HAS BAHÇE’DE, KANUNUN TELLERİNDE MARTILAR VE CAZ

HAS BAHÇE’DE, KANUNUN TELLERİNDE MARTILAR VE CAZ

0
PAYLAŞ

Osmanlı padişahları, yaşadıkları mekanların çevresini, hep yeşillik ve ağaçlarla güzelleştirmişler. Yok edilmeyip bu güne kalanlar, İstanbul’a adeta soluk aldırıyor. İyi ki o zamanlar, TOKİ yokmuş. AVM’ler ve rezidanslar yokmuş. Yoksa, bu yeşilliğin yerine, yandakiler gibi beton yığınları dolardı.

İstanbul, 20.Caz Festivali çeçevesinde, bu mekan da değerlendirilmiş. Perşembe akşamı, etnik müziğin harmanlandığı bir konsere ev sahipliği yaptı. “Ustalarla Buluşmalar” serisinde yer alan bu konser de, bizim sanatçılarımızla, yabancıların bir arada olduğu, güzel bir beraberlikte gerçekleşmiş oldu.

Galiba, Türkiye’de ilk kez sesini duyuruyor. Suriyeli, Ermeni kökenli bir sanatçı, Lena CHAMAMYAN. Klasik Ermeni müziğini, caz ile birleştirmiş. Sesinin çok güzel olduğunu söyleyebiliriz. Daha sonra tekrar dinlemek için, CD’sini aradım ama bulamadım. Suriye’de çok tanınmış olduğu ve ülkenin önemli sanatçılarından olduğu belirtiliyor. Müziğin evrenselliği içinde, savaşa ve insanlar, ülkeler arasında sevgisizliğe yer yok. Enstrümanları ile eşlik eden sanatçılar arasında, Fransız ve İngiliz sanatçılarda vardı. İki saati aşan konser boyunca, Ermeni müziğinin duyarlılığı, acıları ve sevinçlerine, yaşamlarına bizi ortak etti.

Gruba katılan, Türk müzisyenler içinde, öncelikle Tuluğ Tırpan üçlüsünü belirtelim. Tuluğ Tırpan, piyanosu’nun başında, aynı zaman da bir orkestra şefi gibi, caz tınılarıyla, dünya müziğinden örnekler verdiler.

Bu konser ile geç te olsa keşfettiğim, Özer Arkun oldu. Çello’yu, tüm parçalara eşlik ederken, grubun bir üyesi gibi değil, bir virtüöz olarak yer alıyordu. Diğer enstrümanlarla, ikili üçlü söyleşilerde, Has Bahçe’de, gecenin serinliğini adeta sıcaklığa çeviriyordu. Şimdi bu satırları aktarırken de, CD’den, Çello’nun sıcak seslerini dinliyorum.

Bu konsere giderken, asıl merak ettiğim, kanunun caz içinde yer almasının oluşturacağı tını rengi ve zenginliğini görmekti. Göksel Baktagir, özgünlüğünü korumanın yanı sıra, caza uyum ve özellkle de, piyano ile karşılıklı kanun söyleşisinde, bizden renkleri de sergiliyordu.

Bu süreçte, beni en çok etkileyen ise, kanunun tellerinde, martıların uçuşları, sesleri, şarkıları, adeta Has Bahçe’ye gelmişti. İstanbul demek, martılar demek, şehrin sahibi onlar. Yakarışları ile caz müziği içinde yer alıyorlardı. Kanunun tellerinde martılar, Has Bahçe de, adeta ayrı bir konser veriyor gibiydiler.

Bu yıl, İstanbul Müzik Festivali’nin etkinliklerini izleyemedim. Caz Festivali’nde ise, Gaz Festivali nedeniyle, Galata programını izleyememiştim. Perşembe akşamı, Gaz Festivali’ne de ara verilen bir gün olması nedeniyle, Has Bahçe’ye geldim. 20 Caz Festivali’nde, hiç değilse bir etkinliği kaçırmamış oldum.

Ermeni müziği ile bizim müziğimizin, nasıl içiçe girdiğini görmek ve özelikle de, Lena Chamamyan’ın, ermeni parçalarında, arap müziği ezgilerinin de kaynaşmış olması beni şaşırtmadı.

Suriye’de iç karmaşanın alabildiğine devam ettiği, bizimde politik olarak, ülkenin iç işlerine fazla girmemizin sakıncalarının yaşandığı günümüz de, bu konser bir çok anlam içeriyordu.

Ülkeler, etnik kimlikler, dinler, farklı olabilir. Geçmişte, yaşanan savaşlar ve üzüntüleri ön plana çıkarıp, düşmanlık beslemek, aykırılıkları ve ayrılıkları, kavga aracı haline getirmenin, kime ne yararı var. Oysa, burada müziğin bileşkesinde renklerle, sevgi seli oluşturmak öylesine kolay ve güzel ki.

Ne ilaçlı tazyikli sular, ne plastik mermiler, ne gazlar, ne de televizyonda bağıranlar. Hepsi bir yana, Piyanonun, çellonun, kanunun ve diğer enstrümanların eşliğinde, Lena Chamamyan’ın sesi, gecenin güzelliğine karışıyor.

Has Bahçe’den çıkıp, Beşiktaş’a doğru inerken, martılar da, kendi konserlerini hala sürdürüyorlardı.

İstanbul. 22 Temmuz 2013. ismail.bayer1@yahoo.com
.

BİR CEVAP BIRAK

19 − ten =