Halime’yi samanlıkta bastılar…

Halime yüzünden o kasabada bir sürü insan öldürülecektir…
Halime bir kasaba fahişesidir; ama canı isterse çalışıyor, istemezse namusuna leke getirmiyor.
Bir femme fatale olan, Ortaçağın zehir yapıp erkekleri öteki dünyaya yolcu etmekte usta Lucrezia Borgia‘sı gibi kendisine dokunan kim varsa onların mahvına sebep oluyor.
Halime’yi Fikret Arıt’ın, kendisi gibi artık unutulmuş romanlarından birisinde, Kader Böyle İmiş adlı 1958 basımı romanında tanıdım.
Halime’nin hikâyesini okurken, her satırda aklıma Türk halk müziğine ait erotik türkülerden ¨Halime’yi samanlıkta bastılar¨ takıldı.
Dile dolanan şarkıyı oradan çekip almanın en iyi yolu habire söylemek, tekrarlamaktır, insan beyni bundan usanıp sonra unutuyor…
Allahtan şimdi bu işlerin kolayı var, internete-bilgisunar’a giriyorsunuz, youtube yazıyorsunuz, sonra Halime’nin türküsünü rica ediyorsunuz, karşınıza Neriman Köksal’ın bir Yeşilçam filminden alınmış sahnesi geliyor; ama benim aradığım, asıl bu türküyü meşhur eden Gönül Yazar‘ın söylediğidir.
Lakin Gönül Yazar hanımefendinin seslendirdiği başka bir Halime imiş, ¨Tombalacık Halimem¨ türküsüymüş…

Bir süre evvel, Selim İleri, gazetesi Zaman‘da ¨Çok Satmamışlar¨ başlığıyla bir edebiyat değerlendirmesi yayımladı; 30 Mart 2013 tarihli gazete arşivinden okunabilir…
Orada, S.İleri çok satan kitaplara karşılık aslında çok satması gerekenleri anlatıyor, onları savuna duruyordu.

Kısaca, daraltarak sunduğu listede Sabahattin Âli gibi isimlerin ardına Fikret Arıt‘ı da eklemişti.

Üstelik, tam o sırada, Fikret Arıt romanlarıyla düşüp kalkıyor, hemhâl oluyordum ki böylece okuma uğraşısını artırdım.

Fikret Bey yetmişine varmadan vefat etmiş 1918 doğumlu bir aydınımız, edebiyatçı, çevirmen yazarımızdır. Robert Kolej‘i bitirmiş olması, onda, o vakitler ülkede eksikliği çekilen İngilizce’ye vukûf etmesine yardımcı olmuştur; nitekim Türkçe’ye birçok çeviri kitap kazandırmıştır.
Fakat, Fikret Bey’in asıl Türk edebiyatına popüler roman diye bilinen, basit ve halk için yazılmış eserler verdiğini biliyoruz.

Popüler edebiyat deyip geçmemek gerekiyor, onun da bir ağırlığı, bir edep ve edebiyatı vardır…
Fikret Arıt bunun farkında olan bir yazarımızdı, ancak kitapları işporta derekesine inecek kadar elden ayaktan düştü; yazık oldu.

Üstelik tam da o sıralarda, Türk edebiyatı, solculuk hevesiyle köy romancılığına yönelmiş, tarlada dolaşan kaplumbağa, taşlı köyün çıyanı akrebi, arazilerin zalim Abdullah Ağası gibi motifleri hababam debabam işleyerek, bir dönem Türkçeye ve edebiyatımıza zarar getirmiştir.

Aç ve sefil köylüden bahsetmeyen romanı, edebiyat eserini tu-kaka ilan eden bir anlayış nedeniyle, Fikret Arıt gibi isimler talihsizlikle karşılaştı.

Karakter talih demektir: Efesli Heraklitus, ¨Ethos Anthropos Daimon¨, diyordu…
Yani, insanın talihi neyse karakteri, kimliği ona göre beliriyor…

İşte Fikret Bey ağzıyla kuş tutsa romanları çok satar olmayacaktı; ama yine de 1950 yıllarında Çağlayan Kitabevi‘nce basılan eserleri iyi kötü okur bulmuştur. Bugün tekrar basımlarını yeni kuşak okurun elde etmesini dileriz.

