Hangisinin işi daha zor

PAYLAŞ

Bir gün ummadığınız bir soruyla karşılaşırsınız. Bu yaşıma gelene kadar bunu düşünmemiştim dersiniz. Önemli bir soru değildir belki. Önemlidir belki de, neden önemli olmasın. İnsanı ilgilendiren her şey önemlidir. Ama benim karşılaştığım soru insanla değil hayvanla ilgili. Olsun, hayvan dünyası insan dünyasının çok uzağında değil. Onların da canı var. Hele üst düzey memeli hayvanlar bize ruhsal olarak da çok yakınlar. İnsanoğlu onların varlığında bir dayanak buluyor çok zaman. Köpekli ihtiyar imgesi gözlerimizi yaşartmaz mı? Neyse, biz sözü uzatmadan soruyu ortaya koyalım. Ortaçağ’la ilgili bir masal kitabını şurasından burasından didiklerken bir eşek ve köpek masalıyla karşılaştım. Soru şu: eşeğin mi işi daha ağır köpeğin mi?

Aynı evde kalan bir eşekle bir köpek vakit buldukça hoşbeş ederlermiş. Bir gün eşek köpeğe “Benim bir haftada yaptığım iş seninkinden çok daha ağır” diyor. “Doğru değil, ben senden daha çok yoruluyorum, bu konuda seninle bahse girerim” diyor köpek de. Bir lirasına bahse tutuşuyorlar. “Önce sen başla, önce sen anlat kendi durumunu, sonra da ben anlatırım” diyor köpek. Eşek başlıyor kendi zorluklarını anlatmaya:

-Ben değirmene un taşıyorum. Bundan daha ağır bir iş olabilir mi? Çabuk gideyim diye sopayla dürterler, sopayı kafama indirirler. Bunun karşılığında ben ne elde ediyorum bir düşünsene. Doyacağım kadar yiyecek de vermiyorlar bana. Bir başka gün ormana götürürler beni. Yığarlar sırtıma odunu ki taşı taşıyabilirsen. Biraz daha odun koysalar pide gibi yapışacağım yere. Ara sıra da vururlar bana, bir yerlerime sopa batırırlar, kente giderken tırısa kalkmamı isterler. O sıra efendim bir dostuna raslayıverir, pozunu atmak için hiç gereği yokken üç sopa daha vurur bana, yere kapaklanırım. İşte benim sıkıntılarım bunlar, benim acılarım bunlar köpek kardeş. Şimdi de sen sıkıntılarını ve acılarını anlat bakalım.”
Bu defa köpek anlatmaya başlar:

-Anlatayım eşek kardeşim. Senden hiçbir şey gizlemeyeceğime şerefim ve namusum üzerine yemin ediyorum. Senin durumun benimkinden biraz daha iyi, neden dersen işini bitirdiğin zaman en azından seni bir dam altına koyuyorlar değil mi? Güzel, gözümüz yok. Ama bütün gün dışarılarda yorulup şöyle güzel bir yerde dinlenmeye çekilmek kötü bir şey mi? Ah ne kadar yazık, ne kadar acı, ne kadar korkunç güzel gözlü kardeşim benim. Herkes sıcacık yatağına girer, ben karın ve rüzgarın altında kalakalırım. Hırsızlar soyguna geldiğinde yaşamımı tehlikeye atıp herkesin yaşamını korumaya çalışmam gerekir. Sağıma soluma bıçak ya da kılıç sapladıkları olur, kafama taş attıkları olur. Ben bunları yaşarken, oh sen mışıl mışıl uyumaktasındır. Uyu canım, gözümüz yok. Sabah olur, herkes kalkar, eve girsem diye düşünürüm, kimse o sırada dönüp bakmaz yüzüme. Hanımımın peşinden giderim, bana yiyecek bir şeyler versin diye havlarım. Hanımım önüme kupkuru bir ekmek parçası atar. Herkes işine gider, ben onunla kalırım. O çorbayı kaynamaya koyar, koca tas çorbayı ekmeğini batıra batıra yer. Yesin, afiyet olsun. Bak, yaz şuraya, dediydi dersin, bu kadın bir gün yemekten çatlayacak. Bana da çanak yalamak kalır. Buna da teşekkür etmemi isterler. Bütün gece koca evin güvenliğinden sorumlu olan ben değil miyim? Herkes eve döner, yemek için masanın başına bir güzel kurulurlar. Ben bir köşede kuyruğu kıstırır öylece kalırım. Hanımım en güzel giysilerini gitmiştir ve aç değildir, bütün gün o kadar çorba içtikten sonra bir de aç mı olacak! Kımıldayacak durumu kalmamıştır zavallının, giysilerinin altında patlayacak duruma gelmiştir. Gaz çıkarır, onu da benden bilirler. Defol buradan pis köpek diye kulağımdan tuttukları gibi beni dışarı atarlar, bu arada bir de okkalısından sopa atarlar. O sıra bir sille de hanımım vurur ben ne diye eksik kalacakmışım diye. Artık onun vurması gerekmez bana kalırsa değil mi, ben zaten yiyeceğim kadar sopa yemişim…

Eşek ağlar, gözyaşları o güzel gözlerinden aşağıya yağmur gibi süzülür. Hıçkıra hıçkıra “Haklısın güzel kardeşim, çok haklısın” der. “Ben nasıl göremedim senin durumunu da bahse girmeye kalktım. Kendimden utanıyorum inan ki. Meğer benim işim ne kadar kolaymış. Senin yanında ben krallar gibiyim. Gücenme bana ama bundan sonra dünyaya köpek olarak gelmediğim için yatıp kalkıp dua edeceğim. Bu bir lirayı hiç elim titremeden, tam bir gönül rahatlığıyla veriyorum sana. Güle güle harca güzel kardeşim. Bak ne diyeceğim, bir şeye gereksinimin olursa çekinme ne olur! Tamam mı? Ölümü gör bak…”

CEVAP VER