Göçmen hikâyeleri bir kitapta toplandı

Birleşik Krallık’ta yaşayan Türkiyeli topluma ilişkin akademik çalışmalar yapan Doç. Dr. Tuncay Bilecen’in “Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler” adını taşıyan kitabı yayımlandı. Tuncay Bilecen’le çalışmaları ve kitabı hakkında konuştuk. 

– Kitaba geçmeden önce kısaca “bizim toplumla” ilgili çalışmaya nasıl başladığını biraz anlatır mısın?

Göç konusu üzerine yüksek lisans yaptığım dönemden bu yana çalışıyordum. Birleşik Krallık’taki Türkiyeli göçmen varlığına ilişkin ilgim ise 2013’te YÖK bursuyla misafir araştırmacı olarak geldiğim Westminster Üniversitesi’nde başladı. Daha sonra 2014 – 2015 arasında TÜBİTAK bursuyla Regent’s Üniversitesi’nde Prof. Dr. İbrahim Sirkeci’nin direktörü olduğu Ulusötesi Araştırmalar Merkezi’nde Türkiyeli toplumla ilgili araştırmalar yaptım. 2019’un başından beri de aynı merkezde çalışmaya devam ediyorum. 

– Bu çalışmaların içeriğinden biraz söz eder misin? 

Benim alanım siyaset sosyolojisi… İlk geldiğim yıllarda ağırlıklı olarak toplumun siyasal katılımı üzerine araştırmalar yaptım. Siyasal katılımın dışında toplumun sosyal ilişkileri, etnik ekonomi içindeki konumları, Alevi diasporası ve Ankara Anlaşması üzerine çalışıyorum. Bu konulara ilişkin bilgi ve deneyimlerimi birçok gazete yazısı, makale ve kitap bölümünde paylaşıyorum. 

– Dışarıdan bakan biri ve bir akademisyen olarak İngiltere’de yaşayan topluluk nasıl bir izlenim veriyor?

Öncelikle toplumun homojen bir bütünlük arz etmediğini söylemeliyim. “Türkiye’den göç eden topluluk” diye değerlendirdiğimiz toplumu kendi içinde birçok kategoriye ayırmak mümkün. Bunun içinde politik sığınmacılar ve onların ayak izlerini takip eden zincir göçlerle gelenler de var, son yıllarda sayıları katlanarak artan Ankara Anlaşmalılar da var. Her bir grubun da kendine özgü özellikleri bulunuyor. Örneğin 1990’ların başında gelen göçmen grubu sosyal anlamda ne kadar içine kapalıysa, yeni gelen göçmen grubu tersine yaptığı işlerde olsun, ilişkilerinde olsun son derece dışarıya açık bir görüntü sergiliyor. 

Doç. Dr. Tuncay Bilecen’in “Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler” adını taşıyan kitabı

Soruna geri dönecek olursak, toplum esasen çok dinamik bir yapı arz ediyor. O yüzden meseleye göçmenlikte klişe haline gelen kemikleşmiş değer yargılarıyla bakmamak gerekiyor. Göçmen toplulukları da tıpkı bireyler gibi gelişim içindedirler. Türkiye’den gelen göçmenler de bu süreçten geçiyor. İngiltere özelinde yavaş yavaş üçüncü kuşağın dönemi başlıyor. Kuşaklar değiştikçe de entegrasyon kendiliğinden geliyor. Artık sadece dönerci dükkânlarıyla ya da kafeteryalarla bu toplumu tanımlayamayız. Avukat, muhasebeci, doktor, polis gibi sadece ekonomik ekonomi içinde iş yapmayan, farklı iş grubunda çalışan toplum üyelerinin sayısı hızla artıyor. Bir başka gösterge de yaşanılan ülkeye ilişkin olarak siyasal katılımın artması; Türkiyeli belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin sayısı her seçimde çoğalıyor… Örneğin artık Türkiye kökenli bir milletvekili de var. Bütün bunlar ekonomik entegrasyonun yanı sıra sosyal, siyasal ve kültürel entegrasyonun da sağlanmaya başlandığını gösteriyor. 

– Son olarak kitabından söz eder misin? 

2013’ten bu yana yaklaşık 150 göçmenle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdim. Bu görüşmelerden biriktirdiğim hikâyeleri ve izlenimlerimi bu kitapta topladım. Bu yüzden kitaba akademik bir çalışmadan ziyade göçmen hikâyelerinin toplamı olarak bakılabilir. 

– Nedir bu hikâyeler?

Örneğin kişilerin nasıl göç kararı aldıkları, bu sırada hangi zorlukları yaşadıkları, İngiltere’ye geldikten sonraki uyum süreçleri, sosyal bağlantıları, etnik ekonomi içindeki konumları, geri dönme kararı almaları, geri döndükten sonra yaşadıkları, tekrar göç kararı almaları vs. bunun gibi onlarca göçmenin birbirine geçmiş birçok hikâyesi var kitapta. 

– Sizin bu hikâyeler toplamında en çok etkileyen hangisi oldu?

Açıkçası hepsi, ama örnek vermek gerekirse geri dönüş göçüne ilişkin duygu durumları benim için etkileyiciydi. Çünkü genel olarak şöyle bir süreç işliyor. Göçmenliğin ilk yıllarında ayakta kalma çabasından göçmenin kendi hakkında düşünmeye pek fırsatı olmuyor. Yoğun bir çalışma ve kendini ispatlama sürecine giriliyor. Ancak tam işler yoluna girdiğinde, biraz da yaş alan kişi “ben burada ne yapıyorum?” “Asıl istediğim bu muydu?” gibi bir sorgulama sürecine giriyor. Ardından “burada köksüz ağaç gibiyiz”, “Geriye dönsem daha iyi olmaz mı?” demeye başlıyor. Ben bu durumu kitapta “göçmenlikte orta yaş krizi” olarak tarif ediyorum. Bu şekilde duygusal gelgitlerden dolayı bir kısmı gerçekten geri dönüyor. Ne ki bu sefer de kendi yurdunda göçmenlik tatbikatı başlıyor. Bu sefer de birkaç yıl sonra tekrar göç ettiği yere geri dönülüyor. Bu yüzden kitabın alt başlığını “gidenler, dönenler, gidip de dönmeyenler” şeklinde koydum. 

Göçmenlik halleri içinde bize dair birçok ortak duygu durumu var. Başkalarının da benzer ruh iklimleri içinde yaşadığını görmek hiç şaşırtıcı değil aslında. Ama okuyanlar açısından “bu duyguların bana özgü olduğunu düşünmüştüm, meğer birçok kişi aynı şeyleri hissetmiş” dedirtecek pek çok bölüm var kitapta. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.