Hakem oyuncular arasında olursa!

Türkiye iki açı1dan tarihinin en karanlık döneminden geçmektedir. Hakem bizzat oyuncuların içinde yer almış olarak, oyunun seyrine göre istediği anda istediği kararı verebilmekte, kararı uygulatabilmekte ve netice alabilmektedir. Bunun adına da ileri hukuk denmektedir. Hal böyle olunca doğal olarak bu hakemden korkulur, çünkü hukuk objektif kurallar manzumesi olmaktan çıkmış, onun emrine göre anında ve istendiği şekilde değiştirilerek, uygulamaya koyulabilmekte ve, maalesef, sonuç alınmaktadır. Daha vahimi, hatta korkuncu, bu duruma üniversitelerimizden, ünlü hukuk fakültelerimizden ses verilmemektedir. “Lüzum-u hacette sükût beyandır” hükmüne göre, demek ki, ilim çevrelerimiz bu uygulamayı desteklemekte ve onaylamaktadır. O zaman yapacak fazla bir şey yok!

Bu durumda, sohbet alanımızı değiştirelim ve yine risksiz alan olan kriz etrafında bazı şeyleri paylaşalım. İlkin yangının kısmen kontrol altına alınmasına destek sağlayan önlem olarak ABD’de merkez bankasının (FED) milyarlarca doları krizin eşiğindeki finansal kuruluşlara vermesini tartışalım. Bu aşamada kapitalizmin ideolojik kokusunu çok net olarak algılıyoruz. ABD’de finansal kuruluşlara verilmiş olan fonlar söz konusu kurumlara borçlu konumda olan birey ya da ailelere verilmiş olsa idi, hem bireysel borçlar silinmiş hem de alacaklı finansal kuruluşların hiç değilse bir kısmı kurtarılmış olabilirdi. Bu yol tercih edilemezdi, çünkü bu yol borçlulara emek gücünün piyasadan sağladığı değişim değerinin ancak meşru gelir olabileceği ve bunun dışında bir getiri algılamasının oluşturulmaması gerektiği gibi, gelir dağılımının varolandan daha düzgün olması koşulunda krizin bu denli şiddetli olmayacağı görüşünün de ortaya çıkmaması gerekir. Bu nedenle uygulanan politika sistem ideolojisine uygundur, aksi ise sistem ideolojisi ile çatışır. Nasıl olsa büyük firmalar kurtarılmış olduğuna göre, kısa dönemde fazla telaşlanmaya da yer yoktu.

Politikaların Avrupa ayağına ve daha genel politikalar bütününe bakarsak, Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz ve daha birçok ülkede genel takip edilecek yolun çok sıkı tasarruf politikalarının devreye sokularak, bütçe ve cari açık sorunlarının yaratılmaması ve varolan açıkların belirli bir dönem içinde kapatılmaya çalışılması görüşü hakimdir. Şimdi, eğer kriz piyasa sorunu nedeniyle ortaya çıkmış ise, önetilen önemler krize çare değil, tam tersi, krizi derinleştirici niteliktedir. Nitekim bu görüşler de çoğu yerde dillendirilmektedir. O zaman niçin böylesi ters önlemler önerildiği sorgulanmalıdır. Oysa bu önlemler alacaklı kurum ve kuruluşlara rant aktarımı sağladığı gibi, sıkışan piyasa ortamında marjinal sermaye dokusu da elimine edilerek güçlü dokuların hakimiyet düzeyi daha da yükselmiş olur.

Krizlerle bazı ekonomilerde ortaya çıkan piyasalara kamu müdahalesi kapitalist ideologları aşırı şekilde ürkütmüş olacak ki, 21 Ocak 2012 tarihli The Economist dergisi “Devlet Kapitalizminin Yükselişi” kapak başlığı ile yayınlandı. Öyle anlaşılıyor ki, The Economist dergisinin öncülüğünde kapitalist ideologlar tarafından kamu işletmeciliği yerilmeye ve özel işletmecilik karşısında orta dönemde hezimete uğrayacağının kaçınılmaz olduğu yazılıp çizilmeye başlanacak. Trotsky’nin Sovyet Devrimi yıllarında tek ülke komünizminin başarılı olamayacağı tezini ileri sürdüğü hatırlatılarak, günümüzde de kamu iktisadi teşebbüslerinin özel işletmelerin dinamizmi ve rekabeti karşısında fazla şansları olamayacağı ima edilmektedir. Bu arada, büyük şirketlerin kriz esnasında devlet desteği almaları göz ardı edilerek kamu işletmelerinin sırtlarını devlete dayayacağı ve rant kollamacılık yapacağı, hatta, Enron ya da bilanço hileleri yaparak milyarları heba eden özel işletmelerin sahteciliği unutularak kamu işletmelerinin siyasi ve ekonomik çürümüşlüklere meydan vereceği özel vurgularla anlatılmaktadır. Yazılanlara bakılırsa, kapitalist ideologlar kamusal mülkiyetteki işletmelerin yeni teknoloji uygulamalarında ve buluş ve icatlar alanında kesinlikle özel kuruluşlardan geri kalacakları ileri sürülmektedir. Yazının ruhu, orta veya uzun vadede kamu işletmeciliğinin özel işletmecilik karşısında hezimete uğrayacağı şeklindedir.

Yirmibirinci yüzyı1ın ilk derin krizinin içinde geçerken, geçmiş krizlerden almadığımız gibi bu krizden de ders almadan zamanı tüketmekteyiz. Kriz güçsüzleri ezerken, güçsüzler de krizi doğal afet gibi algılayarak, sistemin değirmenine su taşımaktadır. Kriz ertesinde alınan her önlem güçsüzlerin çaresizliğine çare olmadığı gibi, güçsüzleri bir kez daha çökertmeye yönelik yeni krizlerin tohumlarını taşımaktadır…

______________________

* Bu yazı, KIZILCIK dergisinin gelecek sayısında yayınlanacak olan metnin son kısmından alınmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.