Günlerin özellikleri

Günlerin özellikleri

0
PAYLAŞ

Eski insanlarımız haftanın her gününe bir değer biçerler, çok zaman işi gücü azçok ona göre düzenlerlerdi. Salı sallanır derlerdi örneğin, uzun süreli bir işe salı günü başlamazlardı. Biri salı sallanır derken bir başkası salının uğurlu gün olduğunu söylerdi. Ona göre de salı iyidir, salihler günüdür, özellikle çalışana kolaylık sağlar. Dünya bizim için yavaş dönüyorsa günler arasında böyle ayrımlar yapmamız kolay ve eğlencelidir. Dünya bizim için hızlı dönüyorsa pazartesiyi mi seçsem cumayı mı seçsem gibilerden bir kolaylığımız yoktur. Bizim toplumumuzda dünya yavaş döndüğünden ve insanların zamanda tutumlu olmak gibi bir kaygıları olmadığından pazartesinin yerine cumayı seçmek gibi işler inançtan çok tembellikle ilgilidir. Ha bugün ha yarın ha başka zaman… Salı günü başlamayalım Naim efendi, salı sallanır derler, otur hele otur, istersen yarın yaparız. (Naim efendi oturur.)

Salı benim için pazara gitme günüdür. Ayda enaz bir kere bazen de iki üç kere Salı pazarının yolunu tutarım. Sebze ve meyve işini bir günde çözmek rahat oluyor. Yemeği de öteden beri ben yaptığım için pazarda alışveriş bana daha uygun geliyor: ne alacağımı bilmek isterim. Yarım saatte gidip dönüyorum. Cep telefonuna asılıp hanım pırasa da alayım mı gibi gariplikler bize göre değildir. Evde danışılacak hanım da yok zaten. Pazar alışverişi tutumlu yaşamayı önemseyenler için daha elverişlidir. Ben alışveriş konusunda usta biri değilim, çünkü işini bilen açıkgöz biri değilim. Geçen gün arkamda üç liraya satılan koca bir demet sarımsağı görmedim de önümdeki adamdan üç baş sarımsağı beş liraya alıverdim. Hiç de umurumda olmadı. Paragöz olmamanın güzellikleri vardır. Eliaçık insanları severim. Cimrilerden nefret ederim. Ancak tutumlu olmayı da uygar insan olmanın bir koşulu sayarım.

Öğretmenlik yıllarımda bütün günler benim için birdi. Ders dışında günün ve gecenin her saatinde çalışmaya oturabilen birine bütün günler birdir. Emekli oldum, bir şey değişmedi. Evde çalışıyorum, şimdi günün her saati benim. Acılı günlerin dışında, hastalıkların ameliyatların tedavilerin ölümlerin dışında bütün günler güzel, bütün ağrısız sızısız günler güzel. Çocukluğumdan beri kendim için çok uzun olmayan sağlıklı bir ömür dilemişimdir. Acısız sancısız günlerde çalışarak yaşamanın, okuyup yazarak yaşamanın tadı bir başka… Yakınlarım doksandan önce gitmek yok diyorlar. Son zamanlarda bunu yüze çıkardılar. Ben de onlara bol keseden söz veriyorum. Hatta neden yüz on olmasın diyorlar. Çok oldunuz ama. O kadar yaşamakta gözüm var mı? Sağlıklı yaşayacaksam biraz daha yaşamak isterim. Hastane odalarında dört çeşit askıya bağlanmış olarak iki adım atmaya çalıştığım günler geri gelecekse ya da ne bileyim bir otuz beş kere daha o ışın saçan alete gireceksem Çingeneler’deki Gavur Etem’in deyişiyle “Hadi bana misade”.

Genç yaşlarımızda zamanı bozuk para gibi harcadık. Önümüzde günler vardı, saymakla bitmeyecek yıllar vardı. İnsan gençken çok şeyi yanlış anlıyor, bu arada her şey biter ömür bitmez gibi düşünüyor. Bol bol konuşma ve çok az iş. Bir de anlaşılmamış adam ayakları… Abi beni çakıyorsun değil mi gibilerden saçmalıklar… Salak herif, dibin görünüyor, bir şey olmadığın apaçık belli. Seni çakmak için alıcı gözle bakmaya bile gerek yok. Seni çakamayan yaşamasın. İnsan böyle böyle tohuma kaçıyor. Gençlikteki tazelik de kalmayınca efendi kardeşimiz ya da hanım kardeşimiz donuk bakışları ve derinleşen yüz çizgileriyle dedeme ya da haminneme benzeme yoluna girmiş oluyor. Hani arkadaş Flaubert’i utandıran romanlar yazacaktın. Şimdilik mezenin iyisinden şarabın biranın güzelinden anlıyorsun ama roman konusunda ne bilgin var ne çaban var. Yıllardır onarılmamış tahtadan evler gibi hafif hafif gıcırdasan da gene gönül çelmeyi ya da can yakmayı azçok becerebiliyorsun. Bir barda şöyle yandan çarklı otururken iyisin, az da olsa bir şeyler var gene sende. Yalnız saçına dikkat et, ikide bir yana düşünce kelin görünüveriyor.

Çalışmanın o eşsiz hazzına erebilmeli insan. Çalışmayla geçen zamanları biraz da insana adanmışlığın güzelliği olarak yaşamalıyız. Çoğumuz tembelliğin ağır sıkıntılarını yaşarız ama içimizden elimizi işe sürmek gelmez. İşlerini sevenler şiir okur gibi şarkı söyler gibi çalışırlar. Ben daha kaç yıl yaşarım? Doksan mı olur yüz mü yüz on mu yüz yirmi mi bilmem. Başladığım çalışmaları bitirebilmem için iki ya da üç yıla daha gereksinimim var. Bir yıl bile yeter bana. Şu sıra bir yerim ağrımıyor. Salı sallanadursun, önümüzdeki salı günü pazardan kocaman bir lahana alacağım. Siz de benim gibi sık sık lahana çorbası yapar mısınız? Bazen uyuşukluğum tutuyor. Koca ramazan geçti bir güllaç yapamadım, oysa güllaç yapmak çok kolay. Çalışmak daha tatlı geliyor.

 

BİR CEVAP BIRAK