Halkla ilişkiler atağı

Cumhurbaşkanı ve başbakan, psikolojik ve/veya siyaset danışmanlarının tavsiyeleri doğrultusunda zaman zaman yemekli toplantılar yaparak, bir anlamda “halkla ilişkiler” alanlarını genişletmeye gayret etmekteler. Açıktır ki, bu tür davetleri dostluk ilişkisi olarak değil, siyaset ortamında yürütülen ve ülke siyaseti üzerinde gerçekleştirilen iletişim, hatta yönetişim olarak görmek gerekir. Bu itibarla, bu tür davetlere icabet etmek ya da etmemek kadar, davetteki konuşmalarda tavır ortaya koymak ya da koymamak da sosyal sorumluluk olarak görülmelidir. Zira, davete icabet ve yemekli toplantılarda sergilenen davranış tarzı, uyguladıkları siyaset bağlamında siyasetçiye destek ve güç verebileceği gibi, siyasetçileri, siyasetleri ve/veya uygulama yöntemleri üzerinde bir kez daha düşünmeye sevk edebilir. Kısacası, bu tür davetlere icabet ve toplantıda sergilenen tavır ciddî toplumsal sorumluluğu gerektirir ve bundan dolayı da, davet sonrasında “sâkin yemek ortamında olumlu görüşmelerde bulunduk” gibi geçiştirici laflardan kaçınıp, tüm safahat hakkında topluma geniş bilgi verilmesi gerekir.

Devlet erkânının toplumun bazı kesimlerine yemekli davet vermesinin ikili hedefi olabilir. Birinci hedef, uygulanan politikaların toplum üzerinde etkili olduğu düşünülen kesimler marifetiyle tüm topluma sempatik yoldan yaygınlaştırılmasıdır. Mesele böyle ele alındığında, açıktır ki, davet edilenler, mesaj alma konusunda pasif, alınan mesajı topluma yayma konusunda ise aracı sıfatıyla aktif konumdadır. Nitekim, öyle anlaşılıyor ki, son toplantıda başbakan fikir alış verişinde bulunmak yerine, açılım gibi bazı politika uygulamalarında sanatçılardan destek istemiştir. İkinci hedef ise, toplumun sorunlarına duyarlı kesimlerden kişilerin davet edilerek, onların fikirlerinin alınması yoluyla toplumun nabzını tutmak olabilir. Demokratik uygulamalar ve Habermas türü “kamusal alanlar” görüşüne uygun düşen toplantı türünün ikinci hedef anlayışı çerçesinde yapılması gerekiyor olmakla beraber, fiilen uygulamada böyle bir yaklaşıma gidilmediği anlaşılmaktadır.

Her iki hedef doğrultusunda yapılan toplantılarda da aday belirlemesinde seçici olunması doğal karşılanıyor olmakla beraber, birinci hedef doğrultusunda gerçekleştirilen toplantılarda bu seçiş tüm taraflar açısından daha da önemlidir. Yukarıdan görüş aktarılacağı ve bunun topluma uygun bir dille anlatılmasının istendiği bir yerde adayların seçimi de ona göre özel olur. Böylesi özel seçişlerde olası yakışıksız kuşku ve tartışmaların izale edilebilmesinin tek yolu, davet edilen heyetin davet sonrasında, bir temsilci marifetiyle, konuşulan konuları detaylı olarak kamu oyu ile paylaşması olabilir.
Davet sahibinin amacı ne olursa olsun, siyasal bir davete icabet etme durumunda olan bir kişi, bu durumu bir tür toplumsal sorumluluk algılaması ile mutlaka aktif konuma dönüştürmeli ve yukarıdan gelecek talep ve ricalardan çok, toplumsal sorun ve tercihleri siyasîlere iletme sorumluluğu içinde davranmalıdır. Böylesi davet ya da kabullerde yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya bilgi akışı sağlanmalıdır. Aksi halde, toplumun saygı duyduğu veya öyle algılandığı kesimler, uygulanan politikaları topluma kabul ettirme ajanları olmakdan öteye geçemezler!

Bu tür toplantılardan sonra kamuoyunun detaylı olarak bilgilendirilmesi, toplantıda sergilenen tavırların ve konuşulan konuların hiçbir toplumsal süzgeçten geçmeden, ilgili çevrelerce topluma yayılmasının sakıncalarının ortadan kaldırılması açısından fevkalade önemlidir. Böylesi gizli ortamlarda yayılan bilgilerle işleri yürütmeye kalkmak, söz konusu kapalı kanallarla ulaşılan toplum kesimlerinin demoktarik olmayan yöntemlerle ikna edilmesi ve yönlendirilmesi anlamına gelir.
Toplantıya katılan ve bundan böyle katılacak seçilmiş kişilere hangi konuları gündeme getirdiklerini ya da getireceklerini sormak bana düşmez. Ama, aynı sorumluluk çerçevesinde, seçilmiş kişiler de siyasal bir ortamda hangi fikirlerin tartışıldığının detayılı hesabını topluma vermekle yükümlüdürler!

Türkiye’nin siyasî gündeminin fevkalade yoğunlaştığı bir dönemde, iç ve dış müdahalelerle tüm kurumların büyük bir sarsıntı geçirdiği bir ortamda siyasîlerin her çareye baş vurarak toplumsal destek almaya gayret etmeleri doğaldır. Ancak, sorunların yoğunlaşmasının çözümünün varolan siyasetçileri desteklemekten mi yoksa desteklememekten mi geçtiği meselesi teknik değil, toplumsal-siyasî bir konudur. Hal böyle olunca, zor durumlarda siyasîlerin ek destek gereksinimi içinde olmaları çok doğaldır. Ek destek lobilerinin işlevi siyasîlerin fikir ve uygulamalarının topluma yansıtmak olmamalıdır. Zira, yaşanan sorunlar siyasîlerin politika ve uygulamalarından doğuyor ise, böylesi tek yanlı basit görüş yansıtma işlevi, sorunları büyütmekten başka bir işleve sahip olamaz.

Bu tür toplantılar, aynen bürokrat kesimle yapılan teknik toplnatılara koşut olarak, halk kesimleri ile yapılan sosyal-teknik toplantılar olarak görülmelidir. Bu görüş çerçevesinde, toplantılar karşılıklı fikir alış verişi olmakla birlikte, daha çok toplumsal sorunların siyasîlere yansıtıldığı bir ortama dönüştürülmelidir. Toplantı sonrasında yapılacak kapsamlı açıklamalar ile, hem toplantı aleniyet kazanmış, hem de toplantıda tartışılan konular açık yöntemle topluma yayılmış, böylece bir tür süzgeçten geçirilmiş olur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.