Grevdeki gazeteciler TBMM’de

Grevdeki gazeteciler TBMM’de

0
PAYLAŞ

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi, ATV ile Sabah gazete ve dergi grubunun bağlı olduğu Turkuvaz işyerlerinde grevde olan gazetecilerle, Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ederek, destek istedi.

İpekçi, bu işyerinde 13 Şubat 2009’da greve başladıklarını, ancak sürecin TMSF’nin, Sabah ve ATV işyerlerine 2007’de el koymasına kadar uzandığını anımsattı. İpekçi, çalışanların, geleceklerini garanti altına alabilmek için sendikada örgütlenmeye başladığını, bir kaç ay içinde çoğunluğu sağladıklarını ifade etti. Haziran 2007’de çoğunluk başvurusu yaptıklarını, uzun bir engelleme süreci ve bürokratik aşamalardan sonra çoğunluk tespitinin geldiğini anlatan İpekçi, ”TMSF, bir devlet kuruluşu olmasına rağmen, yasanın verdiği yetkileri suiistimal ederek, çoğunluğumuza itiraz etti. Olay mahkemeye taşındı, 1 yıllık bir süreç…Bu süreç, hem bıktırıcı oluyor, hem çalışanlar üzerinde psikolojik baskı oluşturuluyor, hem de tehditler yoğunlaşıyor” diye konuştu.

İpekçi, 1 yıllık hukuk mücadelesi sonucunda, yetkilerinin mahkeme kararıyla kesinleştiğini, Mayıs 2008’de yetki belgesini bakanlıktan aldıklarını, o tarihte, işyerinin, TMSF tarafından Çalık Grubuna satıldığını kaydetti.

Toplu sözleşme görüşmelerine 26 Haziran 2008’de başladıklarını, 22 madde üzerinde anlaşma sağlandığını, ancak Ağustosta işverenin masadan çekildiğini dile getiren İpekçi, çalışanlar üzerinde istifa baskılarının kurulmaya başlandığını söyledi. İpekçi, sözlerini şöyle sürdürdü:

”İşveren, çalışanlardan greve katılmayacaklarına dair imza topladı. Bu da kanun dışı bir uygulamaydı. 13 Şubatta, 10 arkadaşımız, baskılara direnerek, greve çıkma kararı verdi. 17 Şubatta, grevdeki arkadaşlarımızın iş akitlerinin fesh edildiği açıklandı. Toplu Sözleşme Kanununa göre, grevdeki işçinin iş akdinin feshedilmesi, kanun dışı. İşveren, ‘kanun dışı greve katıldıkları’ iddiasıyla fesih yazısı gönderdi. 27 Mayısta sonuçlanan mahkeme, iş akitleri fesihlerinin geçersiz olduğuna karar verdi. İçerde çalışan 32 kişinin de iş akitlerine son verildi. İşverenin, 15 gün içinde 42 kişinin iş akdinin fesh etmesi de kanuna aykırı, toplu işçi çıkarmaya giriyor. İşverinin, toplu işçi çıkarmayla ilgili, işyerindeki yetkili sendika temsilcisiyle herhangi bir teması olmadı, sendikaya ve Türkiye İşçi Kurumuna bildirim olmadı. İşverenin, grevde olanların yerine görevlendirme yapması da kanunlara aykırı.

Burası, özel sektör olarak görülebilir ama sahiplik yapısında, Sayın Başbakan ile bir aile bağı söz konusu. Özel sektörde hak arama mücadelesinden öte, bir de işin siyasi yanı var. Hukuki alanda sendikal hak mücadelemizi devam ettiriyoruz, sizden de beklediğimiz siyasi yönünün parlamento gündemine taşıyabilme olanaklarını araştırmanız. ”

İpekçi, medyada, 29 yıl aradan sonra grev yapıldığını, sendikasızlaştırılmış bir sektörde, uzun bir aradan sonra sendikal kıpırdanmanın söz konusu olduğunu vurguladı. İpekçi, ”Başbakan, kendi yakınındakilere bile sözünü geçiremiyor, hukuku uygulatamıyorsa, biz hukuku nerede arayacağız?” diye sordu.

”UZUN SÜREN GREVE SESSİZ KALMASI”
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, siyasetçilerin, özellikle iktidarda olanların çok sık dile getirdiği ”hukuk devleti” kavramının, içinin nasıl boşaltıldığını gördüklerini belirtti.

Grevin, hak aramanın ve kişilerin örgütlenmesinin yasal bir hak olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, ancak bunları gazetecilerin yapması halinde, hak olmaktan çıktığını kaydetti.

Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da uzun yıllar işçi statüsünde çalışırken, aklından ”Biz de örgütlenip haklarımızı arasak mı” düşüncesinin geçmiş olabileceğini belirterek, ”Başbakan, şimdi ülkeyi yönetiyor. Uzun süredir devam eden bir greve sessiz kalması, en azından doğru değil. Eğer kişiler örgütlendi, grev yapıyor diye sözleşmeleri fesh ediliyorsa, grevden önce, insanlardan zorla greve katılmayacağına dair imza alınıyorsa, orada hukukun olmadığına tanık oluyoruz” diye konuştu.

Sabah-ATV’nin özelliği bulunduğunu belirten Kılıçdaroğlu, grubun, iki kamu bankasından alınan kredilerle Erdoğan’a yakın bir kişiye satıldığını, Erdoğan’ın yakınlarından birinin, grubun çok önemli noktalarında görev yaptığını söyledi.