Fikret Arıt’ın Halimesi işte o yüzden, çok satamayan romanlar arasında kalmış bu kadın da talihsizdir. Halime, Fikret Bey değil de başka bir devrimci [!] köy romancısı eline düşseydi, çoktan sosyeteye karışırdı.
Fakat bizim Halimemiz, adı meskût geçilen, anılmayan bir kasabanın kıyıcık mahallesinde kendi başına, bahçe içinde tek katlı evinde yaşayan kendi hâlinde bir orospudur.

Halime, daha on beşindeyken, Osman adına bir delikanlının tecavüzüne uğramıştır. Güya, Osman’a akıl verenlere bakılırsa, Halime’yi bir kez olsun yatağa zorla sokmak onu karı yapmaya yetecektir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yaşanmış bir eşkıya, kasaba, halk hikâyesinden devşirildiği anlaşılacak biçimde işaretler taşıyan romanında Fikret Bey, tecavüzcü Osman’ı âşık Osman olarak tanıtır da yaptığı ahlaksızlığı, terbiyesizliği, açıkçası bir büyük suçu okur böylece af eder.

Zira Osman, Halime’ye âşıktır ve onu orospuluğa itelediği için pişman, pişmanlığından bugün he dese onunla hemen evlenecek kadar ona tutkundur. Anlaşılan şu ki Osman, Halime’nin evine kabul ettiği erkeklere göz kulak olmakta, hırlı hırsız, uğurlu uğursuz gibileri uzaktan takip edip sevdiği kadına bir zarar gelmesin diye erketeye yatmaktadır.

Osman, işte böyle atik tetik durduğu gecelerin birinde, çevrede nâm salmış, belalı ve acımasız çeteci Boşnak Rıza’nın Halime’yi dağa kaldırıp biraz nefsini körlemek istediğini ¨çakozlar…¨
Baş edemiyeceği bir bela gelip Halimesi’nin kör karanlıktaki kapısına dayanmıştır, bunu çözse çözse jandarma halleder. Hemen kasabanın yeni tayin olmuş, eski dilde mülazım diye adlandırılan, jandarma teğmeni Hüsnü Efendi’ye koşar, durumu anlatıp yardım ister.

Mülazım Hüsnü, birkaç jandarmayla tedbir alır, eşkıya takımı Halime’nin evini basacakları sıra müdahale eder ver Boşnak Rıza’nın adamlarını kıskıvrak yakalar, fakat şâkiden bazıları kaçıp dağa geri döner ki Boşnak onlardan aldığı haber üzerine küplere biner.

Boşnağın amacı Halime’yi dağa kaldırıp samanlıkta biraz gönül eğlendirmek, artığını da çetesinin adamlarına yedirmektir.

Ama Halime, namusunu koruyup çetecilere direnmiş, işte o meyânda mülazım Hüsnü çıka gelmiştir
Aşk o kör karanlıkta, tam da işte orada başlar.

Mülazım Hüsnü, kasabanın fingirdek fahişesi, ama aslına bakarsanız namusundan tenzilat yapmayan Halime’ye görür görmez âşık olur.

Kasabanın kaymakamı, ileri gelenleri kısa sürede yayılacak olan dedikoduları duymakta ve eteği belinde, donu elinde, zilli Halime’nin yeni âşığı teğmeni bu işten uzak tutmaya çalışacaktır; ne yapsalar nafiledir…
Ateş bacayı sarmıştır…

Fakat vuslat, buluşmak zor görünmektedir.

Zira bir yanda İstanbul Harbiye mektebinden diplomalı teğmen, öte yanda şalvarının lastiği gevşek ve donu bir türlü kıçında durmayan bir fahişe vardır; gel de çık işin içinden…

Teğmen Hüsnü, Osman’ın aşkına rağmen, Halime’nin yediği nânelere itibar etmeden kararını verir ve tayin talep ederek başka bir kasabaya gitmeyi, orada Halime’yle nikâh kıymayı göze almıştır.

Ancak, Halime’nin bu vaatlere karnı toktur ve nikâh tarihine kadar bekleyemez, Hüsnü’yü tez elden koynuna alır.

Fakat bu birleşme okurun heves ettiği gibi hemen olmaz, zira arada bir kahramanlık yaşanması gerekecektir; öyle kolay mı?

