Gündem yoğunluğu ve karmaşası

Gündem yoğunluğu ve karmaşası

0
PAYLAŞ

On gündür yaşamımıza giren, konuştuğumuz konuların bazılarına bakarak, arkadan, çalışma yaşamına ilişkin gelen seslere, kulak vermeğe çalışalım.

Bir emekli memurun, yaşama bakışını güzelleştirmek ve çevresini renklendirmek için, eline fırçayı alıp, sokağının dik merdivenlerini gökuşağı rengine boyaması, yönetimin tepkilerine yol açtı. Ve bu tepkilere karşılık da, “Gezi” sonrası yeni bir hareketlilik ve eylem biçimi gelişti. Sokakları ve merdivenleri, gökkuşağı renklerine boyamak. Beyoğlu Belediyesi’nin, hemen bir gün sonra, bu renkliliğe karşı “GRİ” boya ile renkleri kapatmak istemesi, yaşama bakışın, tipik ve de ilginç bir göstergesiydi. Sonraki düzeltmeler bir yana, bu “GRİ” renk bakış, eylüle gelirken, damgasını vurdu.

Olimpiyat öncesi, söylemler. Yaşadıklarımızdan ayrı, şaşkınlıkla izlediğimiz sunumlar. Devlet yönetiminin, bu süreçte söylem biçimleri, görüntüler ve hazırlıklar. Sonra, birden şaşkınlıkla karşıladığımız sonuç. Ebette bu sonuca üzüldük. Ama asıl üzülmemiz, hemen arkasından bir başka boyuta yöneldi. Bir sayın Bakan’ın, bu sonucu yorumlamada kullandığı deyim, “KINA” yakmak.
“KINA” nın tarihsel geçmişi, ne zaman, nerelerde kullanılması ve nerelerde kullanılması konusunda ki değerlendirmelerle, eylül ile birlikte “KINA” da yaşamımıza yeniden girdi.

Bir eyül, “Dünya Barış Günü”. Biz öncesi ve bu günden başlayarak ve süren bir şekilde, Suriye ile savaş söylemlerini dinliyoruz. ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, bu konu da karar alıp uygulayacaklar. Bize soru soran, ne düşünüyorsunuz diyen bile yok. Ülkeler, kendi kamu oyu ile bu konuda tepkilere dayalı karar alırken, parlamentolara danışılıp, oylama yapılıyor. Biz alınan ve uygulamaya geçilmeyi düşünülen karara ilişkin, düşüncelerimizi aktarmağa, karşı çıkmaya çalışırken ise dinleyen yok. Olası bir karşı saldırı ya karşı, “HER TÜRLÜ” tedbirlerin alındığı, en yetkililerce belirtiliyor. Peki bu tebirler ne, halk olarak biz ne yapacağız. Bilen yok, söyleyen de yok. Bilmeden, nasıl karşı saldırıyı, zarar vermeden geçiştireceğiz. Yapacaklarımızı nasıl belirleyeceğiz. Türlü, değişik sebzelerin kullanımı ile oluşan bir yemek çeşidi. Ama bu konu da ise, bilinmeyen bir, “HER TÜRLÜ” ile karşı karşıyayız.

Ve, yıllardır nereye gittiği bilinmeyen, ortaya çıktığı zaman gelişmeleri gördüğümüz, “açılım” ve şimdi eklenen “durdurma” kararı alındığı, Hükümet’e adeta tebliğ edilen gelişmeler. Bunları daha da uzatabiliriz. Biz, “GRİ”, “KINA” ve “HER TÜRLÜ” ile bir nokta koyup, asıl konumuza dönelim.

Kamu da çalışan işçilerle ilgili, toplu iş sözleşmesi uzun bir aradan sonra imzalandı. Memurlara yapılacak ileri ki yıllara göre, zam oranlarını belirleyen sözleşmede de anlaşıldı. Ama daha cebe girmeden, çıkanları ve çıkacakları düşündüğünüzde, haliniz ne, belli.

Kararı oluşturan ve imza atan memur sendikaları yetkilileri, büyük bir başarı sağladıklarına, öylesine kendileri inanıyorlar ki, bu hayallerini bozmayalım. Şimdi, evlenecek olanlara yapılacak maddi katkı miktarını tartışarak, avunmayı sürdürelim.

En büyük işçi Konfederasyonu’nun, Başkan’ı istifa etti. Başkan gitti, kavga bitti mi. Galiba asıl kavga daha yeni başlayacak. Peki ne değişti, ya da ne değişecek, buna ilişkin de, güçlü bir işaret yok. Hatta, “eski Başkanı ararlar” söylemleri bile dile getirilmeğe başlandı.

Bu arada neler oluyor ve olacak.

1. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, eylül de toplayacağını belirttiği, “Çalışma Meclisi” ni, galiba toplantıa çağırmayacak. Çünkü bir hareketlilik yok. Diyaloğa da gerek yok herhalde.

2. Anayasa hükmü haline de gelen ve üç ayda bir toplanması gereken, Ekonomik ve Sosyal Kosey’i, Başbakan’ın toplantıya çağıracağına ilişkin, ne bir işaret ne de bir duyum var. Zaten yıllardır, toplanmıyor. Paylaşmaya da gerek yok.

3. Alt işveren işyerlerin de, önceki tanımlama ile taşeronların işyerlerin de çalışanlara, kıdem tazminatı hakkı getiriyoruz diye, fon uygulaması kademeli olarak getirilecek söylemi, yeniden gündemde. Getirilirken, ne götürülecek o da şimdilik bir sır.

4. Yeni haklar sağlıyoruz derken, herkesin gözü, İşsizlik Sigortası Fon’un da birikenler de, oradan alıp verecekler. İşşsizlik Sigortası amacı dışın da, sıkışılan her yerde, başvurulan bir kaynak olarak algılanıyor. Bu fona dokunmayın diyen de yok.

5. İşçi kiralama düzenlemesi bir kaç kez durduruldu. Şimdi,yeni esnek çalışma modelleri ile birlikte, yeniden sunulma durumunda, ne oluyoruz diyen olacak mı göreceğiz.

6. Sosyal Güvenlik Sistemi, kurtarılıyor derken, asıl şimdi tam bir çıkmaza doğru ilerliyor. Yeni reformlar gündeme getirilirken, bitmeyen bu reform söylemlerine, yenileri eklenmeye devam ediyor.

7. Önümüzde ki aylarda,Asgari Ücret Tespit Komisyon’u yeniden toplantıya çağrılacak. Şimdiden belli olan, günlük bir simit parası çerçevesinde ki artış, karar olarak olarak açıklanacak.

8. Ayrı bir, İş sağlığı ve Güvenliği Yasası çıkarttık. Uygulamasını erteleme yasası da çıkarttık. Kader haline geldiği yorumlamaları ile iş kazaları artarak devam ediyor.

9. Bu arada, üç çocuk mu yapacağız, beş çocuk mu. Hükümetin bu konudaki görüş ve destekleme düzenlemeleri hazırlıkları, açıklamaları da yetkililerce sürdürülüyor.

Dokuz madde olmuş, devam etmeyelim. Köy’den kovulmadan, bir duralım. Sonra, nasıl olsa yine devam etmek zorunda kalacağız.

Sonbahar hoş geldin. Kışa hazır olun. Merak etmeyin, seçim geliyor, kömür ve bulgur dağıtmaları artacak.

Bir televizyon reklamında da söylendiği gibi, ne diyelim. “YİYİN GARİ”

________________

Ankara. 10 Eylül 2013. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

14 + five =