Gülen’den Erdoğan’a “Dinlemezsen büyük tokadı yersin”

Türkiye’de rejim değişikliğinin fiilen gerçekleşmiş olmasıyla, politik İslamcı hareketin farklı güçleri arasındaki iktidar olma rekabeti ortaya çıkmaya başladı.
Kendisini fiilen tek iktidar sahibi gören Gülen cemaati ile bugün devletin başbakanı olarak sistemin başında olan Erdoğan arasındaki çelişki resmileşti. Gülen, Kemalist rejimi alt ederek ve sistemin stratejik merkezlerinde örgütlenerek devletin ‘bütün gözeneklerine’ hâkim olduğunu çok açık olarak belirtiyor. Yani devletin gerçek sahibi benim diyor. Erdoğan ise, bu gerçeği görmekle birlikte, kendisinin de artık farklı bir güç olduğunu gösteremeye çalışıyor. Doğal olarak, politik İslamcı hareketinin kutupları veya fraksiyonları arasında rekabet artık kamuoyuna yansıtılarak yürütülüyor.
Cemaat devletin stratejik kurumlarını ele geçirdikten sonra, toplumun farklı sosyal katmanlarını oluşturan kurumlara yöneldi. Bunun en önemli halkasını doğal olarak spor oluşturuyor. ‘Şike operasyonu’ aslında cemaatin, Fenerbahçe şahsında futbol dünyasını ele geçirmeye yönelik önemli bir hamleyi oluşturuyor. Galatasaray’ı ele geçirmesine rağmen esas proje F. Bahçedir. Bunun birkaç nedeni ön plana çıkıyor. Birincisi, F. Bahçe Kulübü, Kemalist rejimle özleşmiş bir yapıya sahip, M. Kemal başta olmak üzere, generallerin çok önemli bir kısmı F. Bahçelidir. İkincisi, çok büyük bir ekonomik potansiyele sahiptir ve önemli bir rant sektörüdür. Üçüncüsü birçok siyasi partiden çok daha büyük bir kitlesel tabana sahip, bu tabanın yönlendirilmesi ve denetim aklına alınması da oldukça önemsenmektedir. Cemaat bu ve benzeri faktörlerin etkisiyle kendi toplumsal alt yapısını güçlendirmek için ‘şike’ gerekçesiyle, Aziz Yıldırım’ı ve birçok yöneticiyi tutuklattı.
Erdoğan ise özellikle A.Yıldırım’ı serbest bırakmanın yollarını arıyor. Yıldırım ile aralarındaki gizli pazarlıklar nedeniyle serbest bırakılması için ‘özel’ bir yasa çıkarttı. Erdoğan’ın başdanışmanı Ömer Çelik’in Yıldırım’a yaptığı ziyaretin arka planında söz konusu pazarlık olduğu biliniyor. Söz konusu pazarlığın da 4 milyar dolarlık helikopter ihalesi olduğu söyleniyor.
Ancak Cumhurbaşkanı Gül, yasayı veto ederek Gülen’in tavsiyelerine uydu. Bülent Arınç’ta ‘artık kimse bu yasayı meclise getirmeye cesaret edemez’ diyerek hasta olan Erdoğan’a ‘Gülen’in talimatına uymalısın’ mesajını vermek istedi. Erdoğan ise beklenilenin aksine ‘yasada hiçbir değişiklik yaptırmadan yeniden cumhurbaşkanına gönderttirdi ve Gül de yasayı onaylamak zorunda kaldı. Bu durumu, devlete hâkim olmada, İslamcı gruplar arasındaki rekabetin bir yansıması olarak algılanıyor.
Sistemin stratejik dengelerini elinde tutan Gülen, Türkiye’de yapılması gerekenleri 5-10 dakikalık kasetler bölümler halinde medyaya sunuyor. Sonrası kolay, sistem içerisindeki güçleri, bu talimata uygun olarak harekete geçiyorlar. Amerika’da verdiği fetva ile bu kez Erdoğan’ı hedef tahtasına oturttu.
Peki, Gülen, Erdoğan için neler söylüyor:
“Millete hizmet ediyorsanız, Allah için edeceksiniz, kendi kişisel hesabınızı o işin içine katmayacaksınız. Fert olarak, grup olarak da, klik olarak da yapmayacaksınız.” Böyle yaparsanız: “Fert planda keser, heyet planda keser, İdare planda keser, siyaset planda keser” diyor ve 1960 darbesinde neler olduğunu Erdoğan’a hatırlatıyor. 1960’daki askeri darbe Kemalistler adına yapıldı, sanırım böylesi bir darbe bu kez Gülen cemaati adına yapılır mesajını da vermek istiyor.
Gülen, Erdoğan’ı başbakan yapanın kendi hareketi olduğuna vurgu yapıyor ve bir biçimiyle de kendisine itaat edilmesini istiyor: “Bir hareket olarak dünyanın her yerinde cenap Allah bir şeyler yaptırtıyor. Evvela bu mevzuda tam ihlâsa etmek gerekiyor. Bu işleri kim yapıyor? Allah Allah! Siz hazreti faili muhtarda haberiniz yok mu? O yaptırıyor. Bütün bunlar merkeze bağlı bir programa göre sevki idare ile ilerliyor. Peki, siz nesiniz. Biz bu mevzuda fügura edilmiş zavallı insanlarız.”
