Güçlünün demokrasisi!

Güçlünün demokrasisi!

0
PAYLAŞ

Gücü elinde bulunduran, her türlü zorbalığı yapabileceğine inanır. Yaptığı her şeyin hoş görüleceğine, çünkü güç ona karşısındakinin söz söyleme hakkını elinden aldığına inanır. O yüzden güçlü olanlar genelde çok konuşur ve konuştuklarının doğru olduğunu karşı taraftakilerin peşinen kabul ettiğine inanır.

Güç öyle bir şeydir ki, tek doğrunun kendi doğrusu olduğunu sürekli vurgular ve insanların doğruya zaman içinde ulaşacağına inanır. O yüzden, o zamanın ne kadar kısa olursa o kadar iyi olduğunu düşünür. Doğruya ulaşmayanları ise aptal olarak tanımlar.

Tek doğru vardır, akıl o tek doğruda birleşir!

İnsanlık tarihi içinde güç ve güçlünün yaratmış olduğu yıkımlar ile doludur. Güçlü olan, yıkımında gölgesi gibi kendisini izlediğini hiç önemsemez. Güçlü olan yıktıklarını ve yok ettiklerini görmez, söylenmesine de tahammülü yoktur. Kendisine karşı gelinen her türlü direnci; meydan okuma olarak görür ve o meydan okumaya güç gösterisi eşliğinde ezmeye çalışır.

Güçlülerin meydan okumaları ile doludur, tarih.

Güçlülerin yapmış olduğu zalimlikleri not düşer, tarih.

Güçlüleri adına savaşanların bir birini boğazlamaları sonucu kan gölüne dönmüş meydanları not eder.

Güçlüler savaşmazlar, çünkü kendi adlarına savaşan isimsiz binlerce kahramanı kendi çevrelerinde kapı kulu olarak beslerler.

Güçlü olan bilir ki, savaş meydanında bir ok, gücün sembolü olan kendisini attan aşağıya düşürebilir. Bir anda, sırça köşkte oturanın köşkünün yıkıldığına şahitlik edenler, anında o güçlüye sırtını dönebilir.

Güçlü, ne kadar güçlü olursa olsun, tek başına hiçtir. Tarihin karanlık çağı buna benzer olaylar ile doludur.

Tarihin karanlık çağları; güçlülerin, binlerce insanın ölümüne giden yolda aldıkları kararlar ile döşelidir.

Güçlülere karşı güçsüzlerin savaşı tarih boyu hep vardır.

Güçsüzler, kendilerini güvence, güçlüleri denetim altına almak için, sistemler geliştirmiştir. Sistemleri güvence altına almak için çareler düşünmüştür. Fakat yaşadığımız bugün dahi o mekanizmaları gerçek anlamda kuramadıkları ortadadır.

Güçlüler fırsatlarını bulduklarında kendi güçlerini artırmak için her türlü mekanizmayı kullanmaktan çekinmemişlerdir, çünkü onlara göre tek doğru vardır ve kendi ideal hedefi için zor kaçınılmazdır.

Güçlü olanlar zor kullanarak tarihi ileriye götüreceğine inanırlar.

Demokrasi denilen mekanizma; güçlüler karşısında güçsüzlerin haklarının korunması üzerine oturtulmuştur, fakat bu niyet bugün tam zıddı yönde işlev görmektedir. Güçlülerin ve çoğunluğun haklarını güvence altına alan ve gerek görüldüğünde rafa kaldırılan ve gerek görüldüğünde raftan indirilip uygulanan bir kelimeye indirgenmiştir.

Devlet isterse görevimi yaparım, devlet isterse şapkamı alır giderim anlayışı uygulanan demokraside doğal karşılanır olmuş.

Devlet mekanizması güçler arasında denge kurmak için uydurulmuş soyut bir kavram iken, bugün devlet, güçlünün gücünü sürekli olarak koruyabileceği, savunabileceği bir somut mekanizma haline getirtilmiştir.

Güçlü isterse kendisini protesto eden güçlere izin verebilir, istemediği an toplumda bir protesto fikri bile oluşturmayacak şekilde baskı mekanizmasını kurabilir. Demokrasilerde göstermelik olsa da muhalefet olacağını kabul edildiğinden, gerek gördüğünde güçlü; muhalefete söz söyleme hakkını verir ve sınırını belirleyebilir.

Bugün yaşadığımız zamanın ruhu içinde muhalefet güçlünün gölgesinde sesini çıkarabilendir. Sesini gölgenin dışında çıkarana ise devlet; marjinal ve terörist damgasını hemen vurur.

Gelişmiş ve geri bıraktırılmış ülkelerde demokrasi oyunu birbirine benzer, her ne kadar değişik sistemler uygulanıyor olmuş olsa da. Gerek görülürse özgürlükler nispi olarak verilebilinir, fırsatı olduğunda ve çıkarlar ile çatıştığında geri alınır.

Yaşadığımız zamanın ruhunda; azınlıklar ve kapitalizmin sonunu getirecek olan işçi sınıfına karşı çoğunluk haklarını savunan ve güçlendiren (çoğunluğu bordolar ve din ile kontrol altında tutan) sınıfın demokrasisidir.

Zamanın ruhunda ikinci dünya savaşı sonrası çıkan ve güçlenen azınlık hakları kavramı çöpteki yerini almak üzerinedir. Avrupa ve Amerika’da yükselen ırkçılık rüzgarı fırtınaya henüz ulaşmış değildir, fakat bu fırtına zamanında kapitalizmin uzun süredir devam eden kriz için bir çıkış kapısı olduğu düşüncesi bilinç altında ki yerlerini almıştır.

Savaş, krizin çıkış kapısı olarak kullanılması tarih boyunca sürmüştür ve uygulanmıştır. Her savaş krizi ya ortadan kaldırmış ya da daha da derinleştirmiştir.

Azınlıkların hakları güvence altına almayan her demokrasi rafa kaldırılabilir ve gerek görüldüğünde yeniden uygulanabilir özelliğini korumaya devam etmektedir.

Azınlık haklarını güvence altına alan demokrasilerde ise, çıkarlar azınlıkların yok olmasını istiyorsa, azınlıklar sadece güçlünün önünde engel olarak görülür ve gerek görüldüğünde yok edilir. Şimdilik geri kalmış ülkelerde bu sistem uygulanmaya devam ediyor. Son on yıllar içinde yaşanan soykırım, bu bakış açısının bir ürünü olarak tarihin kanlı sayfalarındaki yerini almıştır.

Güçlünün demokrasisini yıkacak güçte bu sistemin içinde varlığını bloklar arası savaşta zayıf düşmüş olsa da varlığını korumaktadır.

Güçlünün gücünü elde ettiği mekanizma elinden alınıp, kontrol edilebilir hale getirildiğinde gerçek anlamda demokrasi için adım atılmış olabilinir.

Güçlü, gücünü uygulanan demokrasi kuralları içinde alınamayacaktır, çünkü hiçbir güçlü gücünü seçim denen ve hilelerle açık bir sistem ile kaybetmek istemez. Seçimi kontrol eden ve kamuoyu araştırmaları ile kamuyu yanıltan bilgiler ile medya gücünü kullanan bir güç, var olan yasal ve hukuk düzenlemeler ile özneler değişmiş olsa da varlığını korumaya devam eder.

Tarih çözümsüzlüğün hüküm sürdüğü zamanın ruhunda 1917 yılını not eder ve umut, her zaman güçsüzler tarafında vardır.

BİR CEVAP BIRAK