Güle güle onuncu cumhurbaşkanım…

İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü dahil 10 cumhurbaşkanımızı da tanıdım.
Atatürk’e yetişme şansım zaten yokmuş.
İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı dönemini  hatırlıyorum ama pek net değil.
3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ise dün gibi hafızamda.
Zaten ölmeden iki yıl önce, yani 102 yaşındayken bir şans eseri iki saat sohbet etme fırsatını yakaladığım Celal Bayar’la Ankara Oteli lobisinde çekilmiş fotograflarıma gözüm gibi bakarım.
Keza Pembe Köşkün bahçesinde CHP lideri merhum İnönü ile çekilmiş olanları da.
Gazetecilik anılarımın Puzzle’ını tamamlayan parçalar…  “Altın kare”ler bunlar bir gazeteci için.
Gazeteciliğe 1961’de başladığımda Çankaya’da Orgeneral Cemal Gürsel vardı.
Tam bir halk adamıydı.
Çankaya Köşkünden çıkar, korumasız halk arasına karışır, onlarla sohbet ederdi.
Dördüncü Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay “geldi ve gitti” benim için. Yeni hazırlanan sivil anayasa verilen ad gibi renksiz yani. Hiç bir iz bırakmamış bende.
Keza Oramiral Fahri Korutürk de.
Hatırladığım, Moskova Büyükelçiliği döneminde hakkında anlatılan fıkra.
Şaka gibi. Kendi dönemini net hatırlamam ama bu fıkrayı asla unutmadım.
Soğuk savaş döneminde Moskova-Ankara arasındaki telefon konuşmalarını masasının altında yaparmış büyükelçimiz.
Ruslar, yani KGB dinlemesin diye…
Gelelim 7. Cumhurbaşkanı “netekim” Ahmet Kenan Evren’e.
Onun bıraktıkları şeyler çok derin. Bir kaç kitap yazabilirim hakkında.
Bayar’dan sonra ikinci sivil cumhurbaşkanı Özal ise her şeyiyle iz bıraktı. Hatta fazlasını. Sekizinci cumhurbaşkanımız eşi Semra hanıma araba kullanırken” teybe bir parça koy be Semra” demesiyle sanatcıların hafızasına bile kazındı.
Dokuzuncu Cumhurbaşkanım Demirel, 28 Şubat postmodern darbesiyle anılacak bir siyasetci artık benim için. Orgenaral Çevik Bir de kankası..
Başbakanlık dönemlerini çok yakından yaşadım ama Çankaya’ya çıkınca bir haller oldu Demirel’e. Demokrasi, postmodern darbeyle örselendi. Eğer balon kabul edilirse Demirel Çankaya’da demokrasi balonunu patlatan biri olarak da iz bıraktı zihinlerde.
Gelelim son yedi yıla.
Hukukcu ve eski anayasa mahkemesi başkanlığından Çankaya’ya atandı.
Zaten TBMM’ce seçildiğini hiç üzerine almadı.
Onu yedi yıl boyunca en çok trafik polisleri sevdi.
Kırmızı ışıkta durdu çünkü…
İlkokulda okuyan ve trafik dersine giren çocuklar da onu çok sevdi.
Çünkü trafik kurallarına uyan bir cumhurbaşkanları vardı.
Çankaya’ya taşındıktan hemen sonra merhum Başbakan Bülent Ecevit’e anayasa kitabı fırlatınca ülkede ekonomik kriz patlak verdi.
İnsanlar, yattıkları gecenin sabahında kendilerini yüzde 30-40 fakir buldular.
Ceplerindeki paralar yabancılar tarafından hortumlanmıştı.
Onuncu cumhurbaşkanım statukoyu çok ama çok sevdi.
Ona sığındı.
Onu korudu.
Gazetecileri ise hiç sevmedi.
Pardon, Çankaya köşküne bir tek gazeteci çağırdı.
Birinci cumhuriyetci ve cumhuriyet Gazetesi yazarı İlhan Selçuk’u çağırdı, onu çok sevmiş olmalı..
Diğer bilumum gazetecilere köşkün kapısını sıkı sıkıya kapadı.
Nöbel ödüllü ilk yazarımız Orhan Pamuk’a da aynı kapı kapalı kaldı.
Tebrik dahi etmedi dünyalı yazarımızı.
O da bizim cumhurbaşkanımızdı.
Benim cumhurbaşkanım.
“Hoşgeldin ile güle güle” arasında geçen yedi yıl içinde yaptıklarına dair bende fazla bir iz bıraktı dersem yalan olur.
Sevdim dersem de yalan olur ama o benim cumhurbaşkanımdı.
Güle güle gitsinler.
Sivil yaşamlarında bol bol gülerler inşallah.
Çankaya’da bir gün dahi güldüklerine tanık olana rastlanmadı da…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here