Erdoğan’ın kendi ortamlarını kirlettiği uyarısını da yapıyor ve şunları vurguluyor: “ Farkında varmadan kirletiyor..Büyük hesabın içine kendi hesabınızı katarsanız… Bu yolla ben kendime bir kısım kredi elde edebilirim. Nasılsa vitrin içinde bulunuyorsunuz… Bana bakanlar aynı zamanda vitrin içindeki durumumla itibarıyla bana bakarlar gibi hesapları katarsanız işin içine, o işi kirletmiş olursunuz.” Erdoğan’a dediği açık; Kirli işler yapıyorsun. Ama sen yine de bizim vitrinimizin içindesin, bizden görünüp iş yapıyorsun. Avantaj elde ediyorsun. O zaman bana tabi olacaksın.
Eğer Erdoğan, kendisine tabi olmazsa başına nelerin geleceğini de çok açık söylüyor: “O zaman cenaballah tokatlar, bazen küçük bir şefkat tokadı vurur, bazen bir nikmek tokadı vurur. Allah göstermesin darmadağın olursun.”
Hatta öyle hiddetli söylüyor ki, Erdoğan’ın küstahlık yaptığını belirtiyor: “Vallahı öyle olur, billahi öyle olur. Tallahi öyle olur Böyle olmazsa Allah beni kahretsin. İşin içine başka hesap katmayacaksın. Allahın hesabı varken başka hesap katarsan küstahlıktır.”
Peki, Gülen neden bu tür bir açıklamaya gerek duydu?
Erdoğan, rahmetlik hocası Erbakan’ın taktiğini uygulamak istiyor. Turgut Özal gibi Erbakan da, İskender Paşa dergâhında Zahid KOTKU’nun mürididir. Milli Nizam Partisi de KOTKU’nun talimatıyla Erbakan tarafından kuruldu. Ancak Erbakan bir süre sonra, cemaate itaat etmek yerine, kendisini fiilen lider yaptı, cemaatler üstü oynadı ve cemaatleri kendisine tabi kıldı. KOTKU’ya ait olan ‘Milli Görüş’ geleneğini de benim diye yutturdu ve bir ekol haline geldi. Hatta Cemaatler, Erbakan’dan ricacı olup kendilerinden birkaç milletvekili adayı göstermesini isterlerdi.
Şimdi ERDOĞAN bu yöntemi uygulamak istiyor. Cemaatler üstünde bir İslamcı lider olmak arzusu var. Kafasındaki plan, İslam’ın yeni ‘milli şefi’ olmaktır.
Ancak bu kez karşısındaki güç farklı: hedefe kilitlenmiş, planlı çalışan, güçlü uluslar arası bağlara sahip, çok yönlü örgütlü bir cemaat var. Cemaatin lideri, Erdoğan’ın kafa yapısını iyi bildiği için ‘yemezler’ diyor. Küçük bir tokatla ilk çıkışı yaptı ve başta medyası olmak üzere güçlerini harekete geçirdi. Erdoğan’a dedikler şu; bize itaat edeceksin.
Erdoğan 2002 genel seçimlerden sonra, ‘biz, milli görüş gömleğini çıkardık’ yani Erbakan geleneğiyle ‘bağlarımızı kestik’ demişti. Şimdi Erdoğan gömleksiz dolaşıyor. Kendisi bir güç olmak istiyor. Gülen’in uyarısı buradan başlıyor: ‘gömleksiz kalma, başka arayışlara yönelme, benim gömleğimi giy’ diyor.
Gülen Cemaatinin basındaki sözcüsü ve Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce’nin söyledikleri de çok açık: “AK Parti’de çok ciddi bir kırılma noktası görüyorum. Eğer veto edilen yasa aynen Köşk’e iade edilirse; AK Parti, kendi ayağına sıkmayı bırak, kendi sandalyesine tekme vurmuş olur” diyor. Gülen, 1960’lerde neler olduğu hatırlattı ve bu söylem Güzelce tarafından somutlaştırıldı, bir bakıma Gülen’in sözlerine tercüman oldu.
Eğer Erdoğan geri adım atmazsa, ‘idam fermanı’ verilecek. Böylelikle, Menderes gibi Erdoğan içinde ‘bir zamanlar bir başbakan varmış’ denilecek. Yani Erdoğan’ın boynuna bir ip geçirilmiş, bunu her fırsatta çekme tehdidi yapılıyor. Küçük tokadı yiyen Erdoğan, büyük tokat karşısında ne yapacağı merak konusu!
Ama ABD’nin Pensilvanya eyaletinde mesaj gönderen Gülen, benim gömleğimi giyeceksin hatırlatmasını bir kez daha yapıyor: “Bir kere daha kefeni yırtıp, bir kere daha yeniden gömlek giyip, bir kere daha vira bismillah diyerek meseleyi yeniden ele almalıyız.” Aksi takdirde silinirsin diyor.
İsmail Ağa Cemaatini bitirme projesini de devreye koyan Gülen cemaatinin hedefinde Menzil grubu, Işıkçılar, Süleymancılar gibi birçok cemaatler de bulunuyor. Bununla aynı zamanda Erdoğan’a da bir mesaj vermek istiyorlar.
İslamcı hareketin farklı politik eğilimleri arasındaki rekabetin nereye doğru evirileceğini, Türkiye’ye biçilen rolle orantılı olarak netleşecektir.
Ayrıca, Gülen hareketinin bu düzeydeki çıkışı, 2012 yılının ortalarına doğru bütün dengeleri kendi lehinde çevirmek istemesinden kaynaklanıyor. Bu sürecin tamamlanmasıyla Türkiye’nin ‘Humeyni’si olarak dönüş süreci başlayacak.
Gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen + sixteen =