Gün”aydın”

Gün”aydın”

0
PAYLAŞ

Günlük gazeteler yazıyor; İngiliz Kilisesi “gay” evliliklerine izin verdiği için devlet kilisesi olma hakkını kaybedecekmiş. Daha önce de Kilise kadınların papaz olmasını kabul ettiği için kadrosunun üçte birini Vatikan’a kaybedeceği iddia edilmişti. Malum, Katolik Kilisesi tamamen bekar erkeklerin egemenliğinde ve geçenlerde Amerikan basının yoğun bir şekilde yazdığına göre, Papalık rahibeler üzerinden kadınlara karşı savaş açmış durumda. Çocuklara cinsel taciz nedeniyle aleyhine açılan tazminat davaları sonucunda neredeyse iflas durumuna gelmiş bir din kurumu hiç olmazsa kamuoyunu kazanmak için daha dikkatli olur diye düşünür insan, değil mi? Tam aksine taciz edilen papazları teslim etmemek için her şeyi yapıyorlar. Hatta bu operasyonun başında bizzat şimdiki Papa bulunmuş. Bir yandan “gay evliliğini” bahane ederek İngiliz Kilisesine savaş aç, diğer yandan papazlara dinlerini öğrensin diye teslim küçücük çocukları iğfal et. Sahtekarlığın daniskası.

İngiliz Kilisesi papazların evliliğine, aile kurmasına izin veriyor. O nedenle Katolik Kilisesi’ne geçmek isteyen papazların en büyük engeli bu. Ya eşlerinden boşanacaklar, ya da dinlerinden vazgeçecekler. Hepimizin bildiği gibi din erkek egemenliğinde olan bir kurum. İslam dinin aksine Tanrı’nın görsel olarak tasvirine izin veren dinlerde Tanrı her zaman erkek olarak imgelenmiştir. 1970 ve 80’lerde yükselişte olan İngiliz feminist hareketi bu ataerkil egemenlik sembolüne şiddetle karşı çıkıyordu. İşte bu nedenle Hıristiyanlık işin içine kadın girerse din din olmaktan çıkar diye düşünüyor ve kadına karşı fırsat bulduğu her cephede-doğum kontrolü, bireysel özgürlükler, giyim kuşam, vs.-savaş açıyor. Hatta Amerika’da Gülen Tarikatını etkilediği iddia edilen Mormonların yaptığı gibi, erkeğin kontrolü dışında hiçbir kadın kalmasın diye, çok eşlilik teşvik ediliyor ve uygulanıyor. Diyeceksiniz ki geçmişinde Engizisyon Mahkemeleri bulunan, köleciliği onaylayan, emperyalist savaşlara arka çıkan bir dinde bunlar da olur.

Hıristiyan alemi bu bunalımları yaşıyor da İslam dini huzur içinde mi? Fethullah Gülen’e rakipleri tarafından gösterilen tepkilere bakacak olursanız, ortalık toz duman. Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç daha geçenlerde söylemiş, “Türkiye’ye dönemez, çünkü bir dünya misyonunun içinde,” diye. Gülen daha İzmir’de Kestane pazarı Camii imamı iken 1970’lerde Nur Hareketini bölmüş diye söyleniyor. İddiaya göre Nurculuk ilkelerine aykırı olarak gizli siyasal amaçlı örgütlenmeye girişmiş ve okulları, yurtları bu amaçla kurmaya başlamış. Ancak Gülen tarikatına karşı en ciddi eleştiri üç İbrahimi dini(Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam) birleştireceğim diye yola çıkarak kelime-i şahadetten Peygamber’imizin Allah’ın tek Resulü olduğu bölümünü çıkarmak, Kuran’da diğer iki din aleyhine söylenmiş ifadelerin temizlenmesine çalışmak, yani Kuran-ı Kerimi yeniden yazmak. İngiliz Guardian gazetesi bu amaçla Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde 3 kişilik bir komisyon kurulduğunu bile yazdı. Yeniçağ Gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar bu girişimleri Amerikan İslamı olarak nitelendirdiği için işinden olmuştu. Eh, Almanlar da açıkladı, onlar da kendi İslam’ını oluşturacakmış! Osla’da PKK ile görüşmeleri kotaracak kadar “Kürt Meselesi”nin içine girmiş İngilizlerin de muhakkak kendi İslamları vardır diye düşünmeden edemiyor insan. Öyleye ya, yıllardır İngiltere’de yaşayan Nakşi lider Şeyh Nazım Kıbrısi ile İngiltere merkezli çalışan Türk iş adamı Remzi Gür’ün videosu medyaya yansımıştı zamanında. Bir başka Nakşi Şeyhi de , “Akıllı Tasarım” projesi aracılığı ile Evrim Teorisi’ne karşı amansız bir mücadele veren ve Adnan Hoca olarak bilinen Harun Yahya için “Siyonistler İslamı değiştirmek için Harun Yahya’yı kullanıyor,” diye iddia etmiş.

