Gökçeada’ya zorunlu göç ettirilen Yörükler’in unutulan öyküsü

Gökçeada’ya zorunlu göç ettirilen Yörükler’in unutulan öyküsü

0
PAYLAŞ
Yusuf Yavuz, Islak Çarıklar
Yusuf Yavuz, Islak Çarıklar
Bir ampul için sönen yüzlerce ocağın unutulan öyküsü Islak Çarıklar’da ekranlara geldi…
 
Toprağın hafızasını, üzerinde yaşayan insanların hafızasıyla buluşturmak için yola çıkan belgesel-haber programı Islak Çarıklar, unutulan insan öykülerini anımsatmayı sürdürüyor. Gazeteci Yusuf Yavuz ve Biyomühendis Çağlar İnce’nin birlikte hazırladığı, KanalV ekranlarından izleyici ile buluşan Islak Çarıklar’ın 27 Temmuz’da yayınlanan son bölümünde, Karacaören Barajı’nın sularına gömülen köylerini geride bırakıp, 1985 yılında devlet tarafından ‘zorunlu’ olarak Gökçeada’ya yerleştirilen Isparta Çandırlı Yörüklerin öyküleri ekrana geldi.
 
Yıl 1979. Isparta’dan doğan ve binlerce yıldır geçtiği coğrafyaya yaşam vererek Akdeniz’e dökülen Aksu Çayı ve onu besleyen Göksu, Isparta çayı gibi su kaynaklarının üzerine bir baraj inşa etmek için düğmeye basıldı… 5 yıl süren baraj inşaatı tamamlandığında, bin yıldır bu coğrafyayı yurt edinmiş olan Yörüklerin yaşam alanları da sulara gömüldü…
TOROSLARIN KOYNUNDAN GÖKÇEADA KAYALIKLARINA ZORAKİ GÖÇ
Her Çarşamba Antalya’dan yayın yapan KanalV televizyonunda ekranlara gelen belgesel-haber programı Islak Çarıklar’ın 27 Temmuz’da yayınlanan son bölümünde, yüzlerce yıldır Toroslar’ın koynunda yaşayıp giderken, doğdukları topraklardan bin kilometre öteye, Marmara’nın ortasındaki Gökçeada’ya zorla göç ettirilen Yörüklerin unutulan öyküsüne yer verildi.
YÖRÜKLER’E EN BÜYÜK DESTEK RUMLARDAN
Gazeteci-Yazar Yusuf Yavuz ve Biyomühendis H. Çağlar İnce’nin birlikte hazırladığı Islak Çarıklar ekibi, Isparta ve Antalya’dan Gökçeada’ya uzanan zorunlu göç yolcuğunun izini sürerek Çandırlı o aileleri buldu. Gökçeada’da yaşayan Rumlarla ve adaya ülkenin değişik bölgelerinden getirilen diğer proje mağduru ailelerle birlikte yeni bir yaşam inşa etmek için zor günler geçiren Çandırlı ailelerin ibretlik öyküleri, kısa vadeli yıkım projelerine kurban edilen yaşamların dramını da gözler önüne seriyor. Biri kiliseye, diğeri camiye giden iki halk, bu zorunlu göçün yaralarını birlikte sarmışlar. Gökçeada’ya yerleştirilen Çandırlı Yörükler, Rum komşularının desteğini ve komşuluklarını asla unutmuyor.
İşte Islak Çarıklar programına konuşan o ailelerin unutulan öyküsü…
Ali Yılmaz (Kötekli Yörüğü-Aksu Antalya):
‘DEMİREL ONLARI GÖKÇEADA’YA YERLEŞTİRDİ’
“Çandır’da tarihi bir köprü vardı. Göksu çayının üzerinde, kemerli köprü. Biz Yörükler oradan geçerdik yaylaya göç ederken. Başka geçecek yol yoktu. Kırıntı köyü, Boğazova ve Serpi köyünden Anamas Yaylası’na, aygıryalağı denilen yere ulaşırdık. Benim hanımım çandırlıydı. Orada benim bacanaklarım, baldızlarım var Gökçeada’da. Demirel onlara Gökçeada’dan toprak verdi. Kamulaştırma bedeli karşılığında. Barajın altında kalan araziler yerine.
 
‘6 BÜYÜK MEZARLIK SUYUN ALTINDA KALDI, GENÇLER BUNU BİLMİYOR’
Benim yengem var orada, suyun altında. Büyük abimin hanımının mezarı orada, suyun altında kaldı. Bir yere taşınmadı. Üstünden otuz yıl geçmiş. Benim bildiğim 6 büyük mezarlık suyun altında kaldı. Bilenler üzülüyor. Bizim gibi yaşlılar oraya vardığı zaman ‘burada kabristanlık vardı, suyun altında kaldı’ diye üzülüyoruz ama gençler bilmiyor. Şimdi benim çocuklarım oradaki suyun eskiden ova olup da altında araziler olduğunu bilmez.”
 
Veli Altıntaş (Kötekli Yörüğü, Aksu- Antalya):
 
‘BAK OĞLUM, ŞU AĞACIN ŞURASINDA BABAMIN MEZARI VAR’
“Bizim ailemizden birçoğu Bucak, Antalya ve diğer yerlere dağıldı. Babam oradan geçerken anlatırdı; ‘Bak oğlum şu ağacın şurasında babamızın mezarı var’ derdi. Bizim akrabalarımızın birçoğunun mezarı suyun altında kaldı.”
 
