Gurbetçi Festivali…

Türkiye’de otobüs yolculuğunu severim. Başımı pencereye dayadığım an usuma ve dilime “Mamak Türküsü” düşer: “Samsun asfaltında otomobiller / Ne güzeldir yollarda olmak şimdi…”

Eskiden çok zordu otobüs yolculukları. Sigara tüttürürdü yolcular. Dumanaltındaki ağır kolonya kokusuna bir de çorap kokusu harmanlanırdı. Uzun yolculuklarda yarı baygın inilirdi otobüslerden o varış noktasında.

İlk gençlik yıllarımda olduğu gibi Emirdağ’ı geçip Bolvadin’e ulaştığımızda sıra ile Çay ve sonrasında Akşehir görünecek. Emirdağ da beton bir şehir artık. Binalar birbirinden çirkin. Bir parkın önünden geçerken “Gurbetçi Festivali” pankartı gözüme çarpıyor. Hadiii… Çilek, kiraz, hıyar festivallerinden sonra ilk kez gurbetçi adına yapılan festivali duyuyorum. “Festivalde döviz, yatırım tanıtımı, hediyelik eşya tezgahları mı oluyor” acaba diye de düşündüm hani.

Google araştırmasından anladığımca Belçika’da yaşayan işçi bir ailenin oğlu olan Kubat’ın da aralarında olduğu pek çok sanatçının 12-16 Ağustos arasındaki festivalde konser verdiğini öğreniyorum. Emirdağ Belediyesi’nin desteğiyle yapılan bu 13’üncü festivaldeki amaç açıklanmasa da sanırım “gurbetçi”lerle kaynaşmak… Google’ın yalancısıyım Uşak Sivaslı Belediyesi de bu yıl 3-5 Ağustos arasında ikinci kez “Gurbetçi Festivali” düzenlemiş…

Bizim toplumun Belçika’ya göçünde hüzünlü bir öykü var… Belçika’da 1956’daki maden kazasında 262 işçi hayatını kaybedince, İtalya işçilerini geri çağırmış. Belçika ise Faslı Arap, Emirdağlı Türkler ve eski bir sömürgesi Kongolu işçilerle boşluğu doldurmuş.

Toplum üyelerinin siyasete ilgisi oldukça yoğun. Brüksel’in en yoksul belediyesi Saint Josse’nin Belediye Başkanı (aynı zamanda Frankofon Sosyalist Partisi PS Federal Milletvekili) olan Emir Kır ve Flaman Yeşiller Partisi’nde oyların yüzde 60’ını alarak başkan seçilen Meyrem Almacı ile Flaman Sosyalist Partisi SP.A Federal Milletvekili Fatma Pehlivan siyasette başarılı isimler arasında. Hadise ve Kubat da toplumun içinden çıkan sanatçılardan.

Peki “gurbetçi” kimdir? Bakın google’daki yanıtların ikisi şöyle;

– “Gurbete çıkan ve oralarda çalışan, geçimini aile ocağından uzakta, gurbette kazanan kimse.”

– “Gurbetçiler, iki kültür arasına sıkışmış ne oldukları belirsiz, zamanında bir şansla herhangi bir yabancı ülkeye gidip de milletimizi yalan yanlış tanıtan insanlar.”

Yutdışında çalışmak için giden işçileri, gittikleri yerde kalıcı yaşam kurdukları andan itibaren “gurbetçi” diye tanımlamak hem teknik hem de sosyolojik açıdan yanlış… Türkiye’de bu yanlış tanımı yerel yönetimlerin sürdürmesi de cehaletten… “Avrupalı” ya da “Belçikalı Türkler” tanımı daha uygun değil mi? Ayrıca “gurbetçi” kelimesi arabesk de kokuyor. Hani içinde acınası ve aile dramı olan cinsten.

ANTİ-ABD Mİ, ANTİ-EMPERYALİZM Mİ?

Türkiye’de toplum ikiye bülündüğü için AKP’liler, özeleştiri yerine ABD’yi ekonomik savaş ile suçluyorlar. Hatta RTE “Ekonomimize yönelik saldırının ezan ve bayrağımıza yapılan saldırıdan farkı yok” diyerek kutuplaştırma politikasını sürdürdü. Yani kısaca sorun bizde değil, ezan ve bayrağa karşı olanlarda. Dikkat edin lütfen ABD karşıtı açıklamaların hiçbiri anti-emperyalist ögeler taşımıyor. ABD karşıtlığının özü sözü; biz sizin dostunuzduk be yaw! Ne istediniz de vermedik ki? Bu bize yapılır mı gurban?

1969’da ABD’nin 6’ıncı Filosu Türkiye’ye geldiğinde devrimciler protesto edip Amerikalı askerleri denize atarken Anadolu’nun her yanından taşınan dinci-ülkücü komandolar, Dolmabahçe’de demirli 6’ncı Filo’ya ait bir gemiyi “kıble” yapıp namaz kılmışlardı.

1944 Kasım’ında da Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Münir Ertegün’ün cenazesini Türkiye’ye getirme bahanesiyle yola çıkan Misuri zırhlısı da İstanbul’a demir attığında Kızkulesi önünde “Welcome” pankartıyla selamlanmış ve Dolmabahçe Sarayı’nın hemen yanı başındaki Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’nin minareleri arasına “Welcome” mahyası asılmıştı.

Bu kriz fırsatçıları doğurdu. Doğrusu “krizi fırsatçılar doğurdu” demeli. Kriz eninde sonunda çözülecek fakat bu süreçte Türkiye’de döviz toplayıp satanlar, işçinin ücretini ve çiftçinin ürününü döviz bazında yarıya düşürenler, Demirören’e kur muafiyeti sağlayanlar zavallı halkı bir kez daha silkelemiş olacak.

Önceki haberKum, kum gibi değil artık Altın değerinde…
Sonraki haberABD’den S-400 açıklaması
Faruk Eskioğlu
1958’de Akşehir’de doğdu. Parkalı dönemin tanıklığını yaptı. 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’de Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde ‘master’ yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. 1985’de yerleştiği Londra’da da medya okudu ve film yapımcılığı kursları aldı. Nokta İngiltere Temsilciliği yaptı ve Hürriyet Londra bürosunda görev aldı. 1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak çalıştı. 2001 ekonomi krizinde Londra’ya döndü ve gazeteciliğini sürdürdü. 2005 Ocak’ında dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. 2007'de "Aşkolsun Adı aşk olsun!" başlıklı belgesel romanı Türkiye'de yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here