”BAŞBAKAN, ENGELLERDEN BİRİ”

”Bu kadar hukuksuzlukların olduğu yerde, Sayın Başbakan’ın bu süreçte sessiz kalması, aklımıza başka kuşkular getiriyor” diyen CHP’li Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

”Acaba Sayın Başbakan da mı bu sürecin parçası olmak durumunda? Eğer bu sürecin parçası olmak istemiyorsa, bütün bu haksızlıklara set çekmeli. Basından sorumlu bakanlar var. Eğer bir medya mensubu, kendi hakkını aramayacaksa, toplumda mazlum kesimlerin hakkını kim savunacak? Önce medya mensubunun güvencesi olması lazım. O güvencenin odaklandığı yer ise sendikadır. Sendikalaşmak suç değildir. Anayasadan başlayarak, hukuk sistemimizde, örgütlenme ve sendikalaşmanın hak olduğu söyleniyorsa, iktidarın bu hakkın önüne set çıkarmaması lazım. Bunu yapan bir medya grubuna da siyasal iktidarın destek olmaması lazım. Bu medya grubu, siyasal iktidara gözü kapalı destek veriyorsa, nedenlerinden biri medya mensuplarının örgütlenmelerinin önüne geçmesi ve siyasal iktidarın da buna destek vermesi anlamına gelir.

Başbakan sözünü buraya geçiremiyor mu? Hayır. Sayın Başbakan, basın emekçilerinin haklarını almaları önündeki ciddi engellerden biri konumundadır. Basına, basın mensuplarına sahip çıkıldığı sürece, Türkiye’de hukuk devleti olur, basın halkın gözü, kulağı, sesi olabilir. Şu aşamada, bunu tüm boyutlarıyla hayata geçirmek mümkün değil.”

”SAYGI DUYULAN PATRON OLMAK İSTİYORSA…”

Kılıçdaroğlu, grevdekilerin görevlerine son verilmesinin yasalara aykırılığına dikkati çekerek, bütün bu hukuksuzlar zinciri olurken, medyanın sessiz kalmasının işin acı yanı olduğunu belirtti.

CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu, sözlerini, ”Ahmet Çalık’a da seslenmek istiyorum. Çok sayıda insana iş olanağı sağlıyor. Her iş olanağı yaratan işadamının başımızın üstünde yeri var. Ama yaratılan her iş olanağının hukuk içinde olması gerekiyor. Nasıl gazeteci, hukuk içinde hakkını arıyorsa, önemli bir medya patronu konumuna gelen Sayın Çalık’ın da bu hukuksuzluğa göz yummaması gerekir. Artık Sayın Başbakan’ın damadına mı yoksa doğrudan başka kişilere mi söyler… Medyada saygı duyulan patron konumuna gelmek istiyorsa, bu hukuksuzluğu engellemesi gerekiyor” diyerek tamamladı.

BAŞBAKAN OLAYA EL ATMALI

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, medyanın bağımsız olabilmesi için öncelikle siyasi iktidarın baskılarından arındırılması gerektiğini söyledi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, ATV ile Sabah gazetesi ve dergi grubunun bağlı olduğu Turkuvaz iş yerlerinde grevde olan gazetecilerle birlikte Vural’ı TBMM’de ziyaret etti ve destek istedi.

İpekçi, basın çalışanları olarak, 29 yıldan bu yana ilk kez greve gittiklerini belirtti. 13 Şubattan bu yana grevde olduklarını anımsatan İpekçi, bu süreçte işverenin, başta toplu sözleşme olmak üzere bir çok alanda hukuk dışı uygulamalarının olduğunu bildirdi.

Grevin sona erdirilmesi için iki kez Başbakana mektup yazdığını dile getiren İpekçi, bunlara henüz cevap alamadığını bildirdi.

Toplu İş Sözleşmesinin ve diğer sendikal hakların biran önce tanınmasını isteyen İpekçi, üyelerin sendikadan istifaları için baskı yapıldığını, grevde olmalarına rağmen işverenin bir çok kişiyi istihdam ettiğini söyledi.

Terörle Mücadele Kanununda da değişiklik yapılmasını isteyen İpekçi, halen 29 gazetecinin düşüncesinden dolayı tutuklu olarak yargılandığını sözlerine ekledi.

”BAŞBAKAN KONUYU SÜRATLE ELE ALMALI”

Oktay Vural da ortada ”devlet destekli grev kırıcılığı”nın olduğunu savunarak, medyanın bağımsız olabilmesi için öncelikle siyasi iktidarın baskılarından arındırılması gerektiğini ifade etti.

Düşünce ve ifade özgürlüğü bakımından çok baskıcı bir yönetimle karşı karşıya bulunulduğunu bildiren Vural, baskıya, parlamentonun da dahi olduğunu, Hükümetin salı ve çarşamba günleri denetim konularını görüştürmediğini söyledi. Korku imparatorluğunun her yeri sardığını dile getiren Vural, AB’nin bu gelişmeleri iyi değerlendirmesi gerektiğini bildirdi.

Vural, örgütlenmeye karşı yapılan baskıları da ciddi şekilde yadırgadıklarını belirterek, Başbakan Erdoğan’ın konuyu süratle ele almasını istedi. Vural, sorunun çözümü için TMSF’nin de devreye girmesi gerektiğini kaydetti.

BİR CEVAP BIRAK