Fatma Taşbaş, (1985’te Isparta Sütçüler Çandır köyünden Gökçeada’ya yerleştirilen ailelerden birinin üyesi):
 
‘BURAYA AĞLAYA AĞLAYA, BAĞRIŞA BAĞRIŞA GELDİK’
“Deniz oldu, bağımız bahçemiz kaldı. Ağlaya ağlaya, bağrışa bağrışa geldik. Demirel bizi davulla zurnayla getirdi ama ağlaşa ağlaşa geldik. Yerimiz yurdumuz çoktu, hepsi suyun altında kaldı. Sadece 5 dönüm çardak üzüm bağım vardı. 20 gün pekmez kaynatırdım. Kazanlar, küpler dolardı. İncir bahçem vardı. İncir bahçemde bütününü ayrı kuruturdum, yarığını ayrı. Koyunum davarım çoktu. En aşağı 7-8 inek sağardım. Hepsi yalan oldu.
 
‘ÇİFTİMİ KENDİM SÜRERDİM, 15-20 KİŞİYLE EKİN BİÇERDİK’
Kocam yolda çalışıyordu. Çiftimi kendim sürerdim, ekin zamanı ekinimi biçtirirdim. Yaylalardan kar getirtir, samana gömerdim. Bir de erkeç kestirip ekin biçenlere yedirirdim. 15- 20 kişi gelip tarlanın ayakucundan girip başucundan çıkarlardı. Bir kişi sadece yemek pişirirdi çalışanlar için.
 
‘HER ŞEYİMİZ ORADA KALDI, HEDER OLDU’
Buraya gelince (Gökçeada’ya) kocamla bir hafta uyuyamadık, düşüncemizden. Her şeyimiz orada kaldı. Ambarımız, samanlığımız… Bir hafta sonra köye geri vardık, ambarımız boşaltılmış, paylaşılmış. Asma direklerini götürmüşler, incir bahçesi bozulmuş, arı kovanlarımızı götürmüşler. Evimizin turasını söküp almışlar. Heder oldu gitti…”
 
Ali Yılmaz ve Veli Altıntaş Yusuf Yavuz'un sorularını yanıtlıyor
Ali Yılmaz ve Veli Altıntaş Yusuf Yavuz’un sorularını yanıtlıyor
Bilal Genç (Isparta Çandır’dan Gökçeada’ya zorunlu olarak yerleştirilen ailelerden birinin üyesi):
 
‘KASIM AYINDA GELDİK, TEK BİR AĞAÇ YOKTU’
“Buraya ilk geldiğimizde yabancı gibiydik. Kasım ayında geldik… Burada ekilip dikilecek bir şey yok. Tek bir ağaç yoktu. Bir kaç tane karadut ağacı vardı. Kıraç bir yerdi. Biz geldiğimiz yılın baharında ağaçlar diktik buraya. Şimdi her yer ağaç oldu.  Memleketimizde yer fıstığı, mısır ve susam yetiştiriyorduk. Burada da bunları üretmek istedik. Cenabı Allah verdi. Ama ilerisi nasıl olacak bilmiyorduk. Hasat ettiğimiz ürünleri satmak için Çanakkale’ye götürüyorduk. Burada satamıyorduk. Çünkü burada nüfus yoktu. İki kilo ürün bile olsa satamıyorduk.
 
‘YAŞLILAR İKİ GÜN SONRA TOPRAĞA VERİLDİ, GURBET GELDİ ONLARA’
Çandır köyünde doğmuş, ömründe vilayete bile gitmemiş kişiler geldi buraya. Seksen yaşında insanlar… Geldiklerinde ‘burada ben ne yapacağım?’ diye yadırgadılar. Buraya (Gökçeada) geldikten iki gün sonra toprağa verilenler oldu. İki gün yaşadılar… Gençler daha kolay uyum sağladı. İhtiyarlara gurbet gibi geldi burası. Yadırgadılar.”
 
YIKIM PROJELERİNİN VURDUĞU YAŞAMLARIN GÖKÇEADA SÜRGÜNÜ
Çandır, 1980’li yıllara kadar bölgenin en verimli, üretken köylerinden biriydi. Bereketli toprakları baraj projesine kurban edilen Çandır’da 20 bin hektardan fazla arazi suya gömüldü. Gökçeada’ya yerleştirilen yıkım mağdurları yalnızca Çandırlılarla sınırlı değildi. Karacaören Barajı’nın yerinden ettiği Burdur’un Bucak ilçesine bağlı Kızıllı köyünden yaklaşık 120 kişi adanın köylerinden biri olan Uğurlu’ya, Muğla’nın Yatağan ilçesinde yapılan termik santral için yaşam alanlarından edilen Eskihisar köyünden 120 kişi, Yeniköy Termik Santralı’nın mağdur ettiği Milas’a bağlı Sek köyünden de 120 olmak üzere toplam 240 kişi Gökçeada’ya yerleştiriliyordu. Böylece Gökçeada, baraj ve termik santral projeleri yüzünden yaşam alanlarını yitiren 600 civarındaki zorunu göçerle adeta bir ‘göçebe adası’na dönüşmüştü.
KÖYLÜLERİ YERİNDEN EDEN O PROJELER ÖZEL ŞİRKETLERE SATILDI
Yatağan ve Yeniköy termik santralları ilerleyen yıllarda özelleştirilerek özel sektöre devredildi. Karacaören Barajı ise Uzan ailesine ait Çukurova Elektrik tarafından işletildikten sonra EÜAŞ’ye geçti. Ardından da 2015’te yeniden özelleştirildi. Bugün ekonomik ömrünü tamamlama aşamasında olan Karacaören Barajı’nın adeta ‘foseptiğe’ dönen sularının Antalya’ya içme suyu olarak aktarılması için bir proje yürütülüyor.
Islak Çarıklar’ın, Çandırlı baraj göçerlerinin anlatıldığı o bölümünü izlemek için:

BİR CEVAP BIRAK