Haftanın Filmi: Daha İyi Bir Hayat

IMDB: 6,7
Rotten Tomatoes: % 62
Manalı Filmler: 8,5

Bu Fransız filmi, dünyanın dört bir tarafından, tamamı yeni üç ayrı eseri anımsamamı sağladı: Belçikalı Dardenne Kardeşler’den “L’Enfant / Çocuk” (2005), Meksikalı beğenilen yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu’nun son çalışması “Biutiful” (2010) ve ABD Bağımsız Sineması’ndan “Where God Left His Shoes” (Salvatore Stabile, 2007). Bu son filmde, John Leguizamo’nun takdire şayan bir performansla canlandırdığı filmin ana karakteri, 3 gün içinde bir iş bulamazsa devletin verdiği konuta yerleşemeyecek, ailesini Noel’de sığınakta bırakmış olacaktır.

Bu dört film de çoğu insana küçük gelebilecek hedefler peşinde koşan ama sonuçta “daha iyi bir hayat”a ulaşmaya çalışan kişilerin hikayelerini anlatıyor. Başka ortak özellikleri de var: Bu filmlerde hayat zor, bırakın daha iyisini, olanı korumak bile kolay değil. Ayrıca bu filmler birer “ürün” olarak tasarlanmamış, seyirciye (tüketiciye) hoşça vakit geçirmeyi değil, aksine onu sarsmayı, rahatsız etmeyi hedefliyorlar. Cicili bicili Holivud ürünleri gibi Amerikan rüyasının propogandasını yapmıyor, tersine kapitalist sistemin ve “her koyun kendi bacağından asılır” ilkesini prensip edinmiş insanların hayatı nasıl bir cehenneme çevirdiğini sergiliyorlar.

Bu filmlerde hayat bir bataklık…

Aşçı Yann’ın içine düştüğü bataklığın nedeni kendi restoranını açmak için aldığı kredi. Onun peşinatını ödeyebilmek için aldığı başka krediler de var, sonuçta faizler yüzünden borç batağında yüzer hale geliyor. Ve kapitalizmin, bireylerin düşlerini desteklemediğini çünkü aslında insanı umursamadığını öğreniyor. Sistem açısından insanın zerre değeri yok, değerli olan şey başarı… Nasıl elde ettiğin de önemli değil, iş ki “köşeyi dön”, dön ki saygı göresin, aksi halde bir “hiç”sin…

“Birisi” olmak isteyen Yann’ın çektiği sıkıntıyı, bataklıktan çıkma çabasını, hem de sevgilisi Nadia’nın oğluyla paylaştığı –inişli çıkışlı- sevgi ilişkisini Guillaume Canet etkili biçimde perdeye yansıtıyor. “Jeux D’Enfants / Cesaretin Var mı Aşka?”dan anımsayabileceğiniz Canet’nin Fransız sinemasının son yıllarda çıkardığı en başarılı oyunculardan biri olduğu bir kez daha kanıtlanıyor.

“Daha İyi Bir Hayat” yoksulluğu ve sistemi eleştirirken, aynen andığım diğer 3 film gibi gerçekçi bir dünya kuruyor: Düşük ritm, ana akım sinemanın en temel gereklerini umursamayan (örneğin öykü akışını bölen, zıplayarak ilerleyen) bir senaryo, doğal çevre düzenlemesi ve yapmacıklıktan uzak bir oyunculuk anlayışı. Tüm bunlar yetenekli bir yönetmenle buluşunca ortaya insanın içini acıtan bir film çıkmış, örneğin “Ladri di biciclette / Bisiklet Hırsızları” (Vittorio De Sica, 1948) veya “Umut” (Yılmaz Güney,1970) gibi…

Filmin andığım o son iki klasik kadar etkili olmamasının en önemli nedeni ise çalınan bisikletin veya meçhul definenin peşinde koşmak gibi temel bir buluşun eksikliği… Fakat onun dışında bir sorunu yok, seyircisini yavaş yavaş içine çekiyor, ama yarattığı dünyada hapsetmeyi, nefessiz bırakmayı, adeta boğmayı başarıyor…

A Better Life / Une vie meilleure / Daha İyi Bir Hayat

Yönetmen: Cédric Kahn
Senaryo: Catherine Paillé, Cédric Kahn
Yapımcılar: Gilles Sandoz, Kristina Larsen
Oyuncular: Guillaume Canet (Yann), Leïla Bekhti (Nadia), Slimane Khettabi (Slimane)
2011 Fransa yapımı, 110 dakika
Gösterim tarihi: 29 Haziran 2012

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × one =