Görmek ve farkında olmak: LGBT’ler

Görmek ve farkında olmak: LGBT’ler

0
PAYLAŞ

Yurt dışından, değişik ülkelerden, üniversitelerden ve kurumlardan gelenler, sunum yapacaktı. Bölüm Başkanı, Prof.Dr Işıl Bulut’da toplantıyı yönetecekti.

Bir gerçeklikle karşılaştım her şeyden önce. Sunum yapanlar, yaşanmışlıklarından da hareketle, konuya iilşkin açıklamalarda bulundular. Değişik ülkelerde sorun, çok az farklılıkla hep aynıydı. Adeta, duyun bizi, gözlerinizi ve kulaklarınızı kapatmayın. Öteki olmak istemiyoruz, saklanarak, kaçarak değil, kabullenilerek, birlilkte yaşamak istiyoruz, diyorlardı.

LGBT’nin açılımını ve içeriğini, bu toplantıdan sonra, önemini de kavrayarak öğrendiğimi öncelikle belirmek isterim. Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans’ların örgütlenmesi, KAOS-GL ile topluca bizde varız diyorlar. Cinsel tercihlerimizle, bizi kabul edin diyorlar. Bu süreçte, Sosyal Hizmet Uzmanı’na da, kurumlarına da, büyük görevler düşüyor. Hem bu gruba karşı, hemde grubun içinde bulunduğu topluma karşı, yapmaları gereken çok şey var. Toplantı son derece düzeyli, açık ve de araştırmalara dayalı, akademik bakışlar çerçevesinde ele alındı. Kanada, Belçika, Hollanda, İsveç ve Filipinler-Nijerya kökenli Kanadalı, konuklar tarafından masaya yatırıldı.

Aynı program bir gün önce de, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Hizmet Bölümü’n de gerçekleştirilmiş. Akademisyenler, öğrenciler ve konuya ilgi duyanlar, fire vermeksizin programı izliyor. KAOS Kültür Merkezi’nin, Ayrımcılıklara Karşı Sempozyum, başlığı çerçevesinde, değişik kurumsal yapılar içinde ve değişik katılımlarla, 10-16 Aralık dönemini kapsayan, bir haftalık bir program olduğunu öğreniyorum. CHP’den 4, BDP’den de, 2 milletvekilinin oturumlara katılması, organizasyonun çok hazırlıklı ve programlı olduğu gerçeğini de, belgeliyor. Poitikacıların katıldığı oturumları izleyemedim.

Ankara Barosu Eğitim Merkezi’n deki, “Çalışma Hakkı: Çalışma Hayatı, İstihdam ve Sendikal Hareket” başlığı altında ki oturumu da izledim. Belçika ve Hollanda dan gelen konuklar da konuştu. Orada sendikalarda görevli olanların, bakışı ve yaşanılan zorlukları aktardılar. KESK ve DİSK’den katılanlar da, konuya ilişkin açıklamalarda bulundular. Türkiye’de yaşanan olguya karşı duyarsız değildiler, ancak bu konuda önemli adımlar atıldığını da belirtemeyeceklerini, açık yüreklilikle dile getirdiler.

Sendikaların bu konuda bir programları yoktu. Toplu iş sözleşmesi görüşmeleri sürecinde ve içeriğinde, bu konular da yoktu. Sendikalarda, bu konuda bir iki cılız girişim dışında, bir çalışmada yapılmıyordu. Ayrıca yönetimlerin gündeminde de, bunlar yoktu. Toplantıya katılan sendikalarda çalışan teknik düzeydeki konuşmacıların, bu konuları ve konuşulanları, döndüklerin de, sendika yöneticilerine akrtarabilecekler miydi. Ya da aktarma başarısın göstermeleri halinde, nasıl değerlendirilecek ve bir yol haritası çizilebilecekmiydi. Katılanlar da, izleyenler de, bende, bundan kuşkuluyum doğrusu. Bir farkındalık yaratılıyordu. Ve son derece gerçekçi ve düzeyli bir uslüp ile sorun masaya yatırlıyordu. Hollanda dan gelen, AbvaKavo Sendikası yöneticileri, açıklamalarıyla ve süreç içinde, bu soruna ilişkin nasıl adımlar atıldığı konusunda, ilginç deneyimlerini aktarıyorlardı. Bizim sendikacılar, bu konuya bence, son derece yabancılar. Ama bu gerçekliği görerek, yapılması gerkenleri masaya yatırıp, tartışarak bir strateji oluşturmaları gerekiyor.

