler sonucunda gelişmiş ülkeler ve onların firmaları olabildiğince yeni durumdan faydalanmıştır. Kaybedenler elbette hep halk olmuştur, daha da fakirleşmiş, zulüm, işkence ve zamlar altında daha fazla özveri göstermesi beklenmiştir.

Global dünya adı altında geliştirilen yeni doktrin ile devletin konumu yine değişmiş ve liberal devlet kavramı bütün ülkeler için uygulamaya konmuştur. Bu yeni devlet kavramı içinde parası olan için devlet ve paraya hizmet eden bir devlet kavramı geliştirilmiş ve uluslar arası rüşvet meşru hale getirilmiş, şirketler uluslar arası konumda birleşirken ulusal özellikleri ortadan kaldırılmıştır. Şirket nerede doğdu, nerede hizmet veriyor, nerede fabrikası gibi kavramlar artık sorgulanmaktan çıkmış, çok dilli, çok kültürlü, çok ülkenin sermayesinin aktığı ve yönlendirildiği bir mekanizmaya dönüştürülmüş ve borsa içinde bir rakama indirgenmiştir.

Halk devlet için çalışmaya devam etmesi doğal olarak devam etmektedir, her ne kadar şirketler için çalışıyor gözükseler de bir anlamda devletin hükümranlığı için vergi vermeye, ordusu için asker olmaya devam etmektedir. Devlet sosyal devlette olduğu gibi artık hizmet vermemektedir, bir çok hakkı paralı hale getirmiş, bu paralı hizmetlerden pay alarak bütçesinin açığını kapatmaya ve cari açık sorunu kontrol edilebilir konumda bulundurmaya yönelik reformlar yapmaktadır.

Ulus kavramı dikkatli incelenirse tek dil, tek din, tek millet üzerine kuruludur, bu anlayışın tamamen ortadan kalkamadığına ve hala inat ile bu görüşü savunmaya çalışanlar gerçeklikten uzaklaşmış toplum içinde karşılığı olmayan söylemlere kadar gerilemiştir. Elbette azınlık bir grubun savunması her daim olacaktır, çünkü onlar bu ülkeyi hala tek dili, tek dinli, tek kültürlü olduğunu sanmaya devam ediyorlar. Ulus devlet kavramı ülkemiz için hiçbir zaman örtüşmediği yaşanan çatışmalar ile sürekli olarak kendisini hissetmiş ama devlet baskısı altında asimilasyon politikaları ile sonuca ulaşılamamıştır. Çok kültürlü, dilli, dinli, mezhepli bir toplum bütün baskılara karşı kendisine özgü direnç noktaları kurmuş ve kendisini savunmuştur. 12 Eylül rejimi ulus devletinin son seferiydi ve bu sefer ile devlet ulus söyleminden uzaklaşmış ve liberal ekonomi devlet yapısı içinde öteki olanlar kendilerini isyan ile ortaya koymuştur. Kürt isyanı sayesinde ülke adım adım özgürlük yolunda adım atmış olsa da devlet kavramı sorgulanmamış, yine halk devlet için çalışmaya ve üretmeye devam etmiştir. Devlet için yapılan her çalışma ise baskıyı, zulmü halk üzerinde daha da artırmış, bir kıvılcım ile bunu açıkça dillendirmiştir.

Halk için devlet henüz yaratılamadı. Devlet için halk görüşünün hakim olduğu yapılanma ülkemiz topraklarında binlerce yıldır varlığını koruyor. Osmanlı’da ve yaşadığımız cumhuriyette devlet aynı ilkeler ile hareket etmektedir. Halk devlet için çalışır, vergisini verir, zamanı geldiğinde askere gider, evlenir, çocuk yapar, devlet okulunda ya da devlet tarafından belirlenmiş tarih bilinci ile çocuk devlet için eğitilir. Yani her şey devlet içindir.

İnsanlık tarihi içinde devletin oluşumundan bugüne kadar halk devlet için çalıştı, geldiğimiz zaman diliminde ise bunun tersi olabileceği ve devleti yok edecek bir zamana geçişin ilk devrim kıvılcımları halk isyanları içinde kendisine yer bulmaya başlamıştır.

Gezi Parkı halk isyanı; yaşanan geçmişin tüm tekli düşüncesine karşı bir arada yaşamı öne çıkarmıştır. Her dilden, her dinden, her inançsız kesimden, her renkten, her kültürden, her her her yani farklılıklara rağmen bir arada yaşamı savunan düşünce öne çıkmıştır.

Elbette birilerin yaptığı gibi sadece slogan olarak algılanmıyor… Devrim için örgütlenen, devrim için ilişkilerini biçimlendiren, saydam ve özgür yapılar şimdilik sizlere ütopik gelebilir, ama eğer örgütlenilirse hayatta karşılığını bulacağını düşünüyorum.

Halk için devlet görüşünü benimseyen, ulusal ordunun varlığına inanmayan, polisin bildiğini arkadaşından – yoldaşından saklamayan, memlektçilik, cemaatçılık yapmayan, gelecek için geçmişe önem verin diyerek geçmişte saplanıp kalanların dışında olanlar yeni bir düşüncenin etrafında bir araya gelmeye başlamıştır. Gezi Parkı direnişi iktidar partisinin liderinin anlamsız bir inatlaşması tarihimiz içinde hiç gözükmeyen ilk halk hareketine kıvılcım olmuş ve yeni bir düşünce yapısının ve yaşam biçiminin hayatta karşılık bulmasına olanak sağlamıştır.

Halk sistemi değiştirebilir, doğru istem ve ona göre örgütlenmiş ise… Adına devrim denir…

BİR CEVAP BIRAK