Gururun getirdiği, gururun götürdüğü

PAYLAŞ

Bana, biliyorum, şöyle diyeceksiniz: “Roma’nın kuruluş dönemlerinde olanı biteni anlatırken savaş karşıtı bir söylev tutturup bizi öykünün sonundan yoksun bıraktın.” Öykünün sonu çok ilginç değil dostlarım. Plutarkhos o dönemde neler yaşandığını kısaca özetliyor. Kadınlar kocalarını ve çocuklarını babalarıyla ve kardeşleriyle tanıştırıyorlar, bu arada savaş koşullarında zor durumda kalmış olan babalarına ve kardeşlerine yiyecek içecek götürüyorlar. Yaralıları evlerine getiriyorlar, onların yaralarını sarıyorlar. Onlara tutsak yaşamı sürdürmediklerini, analar olarak evlerinin efendisi olduklarını gösteriyorlar. Kocalarının saygılı olduğunu, her kocanın karısını el üstünde tuttuğunu anlatıyorlar. Bu arada bir anlaşma yapılıyor: kocalarıyla kalmak isteyenler yün örmenin dışında herhangi bir yükümlülük almayacaklar. Böylece Romalılar ve Sabinler birlikte yaşamayı sürdürüyorlar. Ondan sonra yeni bir toplumsal düzenleme yapılıyor, böylece Roma’nın sağlam temelleri atılmış oluyor.

İnsanlar küçük büyük başarılarından sonra insanlıklarından çıkmasalar ne güzel olur. Çoğumuzun iyi bir şeyler yaptıktan sonra kendimizi üstün insan olarak görme eğilimimiz var. Genelde insan büyüdükçe sıradanlaşacağı yerde büyüdükçe garip havalara giriyor. Biraz bir şeyler yapmış insanların çok az bir bölümü kendi olarak kalır, öbürleri ufak ufak tanrılaşmaya başlarlar ne yazık ki. Romulus da bu büyüklük hastalığından kurtaramıyor ruhunu. Plutarkhos bize o konuda şunları söylüyor: “Romulus yazgının özel desteklerle çok büyük bir güç kazanmaya yönelttiği hemen tüm insanları bekleyen o bildik tehlikeyi göremedi. Başarılarıyla şişinerek, kendine gurur dolu bir güvenle yönelerek o zamana kadar koruduğu inceliğini yitirdi ve bir zorbanın tiksinti veren davranışlarını edindi.” Romulus yurttaşlarını her şeyden önce giyimiyle tedirgin etmiş. Erguvan kırmızısı gömleklerle dolaşıyormuş. Bir gün birdenbire yokolup gitmiş. Nasıl olduğu pek iyi bilinmiyor. Bir görüşe göre senatörler tapınakta üstüne çullanmışlar, Romulus’u parça parça etmişler, her biri bir parçasını giysisinin altına saklayarak götürmüş, böylece kral ortadan silinmiş. Bir başka görüşe göre onun yitip gitmesi tapınakta olmamış, bu işten senatörler de sorumlu değillermiş.

Pekiyi ne olmuş? Romulus bir gün kentin dışında bir bataklığın yanında bir kurul toplamış. O sıra çok garip bir olay gerçekleşmiş: nasıl bir şey olduğu kolay kolay anlatılamayacak bir fırtına kopmuş. Plutarkhos olan biteni şöyle anlatıyor: “Güneşin ışığı tümüyle örtüldü. Korkunç bir karanlık havayı sardı. Her yanda büyük büyük şimşekler çakıyordu. Azgın rüzgarlar şiddetle esiyordu. Korkan insanlar sağa sola kaçıştılar. Buna karşılık senatörler birbirlerine yaklaştılar. Fırtına geçip de gün ışıkları ortalığı sarınca halk toplantı yerine döndü. Halkın ilk işi kralı arayıp sormak oldu. Kral ortalarda yoktu. Ama senatörler arama tarama işini durdurdular ve halktan tanrıların yanına gitmiş olan Romulus’u kutsamasını istediler. Kral bundan böyle onların tatlı ve iyi yürekli kralları değil tanrısal bir varlık olacaktı.”

İşte dostlarım Roma’yı kuran koca Romulus’un sonu böyle olmuş. İster senatörlerce parça parça edilmiş olsun ister tanrıların yanına gitmiş olsun, öylesine pırıltılı bir yaşam böyle garip bir biçimde sonlanmamalıydı diye düşündüm. Bizim insanımız yerden göğe haklıdır: bir şeyi önüyle değil sonuyla ölçüp değerlendirmek doğru olur. Ne olursa olsun şu gurur denen illetten kurtulamıyor insanoğlu. Bizim insanımız da nicedir kötü bir biçimde “gururluyum” demeye ağzını alıştırdı. Çocuklarıma da öğrencilerime de her zaman gurudan kaçınmalarını, gururun pençesine düşen insanın kendini düşüşe bırakmaktan başka çaresi olmadığını anlatmışımdır. Kendi içinizde de kendi dışınızda da ne ölçüde yüceliyorsanız o ölçüde alçakgönüllü olun demişimdir onlara.“Yıkımın öncesinde gurur, düşüşün öncesinde yükseklik vardır” demişler.

İnsanların çoğu büyüklüklerinin, olan ya da olmayan büyüklüklerinin büyüsüne kapılarak kendilerinden çıkıyorlar, zamanla tanınmaz oluyorlar. Her zaman kendi olabilmek, kendiyle kalabilmek önemlidir ve güzeldir. Ben ne oldum böyle dediğiniz anda hiçbir şey olmamışsınızdır ya da daha doğrusu size yazık olmuştur. Böylece dostlarım bizler gurur denen şeye kapılıyoruz ve kendi çabamızla yarattığımız güzellikleri kendi elimizle çöpe atıyoruz. En güzel şey başkalarının yüceliklerinde insanın güzelliklerini görebilmektir. Kendimizle değil insanla övünmeliyiz. Gerçekte hiçbir gerçek büyüklük kendini büyüklük olarak algılamaz. Romulus bir buğu gibi ortadan silinmeseydi belki de uyarılara aldırmayacak, onun bunun gözünde küçüldükçe küçülecekti.

CEVAP VER