İslam dini içinde mezhepsel olduğu gibi tarikatlar arasında da çok bölünmüşlük var ve aralarındaki gerginlikler ciddi boyutlarda. Hele şu an yaşanan Suud-i Arabistan, Katar, Türkiye ile karşı tarafta İran, Suriye, Lübnan Hizbullah’ı arasındaki cepheleşme tüm Orta Doğu’yu ateş çemberine çevirecek gibi gözüküyor. Bizim ülkemizdeki İslam açısından ise politik ve ideolojik ayrışma gittikçe uzlaşmaz nitelik kazanıyor. Şu son Anayasa Mahkemesi kararıyla yargının bizzat AKP içindeki Gül-Erdoğan arasındaki iktidar kavgasında açıkça taraf olduğu iddia edildi. Erdoğan ile Gülen arasındaki savcılar ve polis üzerinden yürütülen iktidar savaşına ne demeli?

Bu ayrışma içinde belki de en ilginç olanı “İslamcı” tabir edilenlerle “Medeniyetçiler” ve “Şeriatçılar” arasında olanı. Özellikle İslam Medeniyetini yeniden canlandırıp Batı’nın kültürel ve ideolojik sultasına son vermek isteyen “Medeniyetçiler” şu anda iktidarı elinde tutan “İslamcı”ların, ideallerini terk ederek kendilerini dünyevi zevk ve ihtiraslara teslim ettiğini ve emperyalist Batı ile birleşip küreselleşme projesine imza attığını iddia edip ver yansın ediyor. Haklarını yememek lazım, eğer “ver yansın” tabiri kullanılacaksa, onu “Şeriatçı”lara teslim etmek gerek. “İslamcı”lara vurmak için ne “kırmızı pabucu”, ne “4 tekerlekli cipleri” ne de “60 bin liralık mücevharatları” bıraktılar.

Yahudiliğin içindeki kavgaya girmeyeceğim, ancak onun da diğer ikisinin durumundan farkı yok. Yalnız işin ilginç yönü ne, biliyor musunuz? Kendisi bu durumda olan dinin kalkıp insanlığın özellikle son 600 yıldır tüm zikzaklarına rağmen devamlı gelişmekte olan Aydınlanma hareketinin önüne set çekmeye çalışması. Kilise zaten en başından bu sürece karşıydı, anlaşılabilir nedenlerle çünkü onun bağnazlığına, tahakkümüne karşı başlamıştı. Darwin’nin Evrim Teorisi ortaya çıkınca adamakıllı panikledi. Komünizm ortaya çıkıca Aydınlanma’ya karşı mücadeleyi “post-modernizm” adlı sözüm ona felsefeye bıraktı, bıraktırıldı. Komünizm gidince doğal olarak “post-modernizm”e de gerek kalmadı ve “din” tekrar eski görevini üstlenmek üzere ortaya çıktı. Tabii bilimin bu kadar geliştiği günümüzde onu inkar edemeyeceklerini bildiklerinden şimdi artık “bilim ve inanç” birliğinden bahsediyorlar. Yani bilimi yapacaksın, ancak “bilimsel” olmayacaksın. Bunun tıpta anlamı “şizofrenidir”. Bakalım tüm insanlığı şizofren yapmayı başarabilecekler mi? Göreceğiz.

Enis Üser
AÇIK GAZETE 19 Haziran 2012

BİR CEVAP BIRAK