Halepçe Katliamı üstünden 19 yıl geçti

PAYLAŞ

Kadın çocuk demeden, beş binden fazla insanın bir günde öldürüldüğü Halepçe’de 16-17 Mart 1988 günlerinde yaşananlar bir insanlık dramıydı. Bir şehir kimyasal silahlarla bir gün içinde tamamen yok edildi. Kurtulan çok az sayıdaki insanda, kullanılan hardal ve siyanür gazların etkisinden kaynaklı izleri, yaşadıkça taşıyacaklar.

Kullanımı tüm dünyada yasak olan kimyasal silahlar Halepçe’de kullanıldı.

MAĞDURLARIN SAYISI 9 BİN CİVARINDA

Resmi rakamlara göre, Halepçe katliamında beş bin insanın yaşamını yitirdi. Bu rakamı yerel kaynaklar hiçbir zaman doğrulamadı. Kimyasal silahların kullanıldığı ilk anda beş bin insanın yaşamını yitirmiş olabileceğini, katliamdan kaçarken devam eden bombalı saldırılar sonucu yaşamını yitiren binlerce insanın bu rakamın içinde olamayacağını ifade ediliyor.

Katliamda sekiz kardeşini yitiren Saman Ahmet Ali bu konuda  şunları anlattı:

 “Resmi rakamlara göre 5 bin insanın öldüğü söyleniyor. Aslında rakam bundan daha fazladır. Katliamdan sonra insanlar kaçarken binlercesi yolda açlıktan, soğuktan ve yükselen nehir sularını geçmeye çalışırken yaşamını yitirdi. Tüm bu felaketler yetmiyormuş gibi, hem İran hem de Irak ordusunun bombalamaları devam ediyordu. Bu saldırılarda da birçok insan öldü. Hepsi bir araya geldiğinde ölen insanların toplam sayısı 8 ila 9 bin civarındadır.”

“KÜRT ÖRGÜTLERİ OYUNA GELDİ”

Katliamın yaşandığı dönemlerde Doğudaki Kürtleri İslam rejimine, Güney’dekiler  ise Saddam rejimine muhaliftiler. İran-Irak savaşı içersinde İran’ın Irak Kürtlerini, Irak’ında İran Kürtlerini kullandığına dikkat çeken Hüseyin, savaş içerisinde Kürtlerin bir denge unsuru olarak kullandığını ifade etti. Bu devletlerin Kürtlerin yaklaşımlarını istismar ettiklerine dikkat çeken Hüseyin şöyle konuştu Kürt örgütlerinin bu oyuna dâhil olmaları, katliamın yaşanmasına zemin sunduğunu söylüyor.

“Irak Kirmanşah’a kadar ilerleyince, İran Irak cephesinin en zayıf halkası olan Halepçe’ye saldırdı. Çünkü Halepçe arazisi ova olduğu için İran’ın burada hareket etmesi rahattı. Halepçe’yi bu yüzden tercih etmişlerdi. Birde alan Irak askerinden ziyade KDP, YNK ve benzeri örgütlerin denetimindeydi. Peşmergelerin desteğiyle İran askerleri şehre girdi. Irak ordusu Halepçe’yi geri almak için birçok saldırı girişiminde bulunduysa da, ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı.”

Saddam diktatörlüğünün denetimine bir daha girmemek için Irak ordusunun saldırıları karşısında direnme kararlılığında olan halkın silahlandığını söyleyen Saman Ahmet Ali ise, katliamdan kısa bir süre önce Irak devletinin Halepçe halkı arasında sevilip sayılan Melle Ali isminde bir imama gönderdiği mesajda, İran askerlerini oradan çıkarmalarını istediğini ifade etti.

Ali devamla o döneme ilişkin şu bilgileri veriyor; “Mele Ali bunu yapamayacağını anlamış olsa gerek, İran ordusunun askeri araçlarıyla birçok insanı şehir dışına çıkardı. Bir de Melle Ali diyanet kökenli biri olduğu için, bölgede Irak’tan ziyade İran’ın hâkimiyetinden yanaydı. Sanırsam bu yüzden de Irak’ın gönderdiği mesaj karşısında biraz da kayıtsız kaldı.”

