Günlükler 🍁 (Ekim)

SAVAŞ YADIRGI / LONDRA

1 Ekim
En ölü toprak tohum doludur. Yaşam biraz suya bakar.

2 Ekim
Soğuktan kaçan, açık penceremden içeri, gece lambasını Melek-i Tawus zannedip sığınan perperîk (gece kelebeği) burada yaşayabileceğini mi sanıyorsun ?

3 Ekim
İlk savaş [başlatan- olası] ay ile bulutlar arasında olmuştur !..

4 Ekim
Hiçbir şey beklemez hayattan ağaç. Meyveler verir.
Ağaç gibi ol.

5 Ekim
Boş dersen boşalır, dolu görürsen dolar hayat. Hayat, gördüğün ve göremediğindir.

7 Ekim
Sevgili Sennur Sezen’i bugün kaybetmişiz. “Yürek kaç yılda unutur anımsamayı?”

8 Ekim
Yaşadığın kent Haiku‘lu yoksul bir şiirdir biraz da;

Sabahın dördü
Ne kadar masumsun sen
Acı Londıra

9 Ekim
Üç kaz ard arda, acele, alçaktan uçuyorlar. Muhtemelen sürüye yetişme çabasındalar. Arkadaşları çoktan gitmiş.

10 Ekim
Ez îro li meydana Ankara ye kevok im.

12 Ekim
İlk, dalların ucundaki yapraklar dökülmeye başlıyor, sonra diğerleri. Rüzgarlara ilk onlar göğüs geriyor, güneşi ilk onlar. Yaşamı ve ölümü ilk onlar kucaklıyor.

13 Ekim
Geceyi süsleyen uzak yıldızlar misali, yollara saçılmış yapraklar, kızıl, sarı, turuncu.

14 Ekim
Kuşlar küsmez, ne yaparsa yapsın gökyüzü. (ve çocuklar)

15 Ekim
Çam ağacından bahçeye inen dört canlı, sakince, -kesilmiş- ama uzamış otlardan yemlenen, çekişmeden, sessizce, tüyleri güneşin parıltılarından morumsu renge döndüğü, siyah beyaz saksağanlar.

16 Ekim
Mevsim soğudu, durmadan yağan yağmur, ağaçların yaprakları solup dökülmeye başlaması… Ne demeye çalışıyorsun Ekim?

18 Ekim
Karanlık uzamıştır, geç kalmıştır aydınlık, sabah gelecektir bilirsin.

19 Ekim
Bugün umudu aramaya çıktım. Muhtemelen bulamadım. Dönüşte farkettim ki… (Belki de arayıştı umut.)

21 Ekim
Yağmur, ince ince yağıyor, incitmeden sakince. Pencere aralı- kokusu – serinlik- bahçe odama doluyor. Rüzgar dinmiş.

22 Ekim
Özünü içinde tutan bir ağaç gibi en çok da acı kalıyor insanda…

23 Ekim
Hava sabah açıktı, öğlenden sonra bozdu, grileşti her şey. Rüzgar ağaca sarmış, meşgul. Pencere dışında hayat kendi halinde. Örümcek dışarda çatıdan sarkıttığı ağı ile havada asılı duruyor. İçerde-masa üstünde neredeyse dolmuş mavi not defteri. Üstünde uçan kuşlar ve iki bulut çizilmiş. Pencere önünde kitaplar hatırlanmayı bekliyorlar.

Oruç Aruoba- Çengelköy Defteri
(“Kelebekler havada sevişirler.”)

Gülsüm Cengiz Mayısta üzgün gönlüm
(“Yaşamın yedi rengi var ”)

Kafka Milena’ya mektuplar
(“Yanımda yürüyordun, bir düşünsene, yanımdaydın!”)

Cioran Çürümenin kitabı
(“Hakikaten yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil, insanlar arasında acı çekendir.”)

Şükrü Erbaş İnsanın acısını insan alır
(“İnsana verilen en büyük ceza, sınırlı bir hayatla sonsuzluğu kavrama yetisi olsa gerek.”

24 Ekim
Serçeler yağdı bugün, sağdan soldan, güneyden kuzeyden. Sonra da sert rüzgârlarla birlikte rengarenk yapraklar uçuştu, ardından yağmurlar…

25 Ekim
Dünya diren-medir.( Olağanı kaosa çevirmektir ya da olağan kaosa bir düzen vermektir. Bu da felsefedir biraz.) Bahçede dinlenirken.

26 Ekim
Gülüyorsan, veya sen gülümseyince gülüyorsa insan, ya da güzelleştirince gül-ü-veri-yorsa dünya…

27 Ekim
Bir tek sözcük dahi konuşmadan, sakin, sessizce onca şey anlatan, (şad eden, susturan, kanatan, uslandıran, demleten) doğaya hayranım.

29 Ekim
Bu günlüğü bir kişi dahi okuyor ve yaşantısında dahil ediyorsa onca emek zayi olmamıştır.

30 Ekim
Çözümler bir soruyla başlar örneğin;
Depremlerde neden hep yoksullar ölür? Saraylar da yıkılır mı mesala? Veya sarayları ne yıkar? Ya da neden yıkılır?

Ya da neden yıkılır?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.