On-onbeş yıl önce, çalışma yaşamında, “Mobing” olgusu da hiç gündemde değildi. Ama sorun dile getirilmeğe başlandığında, duyarlılık arttığı gibi, saklama ya da yok sayma günleri, geride kaldı. Şimdi bir çok bilimsel çalışma yapılmış olduğu gibi, araştırma ve çalışmalar devam ediyor. Konu yargı kararlarında belirtilmesinin ötesinde, Başbakanlık genelgesi haline geldiği gibi, yasal düzenlmeler içinde de yer aldı.

Önümüzdeki süreçte, LGBT’ler ve sorunları, açık açık belirtilmeğe başlanacağı gibi, bu konular tabu olmaktan da hızla çıkacak. Hazırlıklı olmak bir yana, anlamak zorundayız. Birlikte yaşama kültürünü geliştirmek zorundayız. İnsanların bu tercihlerine saygı duymak zorundayız. Aşağılama ve küfür aracı olarak kullanmaktan öncelikle vaz geçmeliyiz ve bu tutumumuzdan dolayı da, önce kendimiz utanmalıyız. Onları, görmek, anlamak ve birlikte yaşama kültürünü, dışlamadan geliştirmek durumundayız.

Bir çok yayın ortaya koymuşlar. “LGBT Bireyler Açısından Mevzuat Taraması” yapmışlar. İlk kez görüyorum. Yıllardır bir dergi çıkartıyorlar. Güzel bir kapak ve özenli bir baskı. KAOS-GL. LGBT. Kültür ve Yaşam Dergibusi. 127.sayıya ulaşmış. Her sayı bir dosya. Yeni Medya’dan Taciz’e, Göç ve Mültecilik den, Kent ve Mekan’a, Hastalıktan İdeolojiye Damgalamaya Karşı Bedensel Direnişler. Bazı dosya konuları. Son sayının dosya konusu ise, Sosyal Politika. Biz varız diyorlar. Görmezlikten gelemeyiz.

Toplantıda, bu konuda, İstanbul’dan gelen bir annenin açıklamaları ise son derece önemli bir çıkış niteliğindeydi. O bir anneydi ve gerçekle birlikte yaşama kültürünü savunuyordu. Bizi kabullenme yolunda çaba gösterin, biz katkı vemeye hazırız niteliğinde konuşma yaptı.

İki gün boyunca, farklı ortamlarda, iki ayrı programı izledikten sora, açık olarak itiraf edeyim ki, bu konuda cahilliğimden ben utandım.

Zor ve uzun bir yol gözüküyor. Yaşamda varlar ve yaşamda sürüyor. Nereye kadar görmezlikten gelebiliriz. Yada bu kaçış değil mi. Toplantı sürecinde, üzücü bir haber de geldi. Bir öldürme olayı olmuştu. Öldürme ile ne sağlanıyordu sanki. Yolun ne kadar uzun ve zor olduğunu gösteriyor ve belgeliyordu.

Çalışma yaşamına çok zor giriyorlardı. Ve kimlikleini, tercihlerini saklıyorlardı. Bir futbol hakeminin, bir basketbol öğretmeninin başına gelenleri anımsayalım. Çalışma haklarını engelleyerek, sürecin dışına itmek çözüm mü. Tabii ki değil.

İşe almalarda, kimliklerini, tercihlerini gizlediklerini, ancak öğrenilerek, başka gerekçelerle işe alınmadıklarını belirttiler. Bir istihdam sorunu yaşıyorlardı. Çalışma sürecinde de, bu tercihleri nedeniyle, ancak başka gerekçe bulunarak işten çıkarıldıklarını belirttiler. Çalışma yaşamında, aşağılandıklarını belirttiler. Bu konda bildiğim kadarıyla, yargıya intikal eden pek konu yok. Ancak, örgütlü olduklarını görünce, bu konuda gelişmeler olabilir. Sendika üyelikleri konusunda ise yaşayarak görecekler. Sendikalarda bir süre çalışanlar da vardı. Ancak, istisnai bir uygulama izlenimi bıraktı. Sendikalardan gelen teknik kişiler de, bu konu da somut bir politika öneremediler. Anlama ve kabul etme süreci yaşanıyor.

Sonuç, bu gerçeklikle yüz yüze gelmek, yaşama ve çalışma haklarını, eğitimlerini, engellememek ve birlikte yaşamak kültürünü geliştirmek durumundayız. Kişilerin kendi cinsel tecihleri, buna müdahale etmek, yanlış ve haksız. Toplum dışına itmek ve ötekileştirmek de, sorun çözmek değil, sorun yaratmak. Engelleyerek, dışlayarak bir yere varamayız. Tekrar düşünüp, kendimizi de değerlendirip, onları anlamaya çalışmalıyız. Başlangıç için bu ilk adım.

__________________________

* İsmail.bayer1@yahoo.com

PAYLAŞ
Önceki makaleYoksulluk bitiyor mu?
Sonraki makaleKorku

BİR CEVAP BIRAK