Hangi karanlık?

Değişik koşullarda profesör unvanına ulaşmış bir genç adam, bundan birkaç gün önce ekranda mangalda kül bırakmamacasına konuşuyor, izleyenler nasıl olsa bilmezler rahatlığıyla esip savuruyordu. Değerli bilim adamı yanlışı doğru diye sunarken öylesine rahattı ki ne yalan söyleyeyim imrendim ona. Kardeşimiz Jean-Jacques Rousseau’nun temsili demokrasiden yana olduğunu söylüyordu ki tümüyle yanlıştır. Aydınlanma yüzyılı diye bildiğimiz XVIII. yüzyıl felsefi düşüncenin azçok sokağa indiği bir yüzyıldır. Felsefe alabildiğine siyasallaşmış, bir yüzyıl önceki kuramsal ağırlığından uzaklaşmıştır. Rousseau’nun da içinde bulunduğu aydınlar kesimi birkaç yüzyıl boyunca sermaye düzenini oturtmak gibi bir işi inatla ve başarıyla yüklenmiş olan ve feodalliği hemen hemen bitirmiş olan mutlakyönetimin zorbalıklarından bıkmışlardır. İnsana en uygun yönetim biçiminin koşulları neler olabilir diye düşünmektedirler. Ama Rousseau başta olmak üzere aydınlık düşünceleri savunan bu düşünürlerden hiçbiri demokrasiye sahip çıkmamıştır. Onların gözü daha çok ılımlılaştırılmış mutlakyönetimlerdedir. Tarihteki her şey gibi demokrasi istemi yavaş yavaş gelişecek ve özellikle bir yüzyıl sonrasının konusu olacaktır. Sanılarla iş görmek bilim adamına yakışır mı?

İnsanların bir kolaylığı var. Aydınlanma iyi bir şey diye düşünüyorlar. Eh demokrasi de iyi bir şey. Gelin biz bu iki şeyi kafadan evlendiriverelim. İşte bu olmuyor dostlarım. Yakıştırmalarla bilgi üretmek çok zahmetsiz bir iştir ama insanı yarı yolda bırakır, gün olur rezil eder. İnsan bilmediği konularda konuşmamalıdır, en azından bunu yapabilmelidir kendilerine aydın diyen insanlarımız. Bilgi üretmek otomobil sürmeye, bir akşam yemekten sonra bir televizyon kanalında ülkeyi kurtarmaya, yalan yanlış öyküler ve kafadan atma romanımsılar yazarak adını büyük edebiyatçıya çıkarmaya benzemiyor. Bilim de sanat da felsefe de ciddi iştir. Yaşama doğru olarak yerleşebilmek için iyi düşünmek gerekir, bunun için de insanların dizlerini kırıp evrensel uygarlığın ya da onun özünü oluşturan felsefe denen şeyin tarihini bilmeleri gerekir. Böyle güç bir işe, aslında güç olmayıp da güç diye bilinen bir işe davranmak istemiyor kimse. Bırakın sıradan aydınlarımızı, felsefeden sorumlu olan kişiler bile felsefe tarihi bilmenin yararsızlığını anlatmaya çalışıyorlar sıkılmadan. O zaman ne oluyor? O zaman en basitinden Jean-Jacque Rousseau doğrudan doğruya temsili demokrasiden yana oluveriyor.

Eksik bilincin alacakaranlığında Platon’u ilk ve son filozof sayanlar mı arasınız? Felsefeyi Marx’la başlatanlar mı ararsınız? Yunan demokrasilerinin gerçek demokrasiler olduğunu düşünenler mi arasınız? Olumculuk denen bilimsel bakış açısının ve onun Bacon gibi Comte gibi savunucularının tehlikeli insanlar olduğunu söyleyenler mi arasınız? Bilimle felsefenin aynı şey olduğunu öğrenmişler mi arasınız? Aristoteles mantığının bir yanlışlar mantığı olduğunu söylemeye çalışanlar mı ararsınız? Ortaçağ’ın tekmil karanlık bir dönem olduğunu bilenler mi arasınız? Bakarsınız, kafasının pırıl pırıl aydınlık olduğunu sanan bir kardeşimiz ülkeyi ortaçağ karanlığından kurtarmak gerektiğini size anlatmaya çalışıyor. Ülkeyi hangi ortaçağ karanlığından kurtaracağız benim gözüm nuru gönlüm süruru arkadaşım? Tarımdan üst düzeyde verim almak için yöntemler bulan, almaşık ekim düzenini getiren, bahçecilik uğraşını sanata dönüştüren Ortaçağ’ın karanlığından mı? XIII. yüzyılda bugünün anlı şanlı üniversitelerini kurmuş olan aydınların Ortaçağ’ından mı? Bir zaman sonra sanatı din adamlarının elinden alıp uygar yaşama sunan insanların Ortaçağ’ından mı? Evrenseller tartışmasını başlatarak epey zamandır inancın kıskaçları arasında sıkışmış olan felsefeyi diriltmeye çalışan filozofların Ortaçağ’ından mı? Aristoteles’in yapıtlarını yeniden değerlendirerek yeni düşünceye güçlü bir atılım kazandırmış düşünürlerin Ortaçağ’ından mı? Rönesans’ın ilk atılımlarını daha VIII. yüzyılda gerçekleştirme çabasına girmiş olan imparator Karl I’in Ortaçağ’ından mı? Hangi ortaçağ karanlığından kurtaracağız kendimizi, açık açık söylesenize. Yeniçağ’ın eşiğinde yepyeni düşünceler geliştirdiği için on iki yıl hapis yatırılmış rahip Roger Bacon’ın Ortaçağ’ından mı, hangi Ortaçağ’dan? Eskiçağ’ın en değerli yapıtlarını çöpe atmamış ve onları yüzyıllar boyunca canı gibi korumuş manastır insanlarının Ortaçağ’ından mı, hangisinden? Bu karanlık öğrenmeden bilen aydınlarımızın karanlığı olmasın sakın?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven − nine =