Gür’ün düğünü…

Efendim geçen haftalarda Londra’daki işadamı arkadaşlarımdan Sayın Remzi Gür’ün oğlu Ömer ve Devlet Bakanı Ali Babacan’ın baldızı Didem Lütfi Kırdar’da evlendiler. Londra’dan düğüne katılan işadamları arasındaydım.

Sayın Remzi Gür’ü, basına yansıtıldığınca başbakana yakınlığından tanıyor olabilirsiniz… Gür, İngiltere’de bir zoru başararak erkek giyimde “Ramsey” markasını yaratan başarılı bir işadamıdır. Aynı zamanda benim de yönetimde aktif görev aldığım Türk İngiliz Ticaret ve Sanayi Odası’nın Başkanı’dır…

Düğünü merak ediyordum… Hani ayrıntılar geneli açıkmaz derler ama bence AK Parti’yi yakından tanıtacak ipuçları da vereceğini düşünmüştüm…

TBMM Başkanı Bülent Arınç ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan erkek tarafının, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Devlet Bakanı Ali Babacan da kız tarafının nikah şahidi oldu. Düğünde; AK Parti’liler, Türkiye ve Londra’dan işadamları, genç çiftlerin yakınları, hemşehrileri… Yaklaşik bini aşkın çok farklı bir konuk topluluğu vardı…

Siyasiler, kalabalık gördüler mi hemen bir iki laf edip propaganda yaparlar. Düğünde, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AK Partililerin böyle bir çiglik yapmamaları hoşuma gitti. Takı zamanında da son derece hashas davranıldı. Öyle beni korkutan, anonslu ve açık rekabete benzeyen takı yerine, isteyen konuklar kapalı zarfları aile büyüklerine vermekle yetindiler… Hani basından hatırlarsınız, bu takı olayı iş dünyasının düğünlerinde çok kolay ‘show’a dönüşebiliyor…

Düğündeki başörtülü konuklar vardı tabii ama kara çarsafliya rastlamadım. Bu açıdan AK Parti’nin radikal kanada yüz vermediği ya da tasfiye etmek istediği düşünülebilir…

Düğünde, “AK Parti’nin sol kanatta pek de doğru tahlil edilmediği” kanısı uyandı.

Bir düğünün anotomisini yaparak sadece gözlemlerimi aktardım. İngiltere’de ilk işçilerin birliğini kuran ve geleceğin çalışanlarca kurulacağına inanan eski işçi temsilcisi ve sosyal demokrat bir işveren olarak gözlemledim…

***

Bu yazımızda da Türkiye’nin AB ilişkilerini ele almak istiyorum. Ömrünün yarısını yurtdışında geçirmiş bir Türk işadamı olarak AK Parti’nin dış politikada zayıf kaldığını söyleyebilirim. Başbakan, Tayyip Erdoğan devlet yönetimini hızla ögreniyor… 17 Aralık’ta Brüksel’de masadan kalkıp gelemedi ama 3 Ekim’de bu hatasını telafi etmesi gerekir. Umuyorum ki bir önceki yazımda sözünü ettiğim AB’nin Türkiyesiz yapamayacağını Sayın Erdoğan farkındadır ve Türkiye’nin elindeki kartları iyi oynar…

Üstelik AB ile masaya tekrar oturulduğunda AB Dönem Başkanlığı İngilizlere geçmiş olacak ki Türkiye arkasındaki bu rüzgarı iyi değerlendirmeli… Sayın başbakan ‘değerlendirme’ sözcüğümüzden ‘AB’den gerekirse çekilelim’i değil de, ‘Çıkarlarımızı iyi koruyalım’ı anlamalı…

Türkiye, AB ile masaya oturma gününe kadar uyum yasalarını pratik yaşamda da başarılı uygulayarak yeni bir tarih ertelemesine izin vermemeli. Kıbrıs konusunda ise topu Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimine atabilmeliyiz. Annan Planı oylamasında Rum Kesimi’ni nasıl köşeye sıkıştırdıysak, 3 Ekim’de de yine başarabiliriz. Dış Politika’da bir dünya klasiği olan İngiliz uzmanlarınca bu konuda stratejik işbirliği de yapılmalıdır…

Ayrıca, Türkiye’nin AB dışındaki ülkelerle ticaretini ve etkinliğini büyütmesi AB karşisındaki kozlarını da güçlendirecektir. Başbakan’ın kalabalık bir heyetle Rusya’ya çikarma yapması bu açıdan övgüye değer… Ben sağ kanadın bir zamanlar, benim de içinde bulunduğum sol söylemdekilere “Komünistler Moskova’ya derlerdi. Ben şimdi işadamlarına sesleniyorum, “İşadamları Moskova’ya!”

İyi haftalar…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.