“BÜYÜK DEVLETLER SİLAHLARINI BÖLGEDE DENİYORLARDI”

Bütün devletlerin kendi çıkarları yüzünden her türlü insanlık dışı uygulamaya sessiz kaldığını vurgulayan Xoşyar Hüseyin, bu güçlerin Halepçe katliamıyla ilişkisini şöyle kurdu; “İran-Irak savaşı sadece her iki devlet arasında değildi. Bu iki önemli cephenin savaşıydı. Bu yüzden de dünyada yasak olan bütün silahlar burada bulunabiliyor ve kullanılabiliyordu. Üstelik bu güçler bütün yeni silahlarını burada test ediyorlardı. Bundan dolayı, Halepçe katliamına ve buna benzer birçok olaya sessiz kaldılar.”

Yaşanan insanlık dramı karşısında dünyadaki insan hakları savunucularının sessizliğini hayretle izlediğini belirten Hüseyin, uluslararası güçlerin tutumuna ilişkin ise şunları söyledi: “ABD ve SSCB’nin, savaşın sürdürülmesinde çıkarları vardı. Bu yüzden de orada uygulanan hiçbir yönteme ses çıkarmıyorlardı. Sovyetler bile o dönemlerde konuya ilişkin hiçbir açıklamada bulunmadı. Halepçe aslında, büyük devletlerin çıkarlarına kurban edilen bir yerdi.”

Halepçe’de bir katliamın yaşandığı gerçeği, Saddam’ın Kuveyt’i işgalinden sonra kamuoyunun gündemine girmeye başladı. Bu gecikmeli tutumu Ali şöyle yorumluyor; “Körfez savaşına hiçbir devlet Saddam’ın soykırıma varan uygulamalarına ses çıkarmadı. Kuveyt savaşıyla menfaatleri tehlikeye girmeye başlayınca kıyameti koparmaya başladılar. Üç yıl önce neden kimse ses çıkarmıyordu?”

SOYKIRIM HALEPÇE’DEN SONRA DA SÜRDÜ

Saddam diktatörlüğü ise uluslararası güçlerin Halepçe olayı karşısındaki sessizliğinden aldığı güçle, soykırıma varan uygulamaların çapını genişletti. Peşmergelerin desteğiyle İran ordusu Halepçe’ye girince, Kürt bölgesinde denetimi yitirdiğini anlayan Baas rejimi, buralarda denetimi tekrar sağlamak için kapsamlı bir hazırlığa girişti. Halepçe olayından bir süre sonra, askeri güçlerinin bir kısmıyla Kürdistan bölgesi üzerine yürüdü. İran-Irak savaşı bitince, cephedeki bütün güçlerini Kürtlerin üzerine kaydıran Saddam Enfal’e devam etti.

Enfal’de kullanılan temel sloganın ‘kelle bizim, mal sizin’ olduğunu belirten Hüseyin, oradaki uygulamaları soykırım olarak tanımlarken “Enfal esnasında, kadınlarda dâhil olmak üzere, Kürtlere ait ne ele geçirmişlerse her şey ele geçirenindi. Bu sloganla Irak askerleri köylere vahşice saldırıyorlardı. Kaybedilen insanların büyük bir kesimi öldürüldü, ama bir kısmının akıbeti hala belli değil” diye konuştu.

“KÜRTLER KAYBETTİ”

Sadece 16 Mart’ın değil, 1988 yılının Kürtler açısında kara bir yıl olduğu belirten Saman Ahmet Ali, “İki devlet savaştı. Kazanımıyla da kaybıyla da sonuçlarını onlar yaşadı. Ama Kürtler her açıdan kaybetti. Bugün de birçok devlet kendi çıkarları için bizim topraklarımızın üzerinde savaşıyor ve Kürtleri savaştırıyor. Onların çıkarları doğrultusunda savaşmanın bize ne kadar kazandıracağını, Halepçe’ye bakarak anlamalıyız” dedi.

Irak Kürtlerinin 1988 yılında yaşadıklarının aslında bütün Kürtlerin trajedisi olduğunu söyleyen Xoşyar Hüseyin son olarak şu uyarılırda bulunuyor: “Bu tür olayları anlatmak veya yazmak öyle kolay değil. Ahlaki ve vicdani boyutu olan bu olayların tekrar yaşanmaması için Kürt halkının bağımsız ve özgürlükçü bir çizgiye sahip olması ve tahakkümcü devlet anlayışıyla mücadele kültürünün geliştirilmesi gerekir. Bu mücadelenin büyütülüp geliştirilmesi bu halkın ve insanlığın bu tür olayları tekrar yaşamaması için bir zorunluluktur.”

CEVAP VER