Haftanın DVD’si: Kıyamet Gecesi

Bazı filmler –alışılagelmiş kalıplara uymadıkları için- seyirciye ve sinema eleştirmenlerine birkaç beden büyük geliyor.

Sırf bu yüzden, eserde ciddi bir sorun olmadığı halde, o filmi yapanlar ağır bedel ödüyor; film hak ettiğinden çok daha düşük gişe yapıyor, daha az yıldız alıyor.

Seyirci ve sinema otoritelerinin ezici çoğunluğu, film dilini okumaktaki yetersizliğinin faturasını bu kez Brad Anderson’a kesti. Tipik bir bilimkurgu-korku filmi olarak algılanan “Kıyamet Gecesi”, o şablona uymayan yönleri ve yanıtsız bıraktığı sorular yüzünden başarısızlık abidesi olarak tarihe geçti.

Oysa çok başarılı ve inanılmaz önemli bir film…

İnsanlığın geleceğine dair bir kehanette bulunmakla kalmıyor, olası bir felaketle karşılaşılırsa hayatta kalmak için ne yapılması gerektiğini de izah ediyor. Ana karakterlerden kimin neden karanlığa direnemediğini, kimin nasıl hayatta kalmayı başardığını gösteriyor, ayrıca çok güçlü sahnelerle seyirciye benzer bir deneyim yaşatıyor. Bunlar zaten filmin aynı zamanda çok da manalı ve yararlı bir eser olduğunu kabul etmek için yeterli.

Üstelik dahası var: Seyircinin filmden daha da fazla yararlanması için eseri çözümlemesine yardımcı olacak tüm veriler doğru şekilde yerleştirilmiş, analiz çabasında yanlış yollara sapması engellenmeye çalışılmış. Açılış sekansında Paul’un okuduğu kitaptaki başlıklar ve büfeci kızla yaptığı sohbette geçen cümleler, eserin “bildik konular ve klişeler”le kotarılmış tipik Holivud filmlerinden biri olmadığını belirtiyor ve seyirciyi uyarıyor: Hayatta/evrende kara madde ve Roanoke olayı gibi henüz açıklanamamış pek çok şey var, bunu zaten kabullenerek yaşıyoruz. Bu filmde izleyeceğin her şeyi açıklamaya çalışma, eser bununla ilgili değil.

Ana karakterlerin barda buluştukları sekansta geçen diyaloglar, filme temel oluşturan fenomenin bilimsel veya dini açıklaması olmadığını vurguluyor. O karanlık nasıl oluştu, içindeki “şey”ler nedir, insanları neden çekip alıyorlar vb sorular, filmin asıl meselesi değil.
Çünkü o karanlık (ve tabii ki ışık kelimesi de) bir metafor, mecazi anlamıyla ele almak gerekiyor.

2012 yaklaşıyor, çeşitli kehanetler, 20-30 yıldır dünyada olagelen “tuhaflıkları” açıklama çabası giderek artıyor. Kimilerinin iddia ettiği gibi bir tür kıyamet yaşanırsa, asıl çabanız başınıza gelenlerin açıklamasını bulmak olmayacak, kendinizi ve sevdiklerinizi korumaya, hayatta tutmaya çalışacaksınız.

Bu filmi mutlaka izlemelisiniz, o zor dönemde, işinize çok yarayacak.

Hayli aşağılanmasına aldırmayın, bu film, çok düzgün bir iş olmasının yanı sıra, insanları o felakete hazırlayan çok az sayıda eserden biri, üstelik en geniş bilgi içereni.

Kendi kodlarını kullanarak analiz edildiğinde filmden şu cümleler çıkıyor: (Yeni Dünya Düzeni’yle ilintili) İlk felaket dalgasını sadece “kendi ışığını taşıyanlar” atlatabilecek.

Onların da sonraki günlerde ışığı canlı tutmayı başarmaları gerekecek.

Dikkatli olmak lazım: Rosemary’ye yaptığı gibi karanlık, çeşitli tuzaklar kuracak.

Luke’unki gibi iyi niyetle de olsa, kişisel zaaflar yüzünden yapılan hatalar ölümcül olabilecek.

Bilinen fizik kuralları işlemez hale gelecek, “doğanın yeni yasalarına” uyum sağlamak zorunluluğu doğacak.

“Kendi elindekinden başka ışığa güvenmemek” gerekecek çünkü bilgi ve mana açısından ortalık fena karışacak.

Öte yandan: Paul’ün başına geldiği gibi, karanlık kişiyi ele geçirse bile sonradan kurtulmak mümkün olabilecek.

Ve en önemlisi: İnsanlık tümden bitmeyecek.

Vanishing on 7th Street / Kıyamet Gecesi

Yönetmen: Brad Anderson
Senaryo: Anthony Jaswinski
Yapımcılar: Tove Christensen, Norton Herrick, Celine Rattray
Oyuncular: Hayden Christensen (Luke), John Leguizamo (Paul), Thandie Newton (Rosemary), Jacob Latimore (James), Taylor Groothuis (Briana)
2010 ABD yapımı, 92 dakika

DVD firması: Tiglon / Bir Film

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.