İNGİLTERE… Halkın vicdanı olacak sanatçı aranıyor

İspanya İç Savaşı sırasında faşist diktatör Franco’nun zulmüne karşı ressamlar seslerini yükseltmişlerdi. Pablo Picasso, Julio González, Joan Miró, Alexander Calder, Alberto Sánchez ve José Gutiérrez Solan’ın eserleri 1937 Paris Dünya Fuarı’ında sergilenmişti. Paris sergisinin istemi olmamasına karşın ressamlar yaşamsal risk alarak halkının vicdanını tuvallere yansıtmıştı.

Günümüze gelirsek; ben çocukken dünyada Bridget Bardot (BB) fırtınası esiyordu. Fransız sinema oyuncusu, manken ve şarkıcı 1950’lerin ve 1960’ların kadın figürü olarak ünlenmiişti. BB ne yapsa dünyada haber oluyordu. Sanatçı biriktirdiği yılların ilgisini hayvan hakları ile ırk ve din ayrımcılığına karşı mücadelede kullandı.

Londra’da tanışma şansı yakaladığım Susannah York ise 1960’lı ve 1970’li yıllarda İngiliz tiyatro ve sinemasında önemli bir oyuncuydu. Superman ve Aşk Gemisi dizilerinde rol alan Altın Palmiye ödüllü İngiliz sanatçıyı ne yazık ki 2011’de yitirdik. York da bütün etkisini anti-nükleer mücadele için kullandı. İsrail’in gizli nükleer silahlarını Guardian’a anlattığı için Roma’dan Tel Aviv’e kaçırıp tek kişilik hücreye atılan Mordechai Vanunu’yu kurtarmak için geceli gündüzlü çalışmıştı.

İyi bir oyuncu olduğu kadar toplumun vicdanı da olan Robert De Niro da, 2018’de 72’nci Tony Ödülleri töreninde sahnede rock yıldızı Bruce Springsteen’i anons ederken “Tek bir şey söyleyeceğim. F… Trump” demiş ve ayakta alkışlamıştı. Sanatçı, “ırkçı”, “aptal” ve “ulusal bir felaket” diye nilediği Başkan Trump’ın salgın dönemindeki beceriksizliğine karşı tek kişilik sert muhalefetinin arkasına hayranlarını almayı başardı.

Salgında 5G’ye karşı bayrak açarak, Bill Gates’in çip takma planı ve ilaç tekellerine karşı halkı uyaran Fransız aktris Juliette Binoche, 2019’da ülkesi İspanya’da yapılan İklim Zirvesi’ni protesto eden aktör Javier Bardem, kırmızı yerine “yeşil halı” savunucusu Meryl Streep, Julia Roberts halkın vicdanı sanatçılardan birkaçı.

Türkiye’deki sanat dünyasına gelirsek; çoğundaki “siyasi duyarlılık” ve “çevrecilik” sanki menajerlerin ezberlettiği replik gibi. Elbetteki Zülfü Livaneli, Suavi, Haluk Levent, Kadir İnanır, Mehmet Ali Alabora, Muazzez İlmiye Çığ, Nihat Gökyiğit ile hayatta olmayan Yaşar Kemal ve Hayrettin Karaca gibi bazı isimleri tenzih edersem bizde halkın vicdanı olan “aktivist sanatçı” yok denecek kadar az. Hani yanlış anlaşılmasın, ben bireysel çıkışlarla iyiden güzelden yana bir alt üst oluşacağına inananlardan değilim, bu bir sınıf mücadelesidir. Sanatçıların cesur çıkışı yalnızca sinerji yaratabilir, daha yaşanılabilir dünya umudu adına demokrasi cephesine tuğla taşıyabilir. Diktatörlerden çevre katliamı yapan rantçılara, çocuk tacizcilerinden ölüm listesi sunanlara “Hop burası çobansız köy değil” mesajı ve hayranlarına da cesaret verebilir.

Gezi’deki duyarlılığından dolayı başı dertten kurtulmayan oyuncu dostumuz Mehmet Ali Alabora, “Çevreci olmak çaktırmadan sistem içindeki bir antivirüs programına dönüştü. Antivirüs programı bir işletim sistemini ayakta tutmaya çalışır. Bizimse o işletim sistemini değiştirmemiz lazım. Bu işletim sistemiyle devam edemeyiz. Öyle çevrecilik, hani o işletim sistemine dokunmadan, sistemin birazcık ilerlemesini sağlamaya çalışıyor. Oysaki bu yaşam biçimini değiştirmek lazım” diyor.

Öte yandan “Ama Tarkan, Orhan Gencebay, Orhan Pamuk ve Sezen Aksu, ‘Hasankeyf kurtulsun’ diye imza vermişlerdi” derseniz, “Olmaz kardeşim. Yetmez! Lafla peynir gemisi yürümez! Gidin yerleşin Hasankeyf’e. Sizi ancak yaka paça atabilsinler ve dünya da bu rezaleti izlesin… Bunu ben yaparsam kimse duymaz ama siz sanatçılar taşıdığınız onca ilgi, sevgi ve hayranlığı böylesi onurlu bir amaç için kullanırsanız dünya kamuoyunu da yanınıza çekersiniz. Hem de gerçekten sanatçı olursunuz” derim.

Salgın günlerinde terazinin bir kefesinde para için önlemleri kaldırmak isteyenler, diğerinde ise “önce sağlık” diyenler yer alıyor. Muhafazakar, faşist, çokuluslu şirketler, iktidar yanlısı medya ile finans kapital bu terazinin ilk kefesinde. Sosyalist sol, aydınlar, sağlık sektörü, insan hakları savunucuları, bağımsız medya ve bilim dünyası diğerinde. Halkın vicdanı olacak sanatçılar ya siz nerelerdesiniz? Turkish Picasso, Turkish BB, Turkish Binoche! Where are you? Sizi arıyoruz…

Önceki haberEkmek Zamanı
Sonraki haberChomsky: ABD felakete koşuyor
Faruk ESKİOĞLU
1958’de Akşehir’de doğdu. Parkalı dönemin tanıklığını yaptı. 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’de Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde ‘master’ yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. 1985’de yerleştiği Londra’da da medya okudu ve film yapımcılığı kursları aldı. Nokta İngiltere Temsilciliği yaptı ve Hürriyet Londra bürosunda görev aldı. 1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak çalıştı. 2001 ekonomi krizinde Londra’ya döndü ve gazeteciliğini sürdürdü. 2005 Ocak’ında dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. 2007'de "Aşkolsun Adı aşk olsun!" başlıklı belgesel romanı Türkiye'de yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.