Boşnak Rıza’nın yakışıklı teğmeni bir çatışma sırasında dağa esir kaçırdığını duyan Halime kendisini teslim etmek, sevdiğini kurtarmak için yollara düşer, dağa çıkar, gönüllü olarak Boşnak çeteciye varır. İşte o sırada çıkan patırtıda, Boşnak Rıza’yı bir başka eşkıya vurur, o arbede içinde teğmen ve Halime serbest kalır, geri dönerken yorgunluğu bir yana bırakıp bir kuytuda sevişirler:

¨ -Halime, daha çok yolumuz var, biraz uyusan…
-Sen de uyursan uyurum…
-Benim uykum yok, yürüyelim istersen…
Kadının sesi yalvarır gibi titredi:
-Kalkmayalım!
Sol elini göğsüne sokarak, orada hareketsiz duran erkeğin eline bastırdı. Onun parmaklarını büktü. O parmakların kendiliğinden hareketlendiğini, evvela tereddütle, sonra canını yakacak kadar kuvvetle göğsünü sıktığını hissedince elini çekti. Yavaş yavaş aşağıya doğru kaydılar…¨ [F.Arıt, s.97]

Bu sahne, erkeğin, teğmen Hüsnü Bey’in teslim olduğu yerdir; kısa bir süre sonra Harbiyeli Hüsnü teğmen Halime uğruna çıkan çatışmada hayatını kaybedecektir.

Ama onun hayatı yanı sıra başka başka erkekler de mutfak tezgâhında pırasa doğranır gibi kelle koparmacasına ölüp gider…

Osman ise Halime’ye hakaret ediliyor diye uğruna işlediği bir cinayetten sonra asılmak üzere Vilayet’e gönderilir; evli evine köylü köyüne döner yani…

Hikâyenin tamamını aktarmıyoruz ki siz merakınıza teslim olup bir hevesle bu kitabı elde ediniz…
Ancak, Fransız yazarı Prosper Mérimeé‘nin Carmen adlı, bizde kısaca Karmen diye bilinen, ayrıca İtalyan bestecisi Georges Bizet‘in 4 perdelik meşhur operası ki sonrasında birçok filmi, tiyatrosu, benzeri konular üzerine edebiyat eserleri üretilmiş bulunan çalışması aklımıza gelir.
Mérimeé’nin eserinde okuduğumuz gibi, İspanya’nın Seville kentinde jandarma onbaşısının başını yakan Çingene Karmen neyse, Fikret Bey’in Halimesi hemen hemen aynısıdır…
1875 yılında Paris sahnelerine bol alkış toplayan operasında Bizet’in Carmen’i bugün plak, CD olup elimizdedir.
Halime’yi samanlıkta bastılar türküsü [*] de eski Yeşilçam filmleri arasındadır; aranırsa orada bulunur…

________________

* sermuteferrika@gmail.com

¨Kader Böyle İmiş¨
Fikret Arıt
Roman, 126 sayfa
Baha Matbaası, İstanbul, 1958

• Kitabı sahaflardan elde etmek isteyenler için iki adres önerisi:
1.Babil Sahaf, Lütfü Bayer, Dr.Esad Işık Cd. Moda, Kadıköyü, İstanbul
2.Pami Sahaf, Tolga Gürocak, Ali Süâvi Sk. No.24-2, Nâzım Hikmet Vakfı karşısında,Bahariye, Kadıköyü, İstanbul
• Kitabı internet üzerinden almak isteyenlere bir web sayfa önerisi:
www.nadirkitap.com

Halime’yi samanlıkta bastılar
Şalvarını gül dalına astılar
Gecesini bin beş yüze kestiler

Elde bade belde şalvar oynar
Oynar gâvur kızı aman oynar
Muhabbeti de aman candan kaynar

Halime’nin samanlıktır sarayı
Alışmış liraya almaz parayı
Hasan Çavuş bulmuş seni arayı

Uzat ellerine kına yakayım
Gerdanına beşibirlik takayım
Sen salın da ben boyuna bakayım

Halime’nin yolda buldum izini
Duman sandım şalvarının tozunu
Açtım yaşmağını öptüm yüzünü

Elde bade belde şalvar oynar
Oynar gavur kızı Halime
Bak bir de benim hâlime

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen − ten =