Gündeme bakarken…

Gazetelerin başlıklarına göre yola çıkanlar, bugün olaylara değişik tepki vereceklerdir. Çünkü yandaş medya, yaşanan dayanışma eylemi ile ilgili ve hayatın ağırlaşacağı konusunu başlıklarına almamışlardır. O gazeteleri okuyanlar, ülkede tekel direnişi varmış, tekel işçileri ile dayanışma varmıştan haberleri dahi olmayacaktır. Günlük yaşamaya devam edecekler, başbakanın karısının gözyaşlarını kendi gözyaşları olarak algılayacaklardır. Gözyaşı ile başlamıştı ilk sızıntı! Sonra gözyaşı çocuk resmi duvarları süsledi. Şimdi başbakanın gözyaşı gündemi belirler oldu. Kıpkırmızı kesilmiş bir başbakan, eşinin gözyaşına neden olanlardan ne kadar nefret ettiğini dudaklarından dökülüşünü izledik. O nefret duygusu birilerine sempatik gelecektir. O sempatik yandaşlık, bugün başlıkları da belirlemiş durumdadır.

Yandaş medya yandaşlığını gösterirken, yandaş sendikalar da son dakikada eylemlere katılmayacağını açıkladılar. Yandaş medya ve yandaş sendikalar hep var olmuştur. Bu iktidara özgü bir durum değildir. Her kurum ve kişi durduğu noktaya göre dünyayı yorumlar ve ona göre algılar. Bu doğal bir durumdur. Doğal olmayan ise, bu bakış açısını topluma zor ile dayatmalarıdır.

Emek mücadelesi yapan işçiler zaman zaman greve gitmekte ve işi yavaşlatmaktadırlar. Emek – sermaye çelişkisi içinde bu olağandır. Olağan bir durumun geniş kitlere yansıması farklıdır. İzlenmesi gereken, bu işten zarar gördüğüne inanan sıradan vatandaşın tepkisidir. O sıradan vatandaşın kim ve kimler tarafından yönlendirdiğini, bugün gazete başlıklarına bakarak anlayabiliriz. Geçen günler içinde demiryolu emekçiler ile yolcular arasında yaşanan tartışmalar henüz ekranlardan görüntüleri yeni yeni silinirken, şimdi büyük olasılıkla yeni tartışmalar ekranlara yansıyacaktır. O tartışmada mağdur olduğunu söyleyen yolcular, zor ile ve devlet güçlerinin baskısı ile emekçiyi, lokomotifin başına oturttu. Bir anlamda grev kırıcılığı yaptırdılar. Bu işverenin lehine bir durumdur. Çünkü grevi ne kadar çok kıran olursa o kadar başarılı olduğunu kabul edilir. Bir anlamda hükümet, yandaş medya aracılığı ile gündem belirlemekte ve kendi kamuoyunu / tepkiyi belirlemektedir. Bazı gazetelerin bayi satışı on binler ile ifade edilirken, abone sayısı yüz binler ile ifade edilmesi, iktidarı elinde bulunduranların tercihi içinde yer alması doğaldır. İktidar yetimin hakkını gereği gördüğü yere aktarmakta sakınca görmez! Gerekirse, başbakanın damadı medya devi yapabilir!

Başbakan derken burada bir parantez açayım, neden acaba hükümet üyelerine bakan denir? Olaylara bakan değil müdahil olmaları beklenirken, bakan denmesi altında acaba ironik bir şeyler mi yatmaktadır. Birileri tarafından alınan politikaları uygulamaya mı bakıyorlar da, bakan sıfatı ile anılıyorlar? Bu konuda, kafa karışıklığım var olduğunu itiraf ediyorum. Hükümet üyelerini bakan değil, politikaları yaratan olarak düşünmek isterim! Dışarıdan belirlenen politikaları uygulamasına bakan memur olmalarını kabul edemem açıkça! O zaman seçimlerin anlamı ortadan kalkıyor. Eğer bakanları seçeceksek, neden bu kadar kavga, kim gelirse gelsin bakacak sonuçta! Gerçi bizler direkt bakanları seçemiyoruz, bakanları hükümet kurmak ile görevlendirilen seçim galibi partinin başkanı belirliyor ülkemizde. Fazla uzatmadan parantezi burada kapatayım.

Yandaş medyaya bakarak, bugün yaşanacak sanki grev yokmuş gibi algılayabilirisiniz. Yandaş medya, Irak savaşı sırasında tankların içinden savaşı Amerikan kamuoyuna anlatan medya ile aynı düzlemde durmaktadır. Haber özgürlüğünü ortadan kaldırmıştır. Haberin ortadan kalktığı ortamda, yıllar önce yaşanmış ya da yaşandığı kabul edilen olaylar, gündem değiştirmek amacı ile başlıklara çıkarılmaktadır, kürsüden ifade edilmektedir. Buradaki amaç bellidir.

NATO yeni rollerin dağıtılacağı toplantısının birini İstanbul’da yapılmaktadır. İstanbul toplantısı sonuçları ileride açıklanacaktır ama etkisi en kısa zamanda hissedileceğini meclis önüne gelecek, yurt dışına gönderilecek askerler konusunda tezkere ile ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.

Amerikan’ın ‘savaş karşıtı’ başkanı, tarihin en büyük silahlanma bütçesini meclise sundu. Barış için ülke işgaline hazırlanan başkan, barış ödülünü gurur ile camekanında sergilemeye devam ediyor. Barış için savaş, barış için öldür, barış için medyayı yönledir. Her şey barış için yapılıyor, kazananlar bellidir, kaybedenler hep bizler oluyoruz! Bu durum hep böyle mi sürecek?

İçimizde grev kırıcıları ve grevi kırmak için emekçiyi zorlayanlar olduğu sürece, ne yazık ki devam edecektir. Her çalışma birimi, bizim alanımız hayatidir, o yüzden bizim alanımızda grev olmaz anlayışı ne yazık k, her kesim içinde yaygındır. O yüzden hayati alanlarda çalışanlara hep grev kırıcılığı zorlaması ile karşılaşmıştır. Emekçi bu bakış açısı içinde yok edilmiş ve görmezden gelinmiştir.

http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.