Gezi’den Seçim Platformu’na

Gezi’den Seçim Platformu’na

0
PAYLAŞ

Gezi bir toplumsal patlama idi. Bir toplumsal patlama, ister çok çeşitli nedenlerle içsel sebeplerle, ister dış düşmanların Türkiye’nin önünü kesmek için oluşturdukları dış dürtülerle ortaya çıksın, her iki durumda da ana neden içeride ortamın uygun olmasıdır. Haziran fobisini yaşayan ve hafızasından bir türlü silemeyen iktidar, patlamaya yol açan iç potansiyeli irdeleyip bir çözüm bulmaya çalışacağına, derin korku ve kuşku içinde genel seçime giderken, devlet TV kanalında yandaşlarının düşünce ve görüşlerine dayanarak toplum hafızasına ayar verme saygısızlığında bulundu.

Bir iktidar erki için böylesi davranış ve politika iki bakımdan çok ciddi saygısızlıktır. Birincisi, işbaşında bulunan iktidar partisi toplumsal sorunların çözümünden sorumlu olduğuna göre, öncelikle toplumun derdini ve taleplerini samimi ve net bir şekilde alması ve anlaması gerekir, ki bunlara göre çözüm üretebilsin. Hükümet eden siyasi parti, hiç sanmıyorum ama umarım, belki de böylesi entellektüel çabalarda da bulunuyordur. Diğer yandan, siyasal erk, ekrana salt yandaş medya ve, maalesef, bilim insanı görüntüsünde kişileri çıkararak topluma çarpıtılmış bilgi aktararak sempati toplamaya çalışırken, halkları birbirine düşman etmeye yönelmemelidir. Maalesef, böylesi bir davranış da sergilenmiştir.

AKP iktidarının neden böylesi yollara saptığı, “bidon kafalı” olmayıp, “yetmez, ama evet” aymazlığına düşmemiş kesim tarafından baştan beri görülmüştü. Hal böyle olunca, siyasi iktidar örgütünün neden böylesi bir yola saptığını, örgütün tabanı ile ilgili algılama ve yorumlaması, hatta tabanına verdiği insani değerle ilgili olarak yorumlamak gerekir.

Siyasi örgütün olayları sükûnetle çözümleyip, toplumu harekete geçiren temel sorunu algılaması ve ona göre çözüme yönelmesi gerekirken, toplumu baskılayıcı davranış göstermesi, ülkede çok vahim ve giderek de vahimleşen bir siyasi yürüyüş olduğu izlenimi yaratmaktadır. Zira, eğer AKP vitrine çıkardığı akademik ve medya mensubu kişilerden veya onlara benzerlerden akıl alıyorsa, vay halimize. Nasıl olmasın ki, “liberalizm” olgusu iflas etmiş olup sözcüğün önüne bir de “neo” nitelemesi gelince işlerin ve politikaların nerelere savrulduğu konusunda bizzat liberaller dahi ayağa kalkmış ve tonlarca kitaplar yazılmış iken, hala daha salt sandığı liberalizmin simgesi olarak görme körlüğü cehaletin daniskasıdır. Böylesi görüşler siyasal erkin hoşuna gider ve sahibine prim yaptırır, iktidara yanaşma işlevi görebilir, ama bu davranış ciddi bir akademik çıkarcılık ve düzeysizliktir. Piyasa ve demokrasi kavramları üzerinde binlerce tartışma ve ayrışmalar yaşanıyorken, ünlü liberaller dahi bugün farklı tellerden çalıyorken, akademik sıfatla, birinci sınıf ders içeriğini aşmayan ifadelerle toplumsal olayları çözümlemeye yönelmek ciddi düzeysizlik göstergesidir.

Diyelim ki Gezi bir spontane iç patlama değil de, dış destekli ciddi bir kalkıştır. Böyle bir durumda dahi, böylesi bir kalkışı yorumlarken, her şeyden önce nasıl olmuş da kalkışa elverişli bir toplumsal zeminin hazırlanmış olduğu ilk bakılacak noktadır. Gezi direnişinin üzerinden iki yıl geçmiş olduğu halde hemen hiç bir şey değişmemiş, yargıda ciddi hiç bir ilerleme kaydedilmemiş, hatta ünlü kışlanın yapımının hâlâ gündemde olduğu dillendirilirken, gerçekten insan derin kasvete bürünüyor. Zira, hiç bir iktidar tabandan güç almadan bu denli fevri konuşamaz, davranamaz. O zaman, herhangi bir AKP temsilcisi konuşurken, böylesi davranış ve konuşmalara patolojik destek veren arka planı, yani patolojik siyasi tabanı görüyorum ve böylesi bir patolojik dokunun sosyolojik olarak nasıl ürediğini dehşetle izliyorum. AKP, halka “göbeğini kaşıyan bidon kafalı” olarak bakan görüşe karşıt iktidar olduğunu ifade ediyordu. Bilemiyorum, bu meczup kitle şimdi hangi gücün tabanını oluşturuyor!

Dünya siyasetinde görece küçük devletlerde boy gösteren patolojik liderler doğal değil, yaratılmış liderlerdir. Bu liderleri küresel hegemonik güç yaratır, donatarak parlatır ve kendi siyasetlerinin maşası olarak sahneye sürer. Yaratılmış yaratığa verilmiş roller sahnelenirken, aynı anda suç delilleri de, sırası geldiğinde uygulamaya koyulmak üzere küresel hegemonun dosyasına kaydedilir. Hegemonik gücün direktifinde davranan lider-görüntülü siyasetçi her işlediği suçta hegemon güce dayanmaya gayret eder ve böylesi her kıpırdanış, başat gücün bu ülke üzerindeki baskı ve kontrol gücünü artırır.

Önümüzdeki seçimlerde halkımız, küresel hegemonik güç ile toplum arasındaki rabıtaya sandık gücü verme konusunda çok ciddi olarak düşünmek durumundadır. Ülke içinde ekonomik istikrar tabii ki önemlidir, ama aynı derecede önemli olan ülkenin göreli siyasal bağımsızlığıdır. Ortadoğu bataklığında ABD-Rusya kapışmasında herhangi birine yanaşmak ve/veya onlardan birinin projesine angaje olmak Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına çekmek demektir. Bu hengamede içlerinde derin korku taşıyan siyasiler kendilerini kurtarır, ama ülkeye yazık olur. O nedenle, 7 Haziran seçimler ülkemiz için yaşamsal önemi haizdir.
.

BİR CEVAP BIRAK