Gündemde DTP ve Strache vardı

Gündemde DTP ve Strache vardı

0
PAYLAŞ

Faşizmin ayak sesleri

Mayıs ayının başında Hitler’in Toplama kampında esirlerin kurtuluş günü törenlerle anıldı. Avusturya’nın Yukarı Avusturya Eyaletinde bulunan Mauthausen Toplama Kampı’nda düzenlenen törenlere on binlerce yerli yabancı ve Avusturya’nın Cumhurbaşkanı Dr. Heinz Fischer’in de katıldı. Ancak bu törenlere bir grup tarafından provoke eylemi ile gölge düşürüldü. Provokasyonda bir grup kişinin törene katılan Fransızlara saldırdığı ve Nazileri öven sloganlar attığı görülmüştü. Daha sonra kaçarak, tören alanından ayrılanların Viyana’da bir liseden öğretmenleri tarafından toplama kampına götürülen öğrenciler olduğu ve bu öğrencilerin daha sonra yakalandıkları açıklandı. Yaşları 14 ile 16 arasında olan öğrencilerin herhangi bir Nazi grubuna dâhil olmadığı ifade edilirken, Nazileri aklamayı ve öven suçlara muhalefetten dolayı gözaltına alındıkları duyuruldu.

Nazi propagandasının lise öğrencileri arasında kabul görmesi ve lise öğrencilerinin bu tür eylemlere katılmaları hem eğitim camiasında hem de basında tartışmalar başlattı.

Parlamento Başkanı yine protestolarla karşı karşıya

Öğrencilerin yapmış olduğu protesto eylemin arkasında aslında “solcuların” bulunduğu açıklanırken, seçilmesi sürecinde de protestolarla karşılaşan Avusturya Parlamentosu Başkan Yardımcısı Martin Graf seçilmiş olduğu parti hariç bütün partilerin şimşeklerini üstüne çekti. Başkanlığa seçilirken bir Nazi kulübüne üyeliğinden dolayı protestolarla karşılaşan Martin Graf partilerin dışında gazetelerin de birinci sayfalarından “Çekilmez bir Başkan” olarak ilan edildi. Avusturya’nın gazetelerinden Neuen Freien Zeitung’a yapmış olduğu açıklama bu protestoların sebebi oldu. Gazeteye yazmış olduğu yazıda, Avusturya’da Musevi cemaatının sözcüsü olarak görev yapan ‘Israelitischen Kultusgemeinde (IKG)’ Derneği Başkanı Ariel Muzicant’ı “Faşizme karşı mücadele eden sol terörizmin babası” biçiminde suçladı. Burada Toplama Kampında Nazileri öven sloganlar atan ve Fransız turistleri tartaklayan lise öğrencilerinin arkasında “aslında solcuların var olduğunu” iddia etti.

Martin Graf’ın bu açıklamasından sonra hükümet partisi Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) sözcüleri, SPÖ’lü Viyana Belediye Başkanı, Avusturya Parlamentosu 1. Başkanı ve Avusturya Halk Partisi Başkanı yapmış oldukları açıklamada Graf’ın mahkemelerde hesap vermesi ve Parlamento Başkanlığı görevinden ayrılması gerektiği biçimde açıklamalar yaptı. Garf ve üyesi olduğu aşırı sağcı Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) suçlamaları reddederken, Graf istifa etmeyeceğini de belirtti.

Bu hem Graf, hem de partisi FPÖ için karşı konulmayacak bir tepki değildi. Zira FPÖ, Avrupa Parlamentosu seçimi propagandası süresinde kullanmış oldukları Türkiye, Türkler, Müslümanlar, Avusturya’daki Türk göçmenler ve İsrail aleyhtarı ifadeleriyle Avusturya toplumunda ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının artık günlük yaşamın bir parçası haline gelmesini sağladı.

Öğrenciler ve sendikacılar

Orta öğrenimde öğretmenler öğrencilerinin desteğine karşın hükümet ile uzlaşıp grevi sonlandırınca, ihanete uğradıklarını düşündüren öğrenciler “sonuna kadar eyleme devam” kararı almış ve derslere girmemişlerdi.

Burada derslere girmemenin nedeni, her okulun bağımsız olarak belirlemiş oldukları beş tatil gününün iptal edilmesiydi. 2008 ve 2009 yıllarında büyük çoğunluklarının aşırı sağcı ve ırkçı Avusturya Özgürlükçü Partisi’ni (FPÖ) seçmek, eğitimdeki seviye, toplama kampındaki eylem ve son olarak da öğrenci eylemlerinden dolayı sürekli gündemi meşgul eden orta öğrenim öğrencileri istediklerini elde ettiler. İki günlük ek tatil günlerini Avusturya Milli Eğitim Bakanlığı iptal edemedi. Bu başarılarına sebebi hiç şüphesiz Avusturya’nın büyük şehirlerinde öğrencilerin sokağa inmeleriydi. 60 bin öğrenci Avusturya’nın önemli şehirleri Viyana, St Pölten, Linz, Insbruck, Salzburg ve Graz’da protesto eylemine katıldılar. Bu Avusturya tarihinde bir rekordu.

Kriz emekçileri yürüttü

Öğrencilerin bu eyleminden bir kaç gün sonra sendikacıların sokağa ineceği duyurusu yapıldı. Avusturya Sendikalar Birliği’ne (ÖGB) bağlı 5 en büyük branş sendikasının önderliğinde bir protesto yürüyüşü gerçekleşecekti. Hanım bir meslektaşıma yürüyüşe katılma nedenlerinden birini de dile getirdim. Nedir diye sorduğunda da aldığı cevaba, “hiç bu boyutu ile düşünmemiştim” dedi bana. Avusturya’nın en köklü örgütü olan Avusturya Sendikalar Birliği mi yoksa orta öğrenim öğrencileri mi daha insanı sokağa dökecekti. Benim yapmak istediğim kıyas buydu. Zira öğrenciler iki tatil günü için 60 bin öğrenciyi sokağa döktüyse, sendikalar ne yapacaktı?

Toplu sözleşme görüşmelerinin başlamasından önce işverenler krizi de bahane ederek, yapmış oldukları açıklamalarda toplu sözleşme görüşmelerinde sendikalar zam talep etmemeli diyorlardı. Sendikalar da yapmış oldukları açıklamada “bu krizi biz yaratmadık, biz de ödemek istemiyoruz” karşılığını vermekteydi. İşverenlerin zamsız toplu sözleşme görüşmeleri 13 Mayıs 2009 tarihinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da on binler tarafından yürüyüş ve mitingle protesto edildi. Polisin verdiği bilgiye göre 15 bin, Avusturya sendikalar Birliği’nden yapılan açıklamaya göre ise 25 bin kişi protesto eylemine katılmıştı.

Avusturya Sendikalar Birliği çatısı altında olan en büyük beş branş sendikasının ve İşçi Odası’nın da Başkanlarının da katıldığı protesto yürüyüşünde emekçiler “Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz”, “Bizimle hayır” ve “İzin vermeyeceğiz” gibi parolalar taşıdılar.

Yürüyüş Viyana Sanayiciler Derneği binası önünde başlayıp, Viyana İşverenler Odası önünde bitti. Sanayiciler Derneği önünde, sanayiciler tarafından “Her işyerinin güvenliği için mücadele ediyoruz” pankartının asılı olması dikkat çekiyordu.
Organizatörler adına konuşan Avusturya Sendikalar Birliği Genel Başkanı Erich Foglar konuşmasında “krizi emekçilerin yaratmadığını, onun için de faturasını üstlenmek istemediklerini ve işverenlerin zamsız toplu sözleşme taleplerine hayır diyoruz” dedi.

Katılımla ilgili polisin mi yoksa sendikacıların mı, hangi açıklama doğru kabul edilirse edilsin, öğrenciler sadece iki tatil gününün iptaline karşı 60 bin kişiyi için yürütürken, sendikacılar ücret artışı ve ekonomik gelişimde krizin sorumluluğunu almama konusunda öğrencilerin yarısına bile ulaşamamışlardı.

“Mardin’de ailenin yok edilmesinde devlet vardı”

DTP Eş Başkanlarından Emine Ayna Mayıs ayının son haftasında Viyana’daydı. “Diplomatik görüşmeler” yaptığı açıklandı. Bu görüşmeler içinde Avusturya’nın sağcı gazetesi Die Presse gazetesine verilen söyleşi de vardı. Die Presse’nin 28. Mayıs 2009 tarihli sayısında kendisiyle yapılan yayınlandı. Yayınlanan bu söyleşide Mardin’nin Bile Köyü’nde yapılan katliama ve Polis’in partilerine yapmış olduğu konulara ait soruları cevapladı.

Söyleşide Wieland Schneider’in “Mayıs ayı başında Türkiye’nin Doğu’sunda Kürt köyü olan Bilge Köyü’nde 44 köylü namus davasından dolayı düğün esnasında katledildi, bu konuda ne düşünüyorsunuz” sorusuna “Ailenin yok edilmesinde devlet vardı” diye cevapladı.

Emine Ayna “Yapmış olduğumuz araştırmanın sonucunda, o saldırıda Türk devletinin varlığının olduğu sonucuna vardık” cevabını verdi. “PKK’yı bir terör örgütü gibi göstermek için Köy Korucularını saldırıda kullandılar. Böylece olay PKK’nın üstüne atılarak, terör örgütü damgası vurulacaktı” açıklamasını yaptı.

Gazetenin “Devlet olayla ilgili PKK’dan hiç bahsetmedi. Yapılan açıklamaya göre iki aile arasındaki anlaşmazlık ve husumet olarak duyuruldu” sözlerine Emine Ayna devamla şöyle dedi: ”Olayda şahit kalması istenmiyordu. Bu başarılamadı. Köy korucusu ağır yaralanınca başka bir versiyon uyduruldu”.

Kendisi ilen yapılan söyleşide Abdullah Gül’ün “Kürt sorunu çözümü” ile ilgili açıklamalarını da değerlendiren Ayna, “bu tutum Türk devleti temsilcilerinin takınmış oldukları klasik tavırdır. Yurtdışı seyahatleri öncesinde böyle açıklama yaparlar. Ülkeye dönünce de söylediklerini bir daha hatırlamazlar” demiştir.

Diğer taraftan „Ajansa Nûçeyan a Firatê“ nin haberine göre, diplomatik görüşmelerde bulunmak için Mayıs ayının son haftasında Avusturya’da bulunan Emine Ayna, Avusturya’nın başkenti Viyana’daki temasları hakkında bilgi verdi. Emine Ayna görüşmüş olduğu partileri belirttikten sonra, kendilerinden “Türkiye’ye Kürt meselesinin çözülmesi konusunda baskı uygulamalarını istediğini” de belirtmiş.

Görüşmüş olduğu partiler arasında “Ajansa Nûçeyan a Firatê”’in haberine göre, Türk, Türkiye İslam ve Türk göçmenlerine karşı düşmanlığı ile tanınan aşırı sağcı ve ırkçı Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) Genel Başkanı Heinz Christian Strache de ifade edildi.

Emine Ayna’nın FPÖ Genel Başkanı Strache’nin dışında Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) Uluslararası Sekreteri Andreas Shieder ve Yeşiller Partisi Dış İlişkiler Sözcüsü Alexander Van der Bellen’le de görüşmüş. „Görüştüğü yetkililerin Kürt meselesinin çözümü konusunda Türkiye’ye baskıları yapmaları yönünde destek aldığını“ da söylemiş DTP’li Emine Ayna.

“Ankara AB için henüz olgun değil”

Avrupa Parlamentosu seçimi süresinde her önüne gelen Türkiye’yi seçim konusu yaptı ve Türkiye’ye ait açıklamalarda bulundu. Aşırı sağcı Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) Türkiye’nin üyeliğine karşı olduklarını propaganda çalışmalarında en fazla yer verdikleri konu olurken, Türkiye’nin üyeliğine zaman zaman ılımlı, zaman zaman da sert tavır alan sağcı Avusturya Halk Partisi’nin (ÖVP) liste başı adayı Avusturya İçişleri eski Bakanı Ernst Strasser “Ankara’nın üyeliğe henüz hazır olmadığını, dondurulmuş görüşmelerin dondurulmuş vaziyette kalması gerektiği” düşüncesinde olduğunu devlet televizyonu ORF’nin Pressestunde programında dile getirdi.
Strasse ayrıca “AB üyeliğine aday olan bir ülkenin, AB üyesi Kıbrıs’ı bütün varlığıyla tanımaması da kabul edilir gibi değildir” dedi.
Diğer taraftan ise tavşana kaç tazıya tut misali, Strasser’den sonra ikinci sırada bulunan ÖVP adayı Othmar Kabas ise Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine taraftar olduğunu dile getirmişti.
Sadece aşırı sağcı ve sağcı partiler Avusturya’da Türkiye’nin AB üyeliğine karşılar? Hayır. Türkiye “dostu” olarak tanıtılan Avusturya Sosyal Demokrat Partisi liste başı adayı Hannes Swoboda’da Die Presse gazetesinin kendisiyle yapmış olduğu söyleşide “Türkiye’nin AB’ye üyeliğine “A Team” olarak karşı olduklarını” ifade etti. Gazetenin “Türkiye’nin AB üyeliği konusunda açıklamalarınız sürekli sertleşiyor” ifadesini de cevaplandırdı. Swoboda; “Kızıştırcı ifadede bulunmuyorum, bu benim farkım. 2008 yılında da söyledim; Türkiye’nin üyeliğinin altından kalkamayız. Dış İşleri Bakanlığı bir tavır almalıdır. Türkiye’nin üyeliğini kaldıramayız, Türkiye için bir ara çözüm olmalıdır. Daha sonraki on veya on beş yıllık süre içerisinde Türkiye’yi üye olarak kabul edebilir miyiz, bakmalıyız” dedi. Avusturya cephesinde Türkiye’nin AB üyeliğine sempati ile bakan parti bulunmamakta şimdilik.

BİR CEVAP BIRAK