Göçmenler için yürüdük

Göçmenler için yürüdük

0
PAYLAŞ

Tekrar sokaklardaydık 12 Eylül Cumartesi günü.
Ilık bir Londra günü göçmenler için yürüdük.
Savaş, şiddet, yıkım kurbanları bedbaht insanlar için yollara döküldük.
Batının dış siyasetlerinin, çıkar kavgalarının kurbanları göçmenler için.
Onlar için adalet, insanlık ve empati istedik.
Ülkelerinde ve Avrupa’da insanlık dışı davranışlara maruz göçmenler.
O Avrupa ki, orada insanlık ve empati ile karşılaşacaklarını sanmışlardı.
Ama tel örgüler, molotof kokteylleri karşıladı onları.
Ve insafsız bir medyacının tekmeleri.
Yürüyoruz. Gördüğüm bir broşür her şeyi güzel anlatıyor.
Akdeniz dalgaları ile boğuşan bir Suriyeli göçmen.
Derme çatma sandalı batmış. Şöyle diyor: “devlet yardımlarınızın peşinde değiliz. Kurşunlarınızdan, top, tüfeklerinizden kaçıyoruz”.
Sıcak bir Eylül günü Londra sokaklarında onbinlerce insan, yürüyoruz.
Ağır yüreklerle yavaş yavaş ilerliyoruz. Beyinlerimizde Bodrumun ıssız limanındaki küçük Aylan’ın unutamadığımız imajı. Umarım hiçbir zaman unutamayacağımız bir imaj olacak bu.
Kalabalığın kulak zarlarını zorlayan haykırışları: “Yüksek sesle haykır. Göçmenlere kucak açıyoruz”.
Avrupa’nın acımasız bir ülkesinde bir anne de yürüyor. Binlerce Suriyeli göçmen gibi.
O, bir eliyle kucağında iki yaşındaki yavrusunu taşıyor. Diğer eli ile çocuğun arabasını yitiyor.
Arabada kaçarken acele ile alabildiği ufak tefek eşya.
Kocası mı? O belki de öldürülmüştür.
Yanında kucaktaki bebekten birkaç yaş büyük iki çocuğu daha yürüyor kadının.
Birkaç saatten beri durmadan yağan yağmur kadının gözyaşlarına karışıyor.
Hilton ve Intercontinental Otellerinin yanından geçiyoruz.
Otellerin kalın pencerelerinden hiçbir baş bakmıyor.
Korkunç bir umursamazlık, nemelazımcılık.
Başı örtülü bir Arab kadın aceleyle Hilton’un ağır cam kapısından içeriye atıyor kendini.
Elleri Harrods poşetleriyle dolu. Kalabalığa doğru bakmıyor hiç.
Kalabalığın arasında yüzlerce çocuk bulunuyor.
Bazıları arabalarında. Bazıları ailelerinin yanında güle oynaya yürüyorlar.
Birçokları levha taşıyor. Görmeyen bir kadın sadık köpeğinin yardımıyla kalabalıkla yürüyor.
Yüzünde kararlı bir ifade.
Bir sel gibi Westminster’e doğru akıyoruz.
Burada hepimiz tek yürek, tek vücuduz.
Farklılıklarımızın önemi yok.
Hepimiz insanız. Yürekleri sevgi, barış, insanlık duyguları ile dolu insanlar.

Bu kez sesimizi duyan olacak mı?

BİR CEVAP BIRAK