Gezi Parkı’ndan Balıkesir sokaklarına

Gezi Parkı’ndan Balıkesir sokaklarına

0
PAYLAŞ

Salıyı, çarşambaya bağlayan geceydi herhalde. Gece yarısı. Günün ilk dakikaları ya da saati. Bir dosttan mail. Gezi Parkı’na iş makinaları girdi. Ağaçlar kesiliyor, hafriyat başladı. Oradayız. Uyanık olanlar gelsin şeklinde bir haber. Gecenin ilerleyen saatlerinde ise, biraz soluk aldığımız güzel bir haber daha geldi. Durduk ve iş makinaları da durdu. Nöbetteyiz. Buradayız.

Çarşamba akşam İstanbul’a gittim. Perşembeye bağlanan gece. Saat 03.00 e geliyor. Bavulum ile Gezi Parkı’nın içinden geçiyorum. Bayram yeri gibi. Bir tarafda türkü söyleniyor. Diğer taraf da şarkı. Bir yerde halay çekiliyor. Küçük çadırlar kurulmuş. Çaylar demleniyor. Pilavcılar gelmiş. Canlı, neşe ve sevgi fışkıran bir topluluk. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Gürültü bile yok. Yerlere atılmış, ne sigara
izmariti, ne de pet şişe. Çimlerin üzeri, pırıl pırıl bir ortam.

Çarşamba sabahı, haberlere bakıyorum. Sabaha karşı güvenlik güçleri geliyor. Gazlar, çadırlar yakılmış haberleri. Sabah, Gezi Parkına geliyorum. Sakin, ama sabah baskının izleri var. Yüzlerde de endişe ve üzgünlük. Ne yaptılar ki, neyle karşılaşıyorlar. O gün çıktığım televizyon programında, durumu biraz paylaşıp, “yapmayın”, “kıymayın efendiler” sözcükleri de dilimden dökülüyor. Akşam üzeri, Gezi Parkı bayram yeri gibi. Adım atacak yer yok yine.

Perşembeyi cumaya bağlayan gece, saat 01.00, Balıkesir’e yola çıkacağım. Bir gece önceki kalabalak katlanmış iyice. Park dolu. En ufak bir taşkınlık bile yok. Kimseyi de rahatsız etmiyorlar. Ama sonra, olanlar oluyor yine. Yurdun her yerinden sesler gelmeğe başlıyor.

Cumartesi Balıkesir, Lise’den akşam üzeri, şehir merkezine iniyorum. Küçük bir kalabalık, bir saat içinde alana ve yollara sığmıyor. Yürüyüş yapılıyor. Dilekler belirtiliyor. Gezi Parkı eylemine destek. En ufak bir taşkınlık bile yok. Dünyanın değişik kentlerinde ki, destek toplantılarının kalabalığı geliyor, bilgisayar ekranına.

Bizim televzyonlara bakıyorum. Sanki orası başka bir ülke. Bu denli duyarsız olunurmu düşüncesi, gerçeklikle karşı karşıya geliyor. Medyamızın içler acısı hali. Hükümet kanadından gelen değerlendimeleri ise şaşkınlıkla izliyorum.

Bir masum hareket, bir istek, kentine ve yeşile sahip çıkma eylemi, baskı karşısında, bir toplumsal hareketliliğe dönişüyor. Korku duvarı aşılıyor. Ben varım, beni de dinleyin haykırışı. Çoğalıyor, çoğalıyor.

Bir süre sonra, provakatörlerin devre ye girmesi doğal, bunlara adeta ortam yaratılıyor. Kamu oyu önünde, bu masum istekler mahkum edilmek isteniyor. Ama, sabahın köründe oraya gelip, düzenli bir şekilde, temizlik yapan insanlar gözardı edilmek isteniyor. Bu hareketin nedeni sahibi bu anlayıs. Bu güzelliği, bu bilinci karalamanın bir anlamı yok.

Dün gece, 21.30 sıralarında baba ocağı Bigadiç’den ayrılacağım. Hükümetin önünde, parka da alışılmamış bir kalabalık gördüm. Düğün ya da eğlence mi var diye gittim. İnsanlar, Gezi Parkı olaylarını değerlendirip, protesto ediyorlar. Konuşuyorlar ve yurtaş olduklarını gösteriyorlar. Bir saat sonra Balıkesir’e giriyorum. Yine, Park’ın önünde, Atatürk Anıtının çevresinde, binlerce insan toplanmış. Gezi Parkı sonrası, gelişmeleri değerlendiriyorlar.

Gezi parkı, 2013 mayıs sonu – haziran başı, insanların hafızalarından kolay kolay silinicek gibi değil. Ne bir parti, ne bir dernek, ya da sendika, yada bir kuruluşun düzenlemesi değil. İnsanlar, gazete ve medya haberlerini, eğlence programlarını bırakmışlar. Sosyal medyadan, kısa not haberleşmesi ile yurdun her yerinde ve de neredeyse dünyanın bir çok köşesinde, bir araya geliyorlar. Bir- iki saatlik bir süreçde değil. Bir haftadır, ne oluyor böyle.

Sayın Başbakanımızda, Kuzey Afrika ülkelerine gitti. Ne için gitti bilemiyorum. Bir yanlış anşılma da olduğu, sosyal medyada belirtiliyor. “Gezi’den çık mı”, “Gezi ye çık mı.” Neleri tartışıyor ve konuşuyoruz. Anlamakda güçlük çekiyorum. Bağışlayın.

Sayın Başbakanımızın tabiri ile, memleketin her yerinde ne çok “çapulcu” ya da “tencere-tava” varmış. Bu zamana kadar, neredeydi bunlar, birden ortalığa çıktılar. Bıkmadan, usanmadan meydanlardalar. Gazlara, sulara, sopalara direniyorlar ve dayanıyorlar.

Bu tanımlamaların, öncelikle sosyoljik ve psikolojik olarak, araştırılarak değerlendirilmesi gerekir. Yeni bir çok üniversite açıldı. Özellikle bu bölümlerdeki, öğretim üyeleri, genç araştırma görevlileri, bunları incelemeli. Tez konuları olmalı. Neden böyle değerlendiriliyorlar. Ne istiyorlar, Ne yapıyorlar. Sonra birden bire nasıl çıktılar. Bu araştırma sonuçları, dönemi belgeleyici olacağı kadar, Sayın Başbakanımızın değerlendirmelerine de ışık tutar. Sayın Başbakanımız değerlendirir ve de değerlendirilir.

Sayın Başbakanımız, Fas’dan sesleniyor. Bir bakanın ve Cumuhurbaşkanı’nın, “Mesaj alındı” tanımlamasını değerlendiriyor. Bir mesaj almamış ve gazetecilere soruyor, ne mesajı alınmış. Ne MESAJ’ı ?

Ha, birde “ayyaş” ve “alkolikler” var. Şimdi ayık kafa ile bir de, o konuya girmeyelim. Yazıyı uzatmayalım.

Bu iş sadece gaz çeşitleri ile, sulama tesisleri ile, ya da arbedelerle, yaralamalarla olmaz. İşin her yönünün de, dikkate alınması gerekir.

Aslında yazı, bitmişti. Gönderecektim. Ama bir iki nokta daha. Sabah Ankara. Kızılay’da hala gaz kokusu. Yüksel Caddesi başında, bir kuyumcu esnafı, camdaki gaz kapsüllerinin bıraktığı kırıkları temizlemeğe çalışıyor. Adım başı, gaz maskesi satışı. Yağmurdan sonra şemsiyecilerin birden ortaya çıkması gibi.

Bir dostla buluşacağım. Kurgu Kitabevi. Öğleden sonra, dışarıdan sesler geliyor. Ve gaz kokuları. Yukarıdan uçak sesleri eklendi. Başkent Ankara burası. Türkiye’nin, neredeyse her yerinde bir haftadır yaşanan bu. Gaz kokuları arttı. Sesler arttı. Uçak sesleri arttı. Maske almalıyım. Yerimi almalıyım.

Bunları hakediyormuyuz ?

Ankara. 4 Haziran 2013. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

seventeen